Tanrıların hünsa avatarları

'Eşcinsel ve Müslüman' başlıklı yazım... Değil mi ki, 'Cevap soruda gizlidir; bazen sorup, peşini bırakmak lazım', dedim.

‘Eşcinsel ve Müslüman’ başlıklı yazım...
Değil mi ki, ‘Cevap soruda gizlidir; bazen sorup, peşini bırakmak lazım’, dedim.
Bu kez sorular, benim peşimi bırakmadı.
‘Peki senin cevabın nedir?’ diye soruyorlar.
İtikad konularında bir fırka daha var.
Adı, Mürci’e.
Benim görüşüm, işte şu kadarcık onlara benzer:
Neyin günah, neyin sevap olduğuna fetva veremem.
Bu dünyada kimsenin günah-sevap defterini tutmak da bana düşmez.
Herkesin inancı da, yaşam biçimi de, günahı da, sevabı da kendine.
Ne hesap gününün zabıt kâtibiyim.
Ne de cehennem zebanilerinden el aldım.
Bu dünyanın krallığı da bana ait değil.
Allah’ın işine ise hiç karışmam.
Diyorum ki;
Alman usulü, herkes kendi hesabını kendi kesesinden, kendi iman cinsinden ödesin.
***
Ama madem ki başladık bir kere...
Tartışmanın eksik parçasını da tamamlayalım.
Önce, Ertuğrul Özkök’ün 14 Aralık 2008 tarihli yazısından bir alıntı.
“Floransa’daki Davut heykelinin önünde toplanan kalabalıklar artıyor.”
Başlığı, Michelangelo’nun dönüşü:
...
Erkek gövdesi, asırlar sonra geri dönüyor.
...
Evet, teşhis doğrudur.
Davut ve Baküs geri dönüyor.
Onların hünsa duruşları, Davut’un elindeki o mana, 20. yüzyılın basit gay teorileriyle asla açıklanamaz.
Onlar bambaşka bir şeyi ifade ediyorlar.
Hem kadına, hem erkeğe ait olan yepyeni, farklı, tanımadığımız bir şeyi.
O yüzden diyorum ki, Michelangelo’nun dönüşüne kimse mani olamaz.
Ne korkak ve yasakçı erkek istibdadı, ne de inkârcı kadın iktidarı.
Sanatın ve cinselliğin 21. Yüzyıl Manifestosu, Floransa’da ve Roma’da yeniden yazılıyor.
Mesih oradan yürüyüşe başladı.’’
***
Erkek ve kadın bedenleri...
İnsan muhayyilesini epeyce meşgul etmiş bir mesele.
Sanatın da, dinlerin de müşterek oyun sahası.
Bu yüzden sanat tarihi ile dinler tarihini birbirinden ayrı düşünmek imkansız.
Ertuğrul Özkök gibi insan bedenini keşfe çıkacaksanız, bu arkeolojik çalışmayı daha gerilerden başlatın.
Batı’da ‘güzel sanatlar’ın kilise etrafında gelişip serpilmesini bırakın bir kenara.
Hint Vedaları’na, Upanişadlar’a kadar geri gidin.
Çünkü Davut’un elindeki mana, orada saklı.
***
Michelangelo, papa hazretlerinin has sanatçısı.
Sistine Şapeli’nin tavanlarına çizdiği Âdem ile Havva tasvirleri, cüretkâr...
Kıyamet Günü resmi de fazla müstehcen bulunur.
Golyat’a saldırı anındaki çıplak Davut heykeli de öyle.
Yaratılışın izinden gidip, insan bedenini yüceltir.
Ve hâlâ bir kilise sanatçısıdır.
Kalvinist Amsterdam burjuvazisine resim satan Rembrandt ise, müstehcenlikle kafa bulur.
Ganymedes’in Kaçırılışı tablosu, mitolojik eşcinselliğin alaycı tasviridir, derler.
Kartal şekline giren Jüpiter’in, genç adamı, tanrıların dağı Olimpos’a kaldırması...
***
Kılıktan kılığa, şekilden şekile giren hünsa tanrılar...
Transformers oyunundan çıkmış gibiler.
Robota dönüşen arabaların şefi Optimus Prime, Hint mabedinin şef-tanrılarına benzer.
Kâh kadın, kâh erkek suretinde çıkarlar karşımıza.
Tebdil-i kıyafet dolaşırlar, yeryüzünde.
Tanrıların üç şefi: Vişnu, Şiva, Şakti...
Maskeli balo havasındalar.
Avatarları, maskeli kişilikleridir onların.
Destan kahramanı delikanlı Rama olurlar; bilge prens Krişna’ya dönüşürler...
Sonra Siyah Ana Kali, güzeller güzeli Leydi Lakşmi, fettan tanrıça Parvati kılığına bürünüp, öyle görünürler.
Hem tanrı, hem tanrıçadırlar.
Hem karı, hem koca...
İnanışa göre, insan ve kâinatın ruhu Atman, çift cinsiyetlidir.
Yalnızlıktan canı sıkılır.
İkiye bölünür; bir yarısı erkek, bir yarısı dişi...
Kendini kucaklamasından insan soyu peydah olur.
Yani, cinsellikten maksat üremedir.
Erkeklik ve dişilik.. ikisi birden hayatın kaynağı...
Yaratılışın anahtarı ve kilidi...
***
Erkek bedenini de, kadınınkini de teşrif eden tanrılar...
Âdem’i de, Havva’yı da kutsamış olmuyorlar mı?
İnsan soyunun çoğalması, bolluk ve bereket...
Zevkler mabedinin hünsa avatarları, kilise sanatçıları,
bize bunu anlatmaya çalışıyor olmasın?