Sol ilahiyat'ın kurban takıntıları

Bizim sol'un en antipatik bayramı Kurban'dır. Münferit istisnaları var elbet ama, sol'daki genel refleks şöyledir;

Bizim sol’un en antipatik bayramı Kurban’dır.
Münferit istisnaları var elbet ama, sol’daki genel refleks şöyledir;
İtici bulurlar, illet olurlar, aşağı sınıf işi görürler... Dayanılmaz, çekilmez bir irritasyon rahatsızlığına yakalanırlar.
Pek sevmezler bu bayramı...
Sorarsanız, kendilerince geçerli bazı nesnel sebepleri arka arkaya sıralarlar.
Gene aynı kurban derisi mevzuları, gene parklardan atık sakatat manzaraları, kan revan içinde sokak görüntüleri, kovalanan boğalar, eziyet edilen hayvanlar, sağlıksız kesim tartışmaları...
Bir Kurban Bayramı’nı daha, bu dar alanda itişip kakışarak mı geçireğiz?
Erken başlamadık bu sefer, arife günü medyaya yansıyan hava böyle değildi mesela.
Hatta bu bayramı, alıştığımız gerilimlerin uzağında yaşayacağımıza dair güçlü hislere sahibim.
Ama, meselenin özünü hallettiğimiz anlamına gelmiyor bu.
Bizde sol zahiren, barbarca bulduğu hayvan boğazlama ritüeliyle, canlı kanının akıtılmasıyla sorunlu gibi görünür.
Bir de, çevre kirliliği üzerinden itiraz eder bu dini inanışa.
Ama işin aslı, kan tutulmasından biraz daha farklı.
Bana kalırsa, Kurban Bayramı’nın mantığıyla, ruhuyla sorunlu bir yerde duruyorlar.
Mesele, dini ve dinin tezahürlerini sol’dan okumak yerine, dini hayata mesafeli bir laiklik penceresinden bakmalarında.
***
Kurban Bayramı’nı fırsat bilip, ‘sağ ve sol ilahiyat’ kavramları üzerinde tekrar düşünelim, diyorum.
Aylık Sosyalist Kültür Dergisi Birikim, Eylül ayında ‘Sol ilahiyat’ kavramını tartışmaya açmıştı.
O dosyadan yola çıkarak soruyorum;
Sağ ilahiyatın Kurban Bayramı’na bakışı nasıldır, sol ilahiyat nasıl bakar bu işe?
Türkiye örneğinde, çok ilginç cevaplar bulacağımızdan eminim.
Sol ilahiyat, yalnızca kurban derisini kimin toplayacağıyla, çevrenin kirletilmemesiyle, hayvanlara zulmedilmemesiyle ilgilenir...
Sağ ilahiyat ise, solun ‘kurban’ takıntılarına takıntılıdır...
Sağ ve sol ilahiyat’ın, Kurban Bayramı’ndan anladığı bu mudur peki?
***
‘Tanrıya aşağıdakilerin penceresinden bakmak’...
Dilek Zaptçıoğlu’nun Birikim’deki makalesinin başlığı buydu.
Demek istiyor ki, sol ilahiyat, kutsal kitapları ‘aşağıdakiler’in penceresinden okuyarak, yorumlar.
Zaptçıoğlu, Almanya’nın devrimci ilahiyatçısı Dietrich Bonhoeffer ile İran Devrimi’nin Ali Şeriati’sini model olarak sunuyor bize. 
Çünkü onların elinde, ezilen, yoksul, mahrum, mazlum yeryüzü halklarının cihanşumül kurtuluş ideolojisine dönüşür ilahiyat.
Ben de, bu ‘sol ilahiyat’ yaklaşımına bir katkıda bulunuyorum;
Bir fedakârlık ve paylaşma ritüeli olarak Kurban Bayramı, işte o halkların simgesel ‘kurtuluş günü’ festivalidir.
Gerçek bir ‘sol ilahiyat’ımız olsaydı, Kurban Bayramı’nı böyle okurdu.
Oysa bizim yerli sol, Kurban’a alerji duyuyor, aşağı tabakanın taşra görgüsüzlüğünden kurtulamamasına veriyor.
Eksiklik nerede dersiniz, sol’da mı, yoksa ilahiyatta mı?
***
Kutsal kitapları aşağı sınıfların gözüyle okursanız, bunun adı, ‘sol ilahiyat’ olur.
Yukarı sınıfların kutsal metin yorumları da ‘sağ ilahiyat’tır.
Mesele bu kadar basite indirgenebilir mi, hiç sanmıyorum.
Evvela İslam, sınıfsal çatışmayı, zümre ayrımcılığını kesinkes reddettiği için, bu tarife indirgenemez.
Yine de hepten yersiz ve yanlış bir yaklaşım olduğunu da söyleyemeyiz.
Peygamberin devrimci duruşunda, Ebu Zer’lerin, Halife Ömer’lerin şahsında, Kuran’ın ‘ezilenler’den yana açık ayetlerinde bir ‘sol ilahiyat’ görmek mümkün.
O halde, sol ilahiyat cazibesini kaybettiyse, artık rağbet görmüyorsa...
İlahiyat kadar, sol’un da bu işte kusurlu olduğunu kabul edelim.
Yenileşme ve reform ihtiyacı, bu alanda da kendini hissettiriyor.
Sol, halkının diniyle barışarak kendini güncelleyebilirse, çok şey değişir.
Siyasi solu bir kenara bırakalım, orası şimdilik umut vaat etmiyor.
Yüzümüzü, nispeten özgün kalmayı başarmış ‘kültürel sol’a dönelim...
Oradan, siyasetin üzerine yürüyecek yeni bir kalkışma başlayabilir.
Birikim, iyi bir başlangıç yapmış.