Rejimin bütün muhafızları

Sanki çağ açıp, çağ kapatan bir büyük hadise. Başbakan, "Polis teşkilatı, demokratik rejimin güvencesi, önemli bir sigortasıdır" demiş. Ne yalan söyleyeyim, bu kadar büyüyeceğini kestiremedim.

Sanki çağ açıp, çağ kapatan  bir büyük hadise.
Başbakan, “Polis teşkilatı, demokratik rejimin güvencesi, önemli bir sigortasıdır” demiş.
Ne yalan söyleyeyim, bu kadar büyüyeceğini kestiremedim.
Yoksa baştan tedbirli davranır, tanıklığımı konuşturur, yanlış anlamaya mahal bırakmazdım.
Çünkü benzer sözleri, Başbakan, bilmem kaçıncı kez söylüyor.
Neden bu sefer olay?...
Polisi, tek başına rejimin muhafızı ya da vasisi tayin ettiyse, o zaman başka...
Ama muhafızlardan bir muhafızsa, ne mahsur var bunda, anlayamadım.
Varsın,  biraz onlar da nöbet tutsun; sonuçta başka diyarlardan gelip iltica etmiş değiller ki.
Geriye dönüp, Başbakan’ın askeri program konuşmalarına ya da özel gün mesajlarına bakın.
Sayısız kere ordunun ‘teminat’ payesine atıf yaptığını, açık açık görürsünüz.
Niye büyütüldü, gerçekten anlamış değilim.
Rejim bekçiliği, ikisinden yalnızca birine yer olan münhasır bir kadro, tekel bir pozisyon mu?
O kadroya polis atandığında, askerin odasını toplayıp boşaltması mı gerekiyor?
Mesele, koruyup kollamakla görevli olanların rejime el koymaya kalkışmaması.
Mesele, muhafızların, ‘emanet’ ile ‘vesayet’ kavramlarını karıştırmamaları...
Ve şunu, hiç akıllarından çıkarmamaları;
Onların bekçilik yaptığı rejimin mal sahibi, baş güvencesi, patronu, velhasıl herşeyi millettir.
***
Gelin, ben de size, kendi gönlümden geçen rejim muhafızlarını takdim edeyim.
Benim favori muhafızlarım,  son günlerin en iyi haber-görüntü kahramanları.
Birincisi, Artvin Karagöl’de sandal sefasında, kürek çekerkenki haliyle Deniz Baykal.
İkincisi, Sincan Uygur bölgesi ziyaretinde, karşılıklı dans ederkenki DTP’li Selahattin Demirtaş ile MHP’li Ahmet Orhan.
Şaka değil, ciddiyim.
İhyacımız olan, hepsi hepsi bu.
Alternatifimiz, Latin Amerika’nın mümtaz cumhuriyetlerinden Honduras.
Daha geçen gün cumhurbaşkanları, ‘söz dinlemiyor’ diye, apar topar pijamalarıyla sürgüne gönderildi.
Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, bu darbeye sessiz kalmayanlardan.
Gösterdiği performansla, ‘muhafızlık’ ehliyetine sahip olduğunu kanıtladı bence.
Cuntalara karşı, iyi bir ‘bekçi’ olabilir.
Mağara devrine geri dönülmesine izin vermeyeceklerini söyledi.
Cuntayı, savaşla bile tehdit etti.
Onu da, bu üstün duruşu sebebiyle, ‘uzaktaki muhafızımız’ ilan ediyorum.
***
Siz, ‘muhafızınız nasıl olsun’ istersiniz?
Honduras’taki, gibi kodu mu oturtanından mı?
İran Devrim Muhafızları gibi, seçmene sandık başında muhtırayla ayar vereninden mi?
Yoksa bizdeki gibi, meselelerini kendi aralarında halledip, düğün bayram karşılıklı göbek attıran sivillerden mi?
Valla seçim sizin...
Bu muhafızlık
işini, gönüllülük esasına bırakırsanız...
Sabah ilk kalkan, size
gardiyanlık yapar; haberiniz olsun.

Hilmi Özkök duruşu
Hiç saklamayacağım; ben, Hilmi Özkök Paşa’ya bayılıyorum.
En sıkıntılı günlerinde bile bozmadığı ‘cool’ duruşu, kendinden emin tavrı, sabırlı ve mütevekkil hali, ‘duruma hakim’ duygusu veren sükûneti ile beni sürekli şaşırtıyor.
Hepsinden çok da, sözün gücünü kullanmaktaki maharetine bitiyorum.
Sadece lüzum
ettiği zaman, sadece gerektiği kadar...
Karavanası yok, boş geçmiyor, ıskalamıyor...
Ortalığa saçmadan, ayağa düşürmeden, ağzını doldurmadan, büyük söz etmeden...
Mazur görün, ama ‘lafın belini getirmeden’ konuşuyor.
Sakin sakin, alelade işlerden bahseder gibi öyle müthiş şeyler söylüyor ki...
Onun için sözü, tesirli...Onun için dakkasında yerini buluyor...
***
Son sözlerini biliyorsunuz.
10 gün önce, İzmir Urla’daki evine komşu sitede, kaçak silahlar ve mühimmat bulunmuş.
Haliyle akla, Paşa’yı hedef alan bir suikast hazırlığı şüphesini getiriyor.
Velveleye vermesi beklenirken... Bu kez, ortalığı yatıştırmak için konuşmak zorunda hissetmiş.
Teknik birkaç ayrıntı verip, şahsına yönelik suikast ihtimali için “Öyle olduğunu değerlendirmiyorum” diyor.
Ama hiçbir şey söylemeden, bana çok şey anlatıyor.