Şırnak'ta acı üstüne acı!

Komuta düzeyinde vahim bir değerlendirme hatası mı yapıldı, kasıtlı bir yanıltmaca mı, hesap içinde hesap mı?

Ortam duygusal kabarmalara müsait. Öfkenin ve acının akla galebe çaldığı anlarda sağduyuyu korumak zordur, biliyorum. Herkes suçlayacak birilerini arıyor. Ama bütün acıtıcılığına rağmen tabloya soğukkanlı bakmaya mecburuz. Gelin bir daha deneyelim:
Son operasyonlarda verdiği zayiatla canı yanan terör örgütü, askeri açıdan can yakıcı bir misilleme arayışında. TSK’nın üzerinde de kamuoyu baskısının psikolojik ağırlığı var. Hata yapma korkusu diyelim.
Sınır karakolları kanlı baskınlar yemiş, asker büyük kayıplar vermiş, bu yüzden de müşkül durumda kalmış, istiskale uğramış. Asker teyakkuzda; çalılıktan gelecek hışırtılara bile anında cevap vermeye hazırlıklı, şartlanmış.
10 gün öncesinden alınan bir istihbarat, casus uçakların o gece sınırda tespit ettiği görüntüler, karanlıkta yol alan kalabalık bir grup ve saldırı bekleyen bir karargâhın tetikteki alarm hali.. Sonuç, insani açıdan tam bir facia!
Şırnak Uludere’de kaçakçılıktan dönen 35 köylümüzü ‘dost ateşi’nde kaybediyoruz. Terör timi zannıyla hedefe kilitlenen F16’lar, üslerinden havalanıp kendi vatandaşlarımızı vuruyor.
Kimi sırf patavatsız diye doğrudan İçişleri Bakanı’nı sorumlu tutuyor olaydan. Kimi Genelkurmay’ı, kimi topyekün hükümeti, kimi ise MİT’i hedefe koyuyor. Artık hesaplarına hangisi geliyorsa, artık gözlerine kimi kestiriyorlarsa...
Biri, Leyla Zana’nın ‘Kürtlere otonomi’ talebi ile hükümetin demokratik açılımda ikinci paket hazırlığına ‘bazı mihrakların’ reaksiyonu olarak yorumluyor. Planlı bir karşılıkmış yani, bu kadar basit.
Biri kafayı takmış, verdiği yanlış istihbaratla askeri kasten yanılttığını iddia edip MİT’in üstüne yıkmaya yelteniyor olayı. Bu kadar kolay kara çalmak.
Yanıltmaca, kasıt, katliam.... Çok ağır ithamlar fütursuzca üfürülebiliyor kulaklara, insani acılar üzerinden insafsız hesaplaşmalara girilebiliyor.
Güvenlik bürokrasisi içinde birbirine diş bileyenler fırsat belliyor bu faciayı, itişip kakışanlar kendi çıkarlarına alet etmeye kalkıyor. Bizi acıya boğan ölümler onlara vesile gibi görünüyor, hesaplaşma vesilesi.
Kaleme sarılan ya kulağına ilk fısıldananı ya aklına ilk geleni yazıyor. Senaryosu art niyetliymiş, kötücülmüş, kışkırtıcıymış, tahripkârmış, provokatifmiş, zalimaneymiş kimin umurunda.
Mikrofona sarılan siyaseten kullanıyor. İnsani acıları istismar etmek ayıpmış, günahmış, yazıkmış kim takar!
Katliam suçlaması korkunç. İhtimali dahi tüyler ürpertici. Fakat haksız yere katliam suçlaması yöneltmek de bir o kadar mide bulandırıcı.
Komplolar insafsız, komplolar vicdansız. Acı zaten yeterince büyükken bu derbeder halka daha fazlasını yüklemek için bunca uğraş neden?
Acı üstüne acı ekleniyor. Anlayamıyorum. Hangi mülahaza, hangi hesap, hangi çıkar böyle bir gaddarlığı meşrulaştırabilir? Nasıl bir siyasi gerekçe, insani duyguların istismarını haklılaştırabilir?
Acıları spekülasyonlara katık etmeden, maksadı tahriklere boğmadan önce gerçeği bilmek istiyorum. Tam olarak ne oldu, neler yaşandı o gece? Komuta düzeyinde vahim bir değerlendirme hatası mı yapıldı, kasıtlı bir yanıltmaca mı, hesap içinde hesap mı?
Hakikat mutlaka ortaya çıkartılmalı, olayın iç yüzü mutlaka aydınlatılmalı. Bu, uğruna kavga verilecek bir gayedir elhak! Peşini bırakmayalım ama daha ne yaşandığını bilip anlamadan da körü körüne kimsenin çığırtkanlığına, önyargılarına, kirli çıkar hesaplarına alet olmayalım.
Ha, kaza olsa ne değişir, hata olsa ne değişir, yanlışlık olsa ne?
Hatanın da kazanın da yanlışlığın da bir bedeli, bir sonucu olmak zorunda. Soruşturma en kısa sürede sonuçlandırılıp tüm bilgiler kamuoyuyla paylaşılmalı. Kimse korunmadan, hiçbir detayın üstü örtülmeden yapılmalı bilgilendirme. Devlet milletinden hiçbir bilgiyi saklamaya tevessül etmemeli.
Sorumluların bu bedeli ödediğinden emin olmak hakkımız çünkü.
Dileğim, yeni yılın yeni acılar getirmemesidir. Gelen gideni aratmasın. 2011’de çektik çekeceğimiz kadar...
Buruk giriyoruz 2012’ye, yine de iyi seneler!