Ruhunuz hangi ırka mensup?

Başlıktaki sorunun muhatabı, yorulmayan savaşçılar... Yaktıkları kutsal ateşin etrafında, dönerek dans ediyorlar.

Başlıktaki sorunun muhatabı, yorulmayan savaşçılar...
Yaktıkları kutsal ateşin etrafında, dönerek dans ediyorlar.
Ama, ‘Şifacı’ ayinlerine benzemiyor yaptıkları.
Onlar için hayat, tabiata ve birbirimize boyun eğdirmek için başlattığımız sonsuz bir savaş.
Barış çubukları yok ki, bir gün tüttürmeyi hayal etsinler.
‘Niye Kürt meselesini yazıp duruyorsunuz?’, diye soruyorlar.
Hatta, tepki gösteriyorlar.
Başka meselesi mi yok memleketin?
***
Filistin sorunu için, ‘Bütün sorunların anasıdır’, derler.
Ortadoğu’nun da, küresel düzenin de istikrarsızlık kaynağı.
Düşünün ki, El-Kaide bile oradan besleniyor.
Milyonların gözünde şiddet ve terörü meşrulaştıran emsalsiz bir ‘zulüm’ tarihçesi...
Onu aşmadan, nasıl insanlığın küresel barış ve refah ideallerinden söz edeceksiniz?
Haydi, siz söyleyin.
Kürt meselesi de, bu ülkenin huzur ve refah güneşini emip tüketen bir karanlık dehliz...
Çözüm, bu gerçeği kabullenmekle başlar.
Bütün sorunlarımızın anası, en büyük yorgunluk sebebimiz nedir?
O zaman ben de, sizden bu soruya cevap vermenizi isterim.
Tabi, kendi kendinizi kandırmadan...
Uzun uzun, bu bataklıktan türeyen hastalıkları anlatmayacağım.
Zaten biliyor olmalısınız.
Faili meçhul cinayetlerden çetelere, mafya şebekelerine uzanan, koskoca bir ‘kabuslarımız’ listesi çıkar ortaya.
Bütün bu hastalıkları üreten bataklığı da mı, kurutmak istemezsiniz?
***
Tatil mevsiminde en sık karşılaştığımız sorudur;
Dinlenebildiniz mi?
Aynısını size soruyorum; siz, dinlenebiliyor musunuz peki?
Gittiğiniz her yere kendinizi de götürüyorsanız, nereye giderseniz gidin...
Geçmişin yükünü sırtınızda taşırken, nasıl dinlenebilirsiniz ki?
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, memleket tatilinde, hasret gideriyor.
Başbakan Tayyip Erdoğan, ailece küçük bir molada...
Deniz Baykal, Antalya’ya gidip geliyor.
Devlet Bahçeli de mutlaka istirahat ediyor.
Ahmet Türk de öyle...
Fakat dinlenebiliyorlar mıdır?
***
Kızılderili inancındaki gibi, ruhlarımız yorgun düşmedi mi hala?...
Çok hızlı gittik, onlar geride kaldı, durup beklesek biraz...
‘Bizimkiler, Kızılderililerle aynı ırktan değil’ diyorsanız, o başka...
Eğer, ruhlar arasında bir üstün ırk  hiyerarşisi kurmuyorsanız...
Beklemek için, önce bir ruha sahip olmak gerek.
Sonra, beklersek, geride bıraktığımız ruhlar, bize yetişir mi?
Acı gelir, bu gerçekle yüzleşmek, kaçarız.
Ben hiç sanmıyorum.
Geçen geçti, kalan kaldı mazide...
Kaybettiklerimizin acısını, bir seferde üstümüzden atamayız.
Eskisi gibi de olamayız...
Geride bıraktıklarımızın hatıralarıyla yetinmek zorundayız, bundan sonra.
Ama gelecekten, çok daha iyisini umabiliriz.
Yeterince hızlı hareket edersek, belki ileride bizi bekleyen ruhları yakalayabiliriz.
***
Milletlerin ruhu da yorulur bazen.
O kadar çok badire atlattık ki, nasıl yorgun hissetmeyelim?
Bu tepeden sonra düzlük yok, bizi başka bir tepe bekler...
Artık önümüze bakalım.
Kendimize bir iyilik yapıp, oyalanmayalım daha fazla.
Geçen gün, bizim ömrümüzdendir.
İyi günlerini de görelim, bu ülkenin.