Siyah Erdoğan, Beyaz Obama

Başlığı, Frantz Fanon?un ?Siyah Deri, Beyaz Maske? kitabından ödünç aldım. Hazır, Obama?nın Bush?laştığı haberleri çıkmaya başlamışken...

Başlığı, Frantz Fanon’un ‘Siyah Deri, Beyaz Maske’ kitabından ödünç aldım.
Hazır, Obama’nın Bush’laştığı haberleri çıkmaya başlamışken...
İstedim ki, bir Erdoğan-Obama mukayesesi de benden okuyun.
Aslında bir ‘sinestezi’ denemesi de diyebilirsiniz.
Dil dışı düşünme...
Kelimeler, yerlerini renklere bıraksın.
Renkler de, kelimelere...
Başbakan Erdoğan’ı da, Başkan Obama’yı da renkleriyle düşünelim.
Derilerinden bağımsız...
Siyah ya da beyaz olarak...
Hangisi, siyah rengini çağrıştırıyor; hangisini beyaz olarak algılıyor, beyniniz?
Bir melez olan Fanon’dan anlıyorum ki:
Siyah adamın içinde, karşı konmaz bir beyazlaşma arzusu vardır.
Benliğinin onanması için beyaz bir maskeye ihtiyaç duyar.
O maskeyi aramak, kimi zaman hayatının gayesi haline gelir.
Siyah adam, beyaz adamın kabulüne mazhar olmak ister.
Çünkü siyah doğmak, özgür bir seçim değildir.
Bir kaderdir, bir mecburiyet...
Trajik bir mahkûmiyet.
Hem de müebbed olanından.
Firar etmek de mümkün değil.
Ayaktaki zincirlerden kurtuluş var da; sırttaki deriden kaçış yoktur.
Deri değiştirmek seçenek değilse...
Tek yol, beyaz bir maske bulmaktır.
Böyle bakınca, işte gördüğüm siyah-beyaz portreler:
Siyah, kimsesizlerin rengidir.
Bir de, sonradan siyah olmayı seçenlerin.
Beyaz ise, şanslı doğanların.
Bir de, sonradan şanslılara katılmak isteyenlerindir.
Siyah adam için, beyazlık erdemdir.
Bir ruh halidir, beyaz.
Beyaz adam için de, siyahlık öyle.
Bir ruh rengidir.
Derisi siyah adamın tabiatı, beyaza meyyaldir.
Derisi beyaz olansa, siyaha meyl eder;
bedel ödemek pahasına da olsa.
Siyahı seçen, bildiği yolda tek başına da kalsa yürüyendir.
Hesap kitap yapmadan, içinden geldiği gibi..
Beyaz maske ise, siyaseten doğruları izleyenlerindir.
Siyah, taşlanmayı göze alanların rengi.
Beyaz maske ise, taş atan tarafa geçenlerindir.
Diyorum ki;
Ancak bir beyaz, siyah olmayı seçebilir.
Doğuştan siyah da, beyaz maskeyi reddederse aslına rücu eder.
Siyah, ma’şeri vicdanın rengidir.
Aşağı görülenlerin, dışlananların.
Beyaz ise, tepeden bakanların, sahiplerin rengi.
Şimdi siz söyleyin:
Kim siyah, kim beyaz?

Ahmet Türk’ün dadaist çıkışı
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, bir çıkış yaptı.
Meclis’te Kürtçe konuştu.
Kimimizi şaşırttı, kimimizi sarstı.
Eğer bir siyasi intihar girişimi değilse...
Siyasi akla karşı geldiği için, dadaizmin saflarına katılmış oldu.
Yerleşik kurallara, kalıplara, değerlere ve düzene başkaldırdı.
Mantığın, mantıksızlığını gösterdi.
Eğer düşündüğüm gibi ise,
Ahmet Türk, ‘çok geç’ bir dadaisttir.
Estetiği inkâr eden bir ressam;
Kelimeleri saçma bulan bir yazar;
Anlamsızlığa inanan bir vaiz;
Siyaseti yıkmak isteyen bir siyasetçi ne ise,
Ahmet Türk de odur.

Karikatür ve Ergenekon...
ABD Dışişleri Bakanlığı, yıllık insan hakları raporunu yayımladı.
Türkiye bölümünde dikkatimi, iki eleştiri çekti.
Biri, Başbakan Erdoğan’ın, karikatüristlere dava açması.
Diğeri de, Ergenekon davasının, siyasi muhaliflere de yönelik olduğu...
Bu raporları, ne kadar ciddiye almalıyız?
Washington’dayken izlediğim için biliyorum.
Dışişleri Bakanlığı, haftada birkaç gün mutad brifing düzenler.
Sözcü, dünyanın hemen her ülkesi hakkında sorulara cevap verir.
Her cümlesi, ilgili ülkede manşetlere çıkar.
Okuyanlar sanır ki ABD, onlarla yatıp kalkıyor.
Sözcü ise, bir an önce bitirip yemek randevusuna koşmak istiyor.
Söylediklerinin, muhatap ülkelerde deprem mi, sansasyon mu yarattığına bakmadan...
Bana göre son rapordan çıkarılacak dersler:
-Çok ciddiye almaya gerek yok.
-Adamların da çok derdi değil, zaten.
-Tek gözdeleri, biz değilmişiz.
-Herkesle iş tutuyorlar.
-Kimseye ders verecek yüzleri mi, kaldı?
-Darbeciye su vermek suç; peki ya fikir vermek?
-ABD Başkanı, şempanze olarak çizilemez.
-Türk Başbakanı için her türlü tasvir mubah.
-Raporu boşverin!
-Kendimiz için işkenceye hayır.
-Kendimiz için hak ve özgürlük...