Sağımda Ajda solumda Hülya

Benim ve benim gibilerin, yani iki keskin tarafın dışında üçüncü bir pozisyonu tutanların Gezi'de yeri yoktu.

Olayın başlarıydı. “Gezi Parkı’nda yerim yokmuş” diye yazmıştım.
Çünkü kendimi tam olarak iki kampa da ait görmüyordum.
Taksim’in göbeğine AVM ve rezidans dikilmesine karşıydım karşı olmasına.
Ama Gezi Parkı’nın hükümete karşı topyekûn bir savaş üssü haline getirilmesinden yana da değildim.
Ortası bulunabilirdi bunun. Benim de kendimi ait hissedebileceğim bir ara kategoriye alan açılabilirdi.
Gelin görün ki ortasını ararken iki kamp arasında kampsız kaldım.
Gezi’deki taraflara açıkça seslendim; koca parkı baştan sona siyah-beyaza mı boyadınız diye.
Yoksa benim de ayaklarımı basabileceğim, el kadar bir parça gri alan kalmış mıydı hâlâ orada?
Gerçek şu ki çok geç olmuştu bunu sorduğumda. Geride bir çekirdek tanesi kadar bile gri alan bırakılmamıştı.
Benim ve benim gibilerin, yani iki keskin tarafın dışında üçüncü bir pozisyonu tutanların Gezi’de yeri yoktu.
Bir ara bölge yoktu, çünkü arada bir yerde duranlara kimsenin tahammülü de yoktu.
Karşılıklı diş bilemekle meşguldü taraflar.
Fakat günler sonra durum değişmeye başladı.
Başımı sağa çevirdiğimde bir de ne göreyim, pop starımız Ajda Pekkan belirmesin mi hemen yanı başımda!
Sola döndüğümde, Hülya Avşar’ı yanımda dimdik dikilirken bulmayayım mı!
Şaşkınlık içinde yalnızlığımın sona erişini seyrediyorum şimdi.
Gezi’de arayıp da bulamadığım gri alanı, bu cesur kadınlar açmaya girişiyor.
İdeolojik tarafgirlikle bakmıyorlar bir kere meseleye. Atgözlüğü takmıyorlar.
Ton farklılıklarını, nüansları, detayları ayrıştıracak bir dikkate sahipler.
Toptancı değiller, indirgemeci değiller, Tayyip Erdoğan’ın kimi politikalarına itirazları olabilir ama siyasi varlığına tümden karşı da değiller.
AK Parti’yi her şeyiyle reddetmiyorlar. Yanlışını doğrusundan ayırt da edebiliyorlar.
Düşmanlık saikiyle hareket etmiyorlar çünkü yıkıp geçme motivasyonuyla tavır almıyorlar.
Hülya Avşar, tüm karşı baskılara göğüs gerip ortada bir yerde durmakta ısrar ediyor. Taraf tutmamakta diretiyor.
Ajda Pekkan, ağır bir sokak tazyiki altında kaldığı halde yılmıyor. “Topçu Kışlası’na karşı olmak nasıl demokratik bir haksa Topçu Kışlası’ndan yana olmak da demokratik bir haktır” diye haykırıyor.
İktidarın herhangi bir icraatına itiraz etmek kadar savunmak da hak!
Kendi tercihinize saygı beklediğiniz gibi başkalarının tercihlerine de siz saygı göstermeyi öğrenmelisiniz!
Sabah erken kalkıp sokağa ilk siz çıktınız diye görüşünüzü dayatma hakkını kendinizde bulamazsınız!
Hepsinden önemlisi, şikâyet ettiğiniz şeyi yapmamalısınız. Kimsenin üzerinde baskı kurmamalı, aykırı sesleri kabalaşarak bastırmamalı ve kimseyi kendinizden yana olmaya hiçbir surette zorlamamalısınız!
Yoksa magazin figürü diye küçümsediğiniz bir Hülya çıkar, bir Ajda çıkar, sokakta esen sert rüzgârlara kafa tutarak demokratik hakkını size karşı çatır çatır müdafaa eder.
Bir yanda Ajda, bir yanda Hülya!
Bekler miydiniz onlardan, iki ateş arasında kalanların sıkıştığı bu daracık aralığı genişletsinler?
Yaşasın gri ikoncanların özgürlük mücadelesi diyelim mi?