Tiyatrolar yetmez topyekûn inkılap!

Kapsamlı bir reform yapılmayacaksa günahı neydi tiyatroların ki başlarına patlasınkabak?

Cumhuriyet, redd-i miras fikri üzerine kurulmuş fütürist bir projeydi.
Kültür devrimi, Peyami Safa gibi gelenekçilerin de yenilikçilerle birlikte kazma, kürek salladığı bir yıkım faaliyetinin sonucudur.
Eskisini yıkmadan yapılamaz yenisi. Ama eldeki miras çok mükemmelmiş gibi, geleceğin ne projeksiyonu ne de inşası rağbet görüyor artık.
En devrimcilerimiz bile geçmişi küllerinden diriltmeye, maziyi yeniden canlandırmaya, cilası gitmiş bir geleneği parlatmaya uğraşıyor.
Muhafazakârından ilericisine, feci bir geçmişsevicilik hali içinde Türkiye. Kafalar tarihe gömülü, başını kaldırıp öne bakan yok.
Sanatımız ve edebiyatımız, bilimkurgu mahsulü vermiyor onun için.
TV’lere reyting getiren en hararetli tartışmalar, mazinin ya utanç yahut ihtişamla dolu hatıraları etrafında dönüyor.
Roman kahramanlarımız, yüzyıllar öncesinden bugüne çağrılmış misafir karakterler ekseriya.
Müzikte en çok nostaljinin satması, dizi senaryolarında tarih magazinciliğinin giderek popülerlik kazanması tesadüf olamaz.
Sinemamız da mezarlık kazıyor ha bire. Eşeledikçe avuntudan çok hüsran parçaları çıkıyor toprağın altından, uslanmıyoruz.
Gelecekçilik, para etmiyor bu ülkede. Geçmişçilik, geçmişsevicilik, fetişizme varan bir tarih hayranlığı, her daim değerini, tazeliğini muhafaza eden makbul bir meta. Garanti, iş yapıyor.
Geçmişi her şeyiyle ret ve inkâra dayanan radikal bir fütürizm önermiyorum.
Fakat geleceği de bu ölçüde yok saymak hayra alamet değil. Darbelerle yüzleşme işini bile gereğinden fazla abarttık, geçmişle hesabımızı görüp geleceğe dönemiyoruz yüzümüzü. Başbakan Erdoğan, muhafazakâr demokrat bir siyasi hareketin lideri. Ama reformist aynı zamanda. Kültürde yenileşme ihtiyacını görüp ön açıyor.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ise ilerici siyasi gelenekten AK Parti’ye dahil olmuş bir isim. Fakat Başbakan’ın reformculuğunu fırsat bilip kültür-sanat kurumlarını baştan ayağa yeniden yapılandırmak için çalışmıyor ne hikmetse.
Başbakan’ın değişimi savunduğu yerde bakan, kurumsal taassuptan mıdır nedir, garip bir şekilde tutuk. Koyu bir muhafazakâr gibi gönülsüz ve tutucu davranıyor.
Gelecekçi bir cumhuriyetin kültür devrimlerine, hastalıklı bir geçmişsevicilikle sahip çıkamayız.
Devletçilik 1930’larda modaydı, o zaman fütüristik görünüyordu belki ama şimdi değil.
Kültür kurumlarını devlete bağımlılıktan da geçmişe müptela olmaktan da koparamazsak sanatımız özgürleşmeyecek.
Bilimkurgu türü gelişmeyecek edebiyatımızda, fütürist bir sanat akımımız olamayacak, muhafakazâr sanatın manifestoları yazılırken gelecekçiliğin esamesi okunmayacak, dizilerimizle filmlerimiz tarihin labirentlerine hapsolacak, senaristlerimiz bizi bekleyen gelecekten bahsetmeyecek hiç, herkesin aklı fikri geçmişte takılıp kalacak.
Özelleştirme, özgürleştirme projesini Devlet Tiyatroları’yla sınırlı tutamayız bu yüzden.
Topyekûn bir kültür inkılabı lazım bize, aşağısı kurtarmaz.
Kuvöz dışında yaşayamayacak kurumları küçültüp ıslah etmek, diğerlerinin devletle göbek bağını kesip serbest salmak zorundayız.
Kapsamlı bir reform yapılmayacaksa günahı neydi tiyatroların ki başlarına patlasın kabak?