Suç PKK'da değil medyada mı?

Hinlik, silahlı grupların dağlarda cirit atmasına, sınırları kevgire çevirmesine TSK'nın göz yumduğu imasında.

Diyorlar ki insaf! Kampanyayı PKK yapıyor, hesabını medyadan soruyorsun.
Elinde silahla sıradağlara yaslanıp gökyüzü manzaralı poster pozu verenler onlar. Çekilmeyi şova dönüştürenler onlar.
Ama çözüm sürecini hâlâ onlar tehlikeye atmış sayılmıyor da medya atmış sayılıyor. Öyle mi?
Görüntüyü veren PKK’nın hiç suçu yoksa o görüntüleri yayımlayan medyanın suçu ne?
Cevaben derim ki evvela kimsede kabahat aramıyorum.
Medya, PKK’nın çekilme şovuna alet oluyor bile demiyorum.
Çünkü o görüntüleri yayımlamakta değil hinlik.
Hinlik, silahlı grupların dağlarda cirit atmasına, sınırları kevgire çevirmesine TSK’nın göz yumduğu imasında.
TSK’nın vazifesini savsakladığı iddiası, sinsi bir ihbardır. Yargıyı, sürece müdahaleye davet etmektir.
TSK’ya da çekilenlerin üstüne gitmezse hesaba çekileceği ihtarıyla gözdağı vermektir.
PKK, kendi propaganda ihtiyaçları doğrultusunda bir medya organizasyonu yapıyor.
‘Embedded’ gazetecileri davet edip çekilecek gruba iliştiren Kandil.
Uludere sınırında tertibat alıp gelen kafileleri tören kıtasıyla karşılayan da onlar.
Yine de biliyoruz ki medyayı hududa dizenler barış istiyor, bunun icaplarına da genelde uyuyor.
Böyleyken sırf davete icabetle organizasyona dahil oldu diye gazetecilerin barış istemediği elbette söylenemez.
Fakat niyet sahih de olsa medyamızın her hali masum demek değil.
Misal, TSK’nın görevini ihmal ederek silah omuzda çekilenlere yol verdiğini, sahadaki PKK’lılar bile rapor etmiyor. Kaldı ki onların başlıca talebiydi.
Çekilen PKK’lıların beyanları ortada. Bahoz Erdal’ın Hasan Cemal’e şikâyetleri ortada.
TSK’nın kendilerine bile bile göz yumduğunu söylemiyor hiçbiri. Aksine, yolda karşılaştıkları zorlukları sıralıyorlar.
Heron uçuşlarının sıklaşmasından, güzergâhlarının anbean takip altında tutulmasından, korucuların bile mevzilerini beklemeye devam etmesinden yakınıyorlar.
Rahat hareket edemediklerini, yakalanmamak için kamuflaj şemsiyeleriyle saklanmak zorunda kaldıklarını, hızlarının kesildiğini, programlarının aksatıldığını filan anlatıyorlar.
Hatta bu durumdan işkilleniyor, çekilmenin TSK yüzünden geciktiğini de söylüyorlar.
Hinlik kimde, artık siz karar verin.

Demirel’in Deki’sizliği
Ayşe Arman’ın yazısında okumuştum. O da Zülfü Livaneli’den naklediyor. Son dönemlerde Türkiye’nin durumunu soranlara şöyle diyormuş Süleyman Demirel:
“Tek kelimeyle cevap vereceksem iyi. İki kelimeyle cevap vermem gerekirse iyi değil.”
Yıllar Demirel’den çok şey götürdü. Eski parıltısı, esnaf ile köylüyü yollara düşüren cazibesi yok şimdi.
Hayat, bir gün herkese yaptığını ona da yaptı, tenhalaştı. Geleni gideni, arayanı soranı seyrekleşti.
Ancak görülüyor ki siyasi kurnazlığından pek bir şey kaybetmemiş. Keskin zekâsı, cerbezeli sivridili yerli yerinde duruyor.
Ancak nerede o eski Deki’ler!
Memleket ahvali iyi değil diyor.
O konuşur, milyonlar tekrar ederdi. Dediğini diyecek Ayşe Arman’la Zülfü Livaneli’den başka kaç kişi kaldı?