Siyah adamın yükü

Nobel Barış Ödülü, yetişkin bedenindeki bir çocuğa verildi. Üstelik henüz hiçbir keramet...

Nobel Barış Ödülü, yetişkin bedenindeki bir çocuğa verildi.
Üstelik henüz hiçbir keramet göstermemiş-ken, daha üzerinde kutsal alametler izhar etmemişken...
Dünyaya yeniden gelmek için çırpınıp duran o çocuk, bu kez Dalai Lama’nın reenkarnasyonu değil.
Tibet mabedi gibi tarih de, kaybettiğinde ruhaniyetini aramaya çıkar.
Fakat Samsara döngüsünde sıkışıp kalmış gibi gelemiyor bir türlü, dünyaya inemiyordu.
Nobel Komitesi, insaniyet namına durumdan vazife çıkarıp, ‘beklenen zat’ın bulunduğunu ilan etti.
Afro-Amerikan ilk siyahi Başkan Barack Hussein Obama...
Acaba bu, o mu?
“Uluslararası siyasette yeni bir iklim yarattığı, tarihte çok az insan kendisi kadar dünyanın dikkatini çektiği ve daha iyi bir gelecek için umut verdiği” söyleniyor.
Bunlar, ‘seçilmiş kişinin’ Obama olduğunda karar kılmak için yeterli mi?
Çaresiz bir durum!
***
‘Zamanın ruhu’, siyah bir adamın bedeninde yeniden doğmak istiyor.
Epey zamandır, meskensiz kalmıştı.
Tarih, son avatarını yanlış coğrafyada arıyor diye, düşünmeye başlamıştık.
Samsara döngüsü, Clinton’dan sonra kırılmıştı sanki.
Yeni küresel lider, dünyaya gelmek için yol bulamıyordu.
Hugo Chavez’e, W. George Bush’a bakıp, Amerika kıtasından bir daha çıkmaz, diyorduk.
O ruh, bir daha Yankee formuna girmez, başkan eşkaline bürünemezdi.
Başka bir yerden zuhur etmeliydi.
İşte bu sırada, yapılmamış bir ‘barış’ın ödülü verildi.
Obama bile şaşkınlığını gizlemiyor.
Hak etmediğini söylüyor.
Bu acele, bu erken ilan...Yoksa umut, doğuya kaymasın diye mi?
***
Liderler tarih yapmaz.
Tarih, liderler çıkarır.
O da yapamazsa, Nobel Komitesi, elinde barış ödülüyle devreye mi girer?
Şartlar olgunlaşmış, sancılar içinde kıvranıyor dünya ama, doğum gerçekleşmiyor.
Suni müdahalelerle sağlıklı bir liderin çıkacağına inanmıyorum.
Aciz olan tarih değil bence, ümit bağlanan rahim artık üretkenliğini yitiriyor.
Vadesini doldurmuşsa, o batından bir daha nur topu gibi evlat sadır olmaz.
‘Beyaz adamın tarihsel sorumluluğu’ diye diye, dünyayı getirdikleri yer ortada.
Afrika, medeniyet taşıyıcısı olarak gelen ‘sahipler’den çok çekti.
‘White man’s burden’, ‘beyaz adam’ın sömürgeci emellerini meşrulaştırmak için kendi kendine biçtiği misyon...
O misyon, şimdi daha da ağırlaşmış bir yük olarak ‘siyah adam’ın omuzları’nda...
Nobel, peşin verilmiş bir ödülden çok, bir görev emridir.
‘Beyaz misyoner’in tahribatını giderme, yıktıklarını yeniden imar etme, başlattığı savaşı barışla sonlandırma mesuliyeti, Afrikalı bir siyaha veriliyor.
Başarırsa, sistem kurtulacak.
Başaramazsa, ömrünü biraz daha uzatmaya yaramış olacak.
Çünkü bu arada, sistemin nedamet getirdiğini, pişmanlık duyduğunu, bu yüzden de ‘emaneti’ bir siyaha vererek günah çıkardığını düşüneceğiz.
Beyaz misyonerin son numarası, bakalım tutacak mı?