Şeriatın kestiği parmak

Yanlışlık ya bir türlü rahat edemeyen vicdanda ya yalancıktan sancılanıp duran parmakta ya da onu kesen şeriattadır.

Esasen Amerikan içtihadına daha yakın hissediyorum kendimi.
Ne demişti Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Marie Harf?
“İstanbul’daki özel mahkeme tarafından açıklanan karar ve cezaların sertliğiyle ilgili haberleri takip ediyoruz. Çok sayıda Türk vatandaşının ciddi kaygılar dile getirdiğini de biliyoruz. Türk kanunları, bu kararlara temyiz yolunu açıyor. Biz de temyizden nihai bir netice çıkana kadar bu kararlar hakkında herhangi bir yorumda bulunmayacağız.”
Amerikalılar, darbeciler müstehakını buldu diye Türk demokrasisi adına sevinç çığlıkları atmıyor, zil takıp oynamıyorlar.
Ağırbaşlı takıldıkları için mi, hayır.
“Eski Türkiye’deki asker dostlarımız, demokrasiden daha değerli ezeli müttefiklerimiz ne hallere düştü” diye ah vah ederek karalar da bağlamıyorlar.
Acıyı göğüslerkenki metanetlerinden mi, yine hayır.
Silivri Mahkemesi’nin henüz kesinleşmemiş kararları etrafında kıyametler koparıyoruz.
Oysa, hoşa gitmeyen kararlar karşısında takınılacak klas tavrın en iyi örneklerinden birini, daha geçenlerde Başkan Obama bizzat vermemiş miydi?
Zimmerman adlı bir gönüllü mahalle bekçisi, ‘beyaz önyargıları’ yüzünden siyahi bir genci sebepsiz yere vurup öldürmekten suçsuz bulunmuştu.
Siyah Amerika ayağa kalktı, beyaz Amerika da sıkı bir destek attı, kahir ekseriyetle yanlarında durdu.
Peki Beyaz Saray’da oturan siyahi Başkan ne yaptı?
Brifing salonunda sözcüsü beklenirken bir gün kendisi şahsen boy gösterdi ve irticalen, yani önceden hazırlanmış basmakalıp notlara sadık kalmadan duygusal bir nutuk irad etti.
Bir siyah olarak bu korkunç cinayet ve mahkemenin katili göz göre göre cinayet suçundan beraat ettirmesi karşısında ne hissettiğini, beyaz önyargıların kol gezdiği bir dünyada siyah olarak yaşamanın ne demek olduğunu tane tane anlattı.
Bir güzel içini dökmekle yetinmedi yalnız.
Amerika’nın en muktedir adamı olarak, yürek parçalayan bu adaletsizliğe karşı ne yapabileceğini de açıkladı.
Siyahi Başkan’ın elinden gelen tek şey şuydu:
“Yargıç, profesyonel bir şekilde yargılamayı sonuçlandırdı. Savcı ve avukatlar üzerlerine düşeni bihakkın yerine getirdi ve jüri kararını verdi. Jüri bir kere konuştu yani, bizde işler böyle yürür.”
Anlayacağınız; ‘mahallini koru’ yasalarını tartışmaya açmak, beyaz önyargılarını yerin dibine geçirmek ve herkesi akıllı olmaya davet etmekten başka yapabileceği tek şey oturup ağlamak.
Siyahi Başkan, bu haksızlığa isyan eden siyahlardan da Amerikan rüyasına inanmalarını, adalete güvenmelerini, yargı kararını sabır, saygı ve sükûnetle karşılamalarını bekliyor.
Şeriatın kestiği parmak meselesi...
Adalet kılıcıyla kesildiyse canınızı acıtmaz. Vicdanın sesi bastırır o acıyı, soğukkanlılık ve metanetle sineye çekersiniz.
Ancak şeriatın kestiği parmak sadece kanamıyor, aynı zamanda zonklaya zonklaya acıyorsa bir yerde bir yanlışlık var demektir.
Yanlışlık ya bir türlü rahat edemeyen vicdanda ya yalancıktan sancılanıp duran parmakta ya da onu kesen şeriattadır.
Fakat Yargıtay’da temyiz edilene kadar yanlışlığın hangisinde olduğu hakkında bir yorumda bulunmayacağım. Bu konuda Amerikan içtihadına tabiyim.