Senin, benim 'toprak bütünlüğümüz'

Ancak kendi toprağına girildiğinde, başkalarının toprağına ayak basmanın ne demek olduğunu anlarsın. Ancak kendi sınırlarına tecavüz edildiğinde, başkalarının sınırlarını ihlal etmenin nasıl bir şey...

Ancak kendi toprağına girildiğinde, başkalarının toprağına ayak basmanın ne demek olduğunu anlarsın.
Ancak kendi sınırlarına tecavüz edildiğinde, başkalarının sınırlarını ihlal etmenin nasıl bir şey
olduğunu kavrarsın.
Onun için senin, benim ‘toprak bütünlüğümüz’ önemli.
Keşke, sonuçlarını acıyla tecrübe etmeden, başkalarının topraklarına saygı göstermeyi öğrenebilseydik...
Ne ki insan, hatalarından ve zaaflarından mürekkep bir varlık.
Onları çekip çıkardığınızda, geriye bir şey kalmıyor işte.
Bazı bilgileri, bu yüzden çok pahalıya mal ediyor olsak da, biz böyleyiz.
***
Uluslararası hukukun temel kuralı, bireyler ve gruplar arası ilişkilerde  de geçerli.
Karşılıklı olarak egemenlik haklarını tanımak, sınırlarına saygılı olmak...
‘Bireysel diplomasi’si gelişmemiş olanları hariç tutuyorum.
Her birey de, kendi başına egemen bir devlet gibidir.
Başkalarını tanır ve sayar ki, kendi de tanınsın ve sayılsın.
Çünkü ‘kurumsal’ hafızası oluşmuştur, gelenekleri vardır.
Ve bilir ki; tanımayanı, tanımazlar...
Saymayanı, saymazlar...
Uluslararası camia dediğimiz, belli bir fiziki mekânda yaşamıyor.
Ne aile meclisine benziyor, ne de belediye encümenine.
Düzenli aralıklarla toplanıp, dünyaya nizamat veren kararlar almıyor.
Biraz BM, biraz AB, biraz da diğer bölgesel yapılanmalar, bu türden işlevlere sahip olabilir.
Kısmen, dünya düzenini kurma, işletme kabiliyetleri de bulunabilir.
Ama nihayetinde uluslararası camia, elle tutulamayan müphem bir kavramdır.
Yeri, yurdu, mekânı, adresi yoktur.
Düşünün ki, o soyut binanın kapısından içeri girip, öndeki protokol sıralarında ağırlanabilmek, kuruluş felsefemizin parçası...
‘Medeni milletler camiasının saygın bir üyesi olmak’tan bahsederiz.
‘Güç’ olabilir ama, saygınlık parayla pulla, kaba kuvvetle olmuyor.
Onun icapları var, uyacaksınız...
Usül, erkan, adab nedir bileceksiniz...
Yoksa itibar, satın alınabilir bir meta değil.
Bir lütuf olarak size bahşedilir, hayali bir törenle şahs-ı manevi adına göğsünüze takılır nişanı...
Tabii eğer, liyakat gösterirseniz.
Fakat zorla, zorbalıkla gasp edemezsiniz.
‘Medeni bireyler camiasının saygın bir mensubu olmak’ da böyledir.
***
Hiçbir devlet yoktur ki;
Kendi hükümranlık alanında destursuz dolaşılmasından hoşlansın.
Bir karış toprağına göz dikilmesine, hava sahası ya da kara sularının ihlaline sessiz kalsın, rıza göstersin.
Tepki vermesin, yeri göğü inletmesin...
O zaman o devlet, devlet olma vasfını kaybeder.
Kimse, yanlış hesap yapmasın!
Nasıl ki, ‘Devletlerin onuruyla oynanmaz’.
Her birey de müstakil bir devlettir.
Kendi hayatının tek hâkimi...
Bireylerin onuruyla hiç oynanmaz.
***
Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin geçmişini bilenler, ne demek istediğimi daha rahat anlar.
Beşşar Esad, en son Şam’da, Türk gazetecilerle konuşurken, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü savunuyordu.
Bunu niye yaptı, dersiniz?
Çünkü, Türkiye’nin toprak bütünlüğü, Suriye’nin de toprak bütünlüğüdür.
Her akıllı lider gibi bunu görüyor.
Esad’ın dün akşam İstanbul’da Başbakan’ın iftar sofrasına misafir olması da aynı anlama geliyor.
‘Senin bütünlüğün, benim bütünlüğümdür’.
Görmeyenlerin aklına şaşmak gerek.