Savaş hafızasını kaybettiğimizde kazanacağız

Baykal'ı dinliyordum. "Bugün de postacı kapımızı çalmadı ama, daha günün başındayız. Gün batmadan neler doğar, durun bakalım"

Baykal’ı dinliyordum.
“Bugün de postacı kapımızı çalmadı ama, daha günün başındayız. Gün batmadan neler doğar, durun bakalım” gibisinden şeyler söylüyordu.
Başbakan’ın kendisine göndereceği mektubu kastediyordu tabii.
‘Demokratik açılım’ sürecini konuşmak için randevu isteyecekti ya hani, yazılı olarak.
O mektubun eline ulaşmasını sabırsızlıkla beklediğinden değil, Baykal kafa buluyordu besbelli.
Ahmet Altan’ın dünkü ‘Fantezi’ başlıklı yazısına oturtmaya çalıştım o resmi.
Olmadı, oturmadı...
Fantezisi şuydu:
Liderler hep birlikte el ele verip, fail-i meçhul bir havan mermisiyle vurulan Ceylan’ın evine, taziye ziyaretine gidiyorlar.
Matemdeki ailesine üzüntülerini bildirip, acılarını paylaşıyorlar.
Tereddütsüz, müthiş bir jest olurdu.
Ama daha Ankara’da bir araya gelemiyorlar ki!...
Zaten Ahmet Altan da, bu arzusunun fantastik bir hayalden öteye geçmediğini bilerek yazıyor.
Dünden kalma siyasi hesaplaşmalar, buna izin vermiyor, yazık!..
***
Medyadaki iç savaş ortamı da siyasetten farksız.
Geçmişin kötü hatıralarından beslenen savaş psikolojisi, her yanda hüküm sürüyor.
Birikmiş alacaklarını tahsile çalışanlar, bakiye peşinde koşanlar, ganimetten pay umanlar, fırsat tekrar ellerine geçene kadar geri çekilenler...
‘Şimdilik’ kaydıyla harp molası isteyenlerin samimiyetsizliği, ayağa gelen nimet gibi saldıranların fütursuzluğu ile çarpışıyor.
Arada kalanlar, yine taktik gütmeyenler, ‘Harp hiç olmasın’ isteyenler...
Bir yerden sonra üzerinde kalem oynatmak dahi, zül geliyor.
Günlerden Cuma değil ama, çoğumuz kendi hesabını görme telaşında.
Birbirinin gözünü oymaya, alın çatlarına yazı çakmaya hevesli olanların üzerine gün doğmamıştı hiçbir zaman...
Çok fena yanıldılar; başından beri gördükleri, bir kazip şafaktı...
Muhatabın en zayıf anında, geçerken yandan dirsek atmak; yerdeyken dönüp tekme vurmak nasıl bir tatmin duygusudur?
Bu intikam ateşini yakanlar, ne yaptıklarını şimdi anlıyorlar mıdır?
Hınç, hırs, öfke biriktirmişiz... Kimse kıvırmasın, birlikte başarmışız bunu.
Herkes, hissesine düşeni alıyor işte.
Bugünkü payına razı olanlar, yarın kısmetlerine çıkacaklara küsmesin yalnız.
***
Hafızamız, kıskıvrak ele geçirmiş bizi.
Bize yapılanları unutamıyoruz, unutmak istemiyoruz.
Onurlu bir yenilgi vakti geldiğinde, harakiri yapacak kadar cesareti olmayanlar, bir daha düşünsün.
Merhametsiz, insafsız, vicdansız savaşlar yürütmemeli onlar...
Sonra ihtiyaç duyduklarında, merhamet görmeyecekler çünkü.
***
Hafızamız kovalıyor ve biz kaçamıyoruz.
Unutmamak, unutamamak ayak bağı oluyor bize.
Aşağı doğru çektiğini bilsek bile, geçmişimizden sıyrılamıyoruz.
O bizi bıraksa, biz onu bırakmıyoruz.
Dışarıdan bir el uzansa da, çekip çıkarsa mağluplarımızı...Ve gözünü zafer hırsı bürümüş olanlarımızı...
O zaman barış yapabilir miyiz?
Savaş hafızasıyla bunu başarmak imkansız.
Bu sinir harbi, öfkelerimizi diri tuttukça mümkün görünmüyor.
***
Dün, Vatan’ın arka sayfasında bir haber vardı.
32 yaşındaki İngiliz polis memuru Andy Wray, psikolojik travma geçirip hafızasını kaybetmiş.
Her iki günde bir sıfırlanıyormuş kayıtları.
Eşini, çocuğunu bile tanıyamıyormuş.
Geçmişi, tümden silinip gitmiş.
Siyasetin de, medyanın da yeniden doğmak için illa travma mı geçirmesi lazım?