Şantajcıyı gördüm!

Turgut Altınok?a ?yasak aşk?, Melih Gökçek?e de ?şantajcı? damgası vurmak, kimin işine gelir?

Turgut Altınok’a ‘yasak aşk’, Melih Gökçek’e de ‘şantajcı’ damgası vurmak, kimin işine gelir?
Bence günün sorusu budur.
Bakın neden?
Velev ki, o kaset gerçek olsun.
Turgut Altınok daha ölmediğine,kabir melekleri, sorgu-suale başlamadığına,
mahşer henüz kurulmadığına,
günah-sevap defteri açılmadığına göre;
sizce kimdir bu, cehennem zebanilerinden rol çalmaya kalkışan?
Kimdir bu, ahlak zabitliğine soyunan?
Ola ki, etrafta vardır diye, mütecessis ruhlara, meraklı nazarlara sesleniyorum.
Zinhar, unutmayasınız!
Tecessüs, günahların en ağırıdır; suçların en büyüğü.
Özel hayat tecessüsüne, hiç bir kitapta cevaz bulamazsınız.
Ne din, ne de dünya kanunlarına sığınabilirsiniz.
Başkalarının ayıbını, kusurunu araştırmak büyük günahtır.
Özel hayatın mahremiyetine tecavüz ederek bunu yapmak, çok daha büyük günah.
Namusa iftira ise, Yusuf’la Züleyha’dan beri, günahların en büyüğüdür.
Diyelim ki biri,  bu günahı işledi.
Vebalini niye göze alsın?
Bu suçu niye üstlensin?
Gözünü karartacak bir çıkarı varsa, vebalini alır da bu suçu yine üstlenmez.
Parmaklar, belli bir ismi işaret ediyor.
İlk akla gelen, çoğu zaman yanıltır.
Yine de, düşünmeden edemiyor insan.
Eğer kurban Turgut Altınok’sa,
Melih Gökçek,  olağan şüphelidir.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı için kıyasıya çarpışan iki AK Parti adayı, düşünün.
Biri, Turgut Altınok.
Diğeri, Melih Gökçek.
Yarış bitmişti. Fazladan turlar  atılıyor olabilir mi?
Dün, makul şüphenin izini sürdüm.
Bütün taraflarla konuştum.
Sorularıma cevap aradım.
Doğru, Melih Gökçek’in sebepleri var. Tetikleyiciler de mevcut.
Ne olursa olsun, bir parça eksikti.
Açık bir husumet yaşıyorsanız, hasmınızı herkesten çok siz korursunuz.
Çünkü, başına bir şey gelirse hesabı en evvel sizden sorulur.
Melih Gökçek, basit hata yapmaz.
Sanki, siyaseten birini ahlaktan, diğerini şantajdan mahkûm ettirecek bir çapraz pusuyla karşı karşıyayız.
Bana göre, ikisi de kurban.
Şantajcıya gelince...
Önümüzde seçimler var. Ankara’da şansını artırmaya çalışan rakiplere bakın.
Siyaseten kimin kârlı çıktığına bakın, görürsünüz.
Bana öyle geliyor ki, bir taşla iki kuş vurmak isteyen birileri var.
Hem de, derenin taşıyla derenin kuşunu...

Deniz Seki kalkanı
Deniz Seki haberlerini takip ediyor musunuz?
Evli bir erkekle ‘aşk’ yaşadı.
Amiyane tabiriyle ‘yasak aşk’.
Hoşgörüldü.
Kokainden gözaltına alındı.
‘İçiciyim’ dedi, serbest kaldı.
Ne gizli çekim, ne şantaj...
Ne mahremiyet, ne tecessüs...
Bunlar da, hepimizin gözleri önünde oldu.
Süreyya Ayhan geldi, aklıma.
Milli atletimiz de epey mazur görülmüştü.
Futbolcularımızı saymıyorum, bile.
Sonra da,  eski  bakanlardan DYP’li Hamdi Üçpınarlar’ı, DSP’li Şükrü Sina Gürel’i düşündüm.
Daha eskilerden CHP’li Hasan Fehmi Güneş geldi aklıma.
Ve, diğerleri...
Bir de baktım ki, yırtanlar hep sanatçılar.
Yırtanlar, hep sporcular.
Yırtanlar, hep başkaları.
Kurbanlar ise, çoğunlukla siyasetçiler.
Onların hayatı, bir daha hiç eskisi gibi olamadı.
Kamer Genç müstesna, çoğunlukla kenara çekildiler.
Bu işte bir yanlışlık yok mu?
Niyetim, kimseyi yargılamak değil.
Sanatçının, sprocunun, yazarın, çizerin özel hayatına karışalım, demiyorum.
Ama siyasetçininkine de karışmayalım.
Haksızlık olmasın; gazeteler, televizyonlar son olayda çok  iyi sınav verdi.
Ama diyorum ki, siyasetçiyi bu kadar korunaksız bırakmak yine de doğru mu?
‘Law & Order’ dizisinde gördüm.
New York polis teşkilatında, özel kurbanlar biriminin araştırdığı cinsel suç vakalarını ekrana getiriyor.
Mağdurların, hayatlarına devam edebilmeleri için adlarını ve yüzlerini kanunla saklayan bir ‘tecavüz kalkanı’ndan söz ediyorlardı.
Ben de, siyasetçiye en azından ‘Deniz Seki kalkanı’ öneriyorum.

Siyasetin sütçüleri...
Süte su katmak neyse, siyasete yalan katmak da odur. Doğru ile yalan aynı rafta, yanyana...
Yalana mı, doğru katılıyor;
yoksa doğruya mı, yalan?
Ben karar veremedim.
Ama bu süt, fazla sulandırılmış geldi, bana.
Bu kadarı da olmaz ki, dedim.
Bir de siz bakın.
Bakalım, ne diyeceksiniz?
Mesele şu: Deniz Baykal elinde, Almanya’dan beklenen Deniz Feneri davası dosyasını sallıyor.
CHP’liler, bu dosyayı savcılardan önce ele geçirmenin coşkusu içinde, Başbakan’ın oğluna da bağış parasıyla gemi alındı, diyor.
Bırakın kesinleşmiş bir yargı kararını, bu dosyaya, daha ne savcılar bakmış, ne mahkemeler görmüş.
Elde bir dosya var, bu doğru.
Peki, bu kadar su kaldırır mı?