Seni tarif ediyorum

Güzin Abla'ya, 'başörtüsü'nün hükmü için fetva verdirmişler, AK Parti'yi 'öcü' kılığında tarif ettirmişler...

Güzin Abla’ya, ‘başörtüsü’nün hükmü için fetva verdirmişler, AK Parti’yi ‘öcü’ kılığında tarif ettirmişler...
Türkiye’yi Suudi Arap’laştırmışlar, İran tipi molla kisvesine sokturmuşlar, kesmemiş bir de Malezya’laştırmaya çalışmışlar.
Anketler sipariş edip, ‘tehlike’nin ayak seslerini duyurtmuşlar.
‘Geliyor da geliyor, irtica geliyor!’ yaygarasını bastırmışlar.
Bütün bunları ince ince hesap kitap eyleyerek, kağıda dökmüşler.
Eylem planı hazırlayıp, nazik adı ‘seçilmiş’, gündelik lisandaki karşılığı ‘yandaş’ olan medyada, manşet üstüne manşet attırmışlar.
Şeytanın aklına gelmez işler yapmışlar, anlayacağınız.
Bir zaviyeden böyle görünen, çapraz açıdan başka bir resim veriyor.
Birileri eski manşetleri önüne alıp, geriye dönük naylon cunta belgesi hazırlamış olabilir mi?
O halde, elinde hakkaniyet terazisi bulunmayanlar, bugünlerde çarşıya pazara çıkmasın.
Hakkâniyet ölçüsü der ki; haberi doğruysa, gazeteci sonuçlarından mesul olmaz.
Değilse, illa cunta  belgesi de aranmaz, gazeteci, ‘kara propaganda’ yapmaktan suçludur.
***
Burada kesip ders kıralım mı bugün; işi mizaha vuralım biraz, var mısınız hadi?
Buyurun, ‘seçilmiş’ medya kişileri arasında geçen muhayyel bir konuşmaya kulak verelim...
Külliyen zarar bir bilek güreşine tutuşurlar.
Şöyle der, kibirden delirmiş bir ses:
Hey sen!...
Yeni bir isim, yeni bir kimlik veriyorum sana.
Bundan böyle, benim kelimelerimle çağrılacaksın.
Ben ne dersem, o!
Özal’a ‘Takunyalı Turgut’ dedim, Erbakan’a ‘Takkeli-badem bıyıklı’, Erdoğan’a da ‘Kasımpaşalı Tayyip’i uygun gördüm.
Demirel’i hem ‘Baba’ yaptım, hem de ‘Çoban Sülü’; merhum Ecevit’e de ‘Mavi gömlek’ giydirdim.
Ben, kim miyim?
Anlı şanlı ‘Medya’yım ben, üstelik ‘merkez’ rütbesi olanından.
Karşımda kendin olarak kalamazsın, izin vermem buna.
Hele bana rağmen orada dikilip durmana asla müsaade edemem.
Tarif etme gücü, münhasıran bana aittir.
Bu hususta tekelim, senin anlayacağın.
Seni gidi gafil!... Gel ve bağlılığını bildir hemen.
‘King maker’ derler bana, yeni baştan icad ederim seni.
İşime karışılmaz, keyfe keder takılırım.
Kafa tutma bana, karşı gelme boşuna.
Bir isim koyar geçerim sana.
Yapışıp kalır üstüne, sittin sene uğraşsan çıkaramazsın sonra.
Lakap fabrikası gibiyim.
Göbeğini kaşıtırım kızdırırsan beni, daha da ileri gidersen, otel odasında mangal yaktırıp geğirtirim.
Olmadı, küvette kurban bile kestirtirim.
Orta mektep çocuklarına abdest aldırıp,cemaatle namaz da kıldırtırım ha!
Kalırsın altında, ezer geçerim...Vezir de yaparım adamı, rezil de ederim.
Kimsin ki sen, baş etmeye kalkışıyorsun benimle.
Ben ki!... Alt edebileceğini mi sandın yoksa?
Yağma yok, yemezler... İsim koyma tekeli bende...
İşte bak, gene tarif ediyorum seni;
‘Varoş gülü’ diyebilir miyim, bundan sonra sana?
Sırf eğlence olsun diye, yepyeni bir isim daha buldum sana; Destina!...
Güç bende, kalem benim, tarif etme imtiyazına sahibim.
‘Züppe’ mi diyorsun bana, hadi canım sen de!...
Sen ne dersen de, kafama göre takılıyor muyum ona bak!
Haşarı çocuklar gibiyim belki bazen, ama ben şımarmayacağım da kimler şımaracak, söyler misin bana?...
Devrim geçiyor mu dedin?
Referans sistemi mi değişmiş?
Merkez medya başka adrese taşınmış da, yanlış yerde mi duruyor muşum ben?
Hahaha!... Güldürme beni, kimin umurunda!
Ben kimim, biliyor musun sen?
Tarif edenim, tarif!...
Ne anlarsın sen!
Güç bende, diyorum.
Hemen şimdi, başka bir isim daha takıyorum sana;
Budala!...
Çok numaracıyım ben, oyun bitmez bende.
Daha dur, neler göreceksin daha, neler...
Sana yeni numaramı göstereyim mi?
İstersem, kâh hicaz trenine bindirir, kâh alem turnelerine çıkarırım seni.
Halka takarak mahalle mahalle gezdiririp, ‘Ne oldum’ delisine çeviririm, anlamazsın bile...
Rezil rüsva olursun vallaha da cümle ümmet-i Muhammed’e!
***
Tarif manyağı yapılan diğeri, nihayet ses verir:
Sen misin beni tarif eden, e buyur o zaman, kendini kaybetmiş arkadaş!
Bak, ‘uyarmadı’ deme sonra...
E bak, ben ne yapıyorum şimdi sana?
Haşarı çocuk ayaklarına yatarak, parmağını o prize sokup durma, demedim mi sana?
Çarpılır kalırsın vallaha da billaha da.
İki gözün iki çeşme gelirsin bana, sorarım o zaman ben sana...
E hadi bakalım!