Şerif Gören'in Emek Sineması

Emek Sineması'nın tarihine gösterdiğimiz özen ve saygının binde birini eski ustalar kuşağının sonuncusuna göstermiyoruz.

Türk sinemasının gelmiş geçmiş en büyük ustalarından biri, uzun bir aradan sonra yaptığı yeni film yüzünden hakarete uğruyor. Ama sinemadan geçinenlerin bile çıtı çıkmıyor. Tam bir sükût-u hayal benim için. Eleştirenlerin sorumsuzluğundan değil, adam düpedüz saygısızlıktan yakınıyor. Hadsizliği o sineye çekse benim içime sinmez.
En üzücü kısmı da, serseri kurşunlara karşı yalnız bırakılması. Yeni kuşak sinemacılar, eleştiri görünümlü küstahlıklar karşısında Şerif Gören’i savunma basiretini sergileyemedi. Sinemamızın yıldızı parlayan isimleri, hakkı geçmiş bir ustanın yanında durmayı bilemedi. Yakışmadı bu lakaytlık tablosu.
Tepkisini okudunuz mu Şerif Gören’in? 19 Aralık’ta Sabah’ın Günaydın ekinden Şirin Sever’e dert yanmış.
Altın Palmiyeli filmi ‘Yol’un üzerinden 30, son filmi ‘Amerikalı’nın üzerinden 18 yıl geçmiş. Kült filmlerin efsane yönetmeni, cebinde Akbil’le dolaşıyor bugün. Ama “Benden geçti” demeyip bir film daha çekiyor. Yerden yere vuruluyor, gişede hasılat yapamaması yüzüne çarpılıyor.
Şirin Sever, Ay Büyürken Uyuyamam için “Trajikomik ve çöp bir film” diyen eleştirmenleri soruyor Gören’e.
Verilebilecek en ağırbaşlı cevabı veriyor o da. Diyor ki:
“50 yıllık sinemacıyım. Ben film çekerken bu yazıları yazanların henüz doğmadığını zannediyorum. Saygı ve sevgi lazım biraz...
Daha vizyona girmeden eleştirilmek doğal da, biraz sınır aşıldı diye düşünüyorum. Yanlış filme gitmiş olmasınlar!
Bir dönemin son adamıyım ben. Son kuşağım derken Metin Erksan’ın, Lütfü Akad’ın, Memduh Ün’ün, Osman Seden’in, Zeki Ökten’in olduğu bir dönemin son adamıyım. Bu kültüre koruyucu şemsiye ile yaklaşmak gerek. Ne beni efsane yapsınlar ne de yerin dibine vursunlar!..”
Daha ne desin? Birkaç kendini bilmezin fırsatçılığına prim vermesi içimi sızlatmadı değil. Ama buna mecbur edenler utansın.
Kaale alıp cevap vermemeliydi belki. Fakat biz de Şerif Gören’i naehle muhtaç etmemeliydik. Ayağı sürçen emektarların sinemadan nasıl soğutulduğunu, hayata nasıl küstürüldüğünü gözlerimizle görmüş olduk.
Sanatçının kadrini, kıymetini anlamak için sokağa düşmesi, sadakaya muhtaç olması mı gerek? Arkalarından ahuvah etmek için acınacak hale gelmelerini mi bekliyoruz?
Şerif Gören’in köşesine çekilip oturmak yerine yeni kuşakla rekabete girmekten çekinmemesini, var olma mücadelesini, azmini, cesaretini, sinema tutkusunu alkışlamayacaksak, daha neyi alkışlayacağız?
Kutlanacak bir başarı görmeyebilirsiniz son işinde ama mahcup etmek zorunda da değilsiniz. Ölçülü bir eleştiriyi, eski bir ustaya çok görmemeliydik.
Filmin kötü çekildiğini düşünebilirsiniz elbette. Hak veririm size. Velakin yavan da bulsanız, hiç beğenmeseniz de emeği var, heyecanı var! Sırf destek olsun diye izleyebilmeliydik.
Emek Sineması’nın tarihine gösterdiğimiz özen ve saygının binde birini eski ustalar kuşağının sonuncusuna göstermiyoruz. Mekânını yıkımdan kurtarmaya çabalarken sinemacının hoyratça yıkılmasına göz yumuyoruz.
“Yeni kuşakla aramızda çok uçurum yok aslında... Farklı tarzları var ama aynı gelenek...” diyor Gören.
Kulağı geçen boynuzlara soruyorum; kulağın hiç mi hakkı, hiç mi emeği, hiç mi alın teri yok üstünüzde? Hiç mi hatırı yok Şerif Gören’in? Mekân önce geliyor, sermaye önce geliyor, insan ne zaman önce gelecek? Geleneğe sırt dönerek mi modern sinema yapacaksınız?
Bu zihniyet değişmeli. Kim ne derse desin, gitmeli ve pişman olma pahasına bu filmi mutlaka izlemeliydik.
Emek Sineması’nın tarihine verdiğimiz değeri sinema tarihimizin büyük ustalarından birinden esirgiyoruz. Emek Sineması’nı yaşatmak için çırpınırken, emeği geçmiş ustalara henüz hayattayken kayıtsız kalıyoruz.
Badem gözlü olması için, adına methiyeler düzülmesi için illa küs mü gitmesi mi lazım bu dünyadan? Şerif Gören’e arka çıkmıyorsanız daha da bana Emek Sineması demeyin, sinemamızın tarihine saygıdan bahsetmeyin.