Tolon'la ben gerçek olduk

Suçlananın, cinayetle bağından önce suçun varlığı ispat edilmeli, değil mi? Ama yok, önce suçlu huzura çağrılıyor.

Gelecekte bir gün Hurşit Tolon’a hak vereceğimi söyleseler mümkün değil inanmazdım. Fakat o gün geldi. “Daha yetmedi mi” vurgulu açıklaması, bende karşılık buldu. İkimiz imkânsızdık düne kadar, bugün gerçek olduk.

Özal’ı zehirleyerek öldürmekle suçlanıyor Tolon. Hem de Özal’ın eceliyle ölmediğine dair elde hiçbir somut bulgu yokken. Tek dayanak, ordudan atılan bir uzman erbaşın ifadesi.

Bir an sözüne güvenilir, muteber bir kişi olduğunu varsayalım şahidin. Velakin anlattığı olay kurgusuyla gerçek hayat arasında ne yer, ne zaman ne de kişiler tutuyor. Tanıklığı neye yarar, basit gerçeklerin doğrulamadığı bir şahadeti kim, ne yapsın?

Ortada adli tıpça sabit bir cinayet yok, yargı yine de katil arıyor. Aramıyor, kimliğini tespitle doğrudan itham ediyor.

Turgut Özal’ın, organize bir cinayete kurban gittiği kesinleşmiş sanki. Peşin hükümle “Cumhurbaşkanı Özal’ı zehirleyerek öldürme suçuna iştirak ettiğiniz sonucuna varılmıştır” deniyor sanıklara.

Memleketin en tutucu kurumu, doğası gereği Diyanet İşleri Başkanlığı. Orada bile köy Müslümanlığından şehir Müslümanlığı anlayışına geçişteki gecikmeler sorgulanıyor. Zamanın gerisinde kalmanın sancıları çekiliyor.

Adli kolluk hizmeti veren polis, az çok bir zihniyet devrimi yaşadı. Suçluyu itirafa zorlamayı esas alan eski yöntemi terk edip delilden suçluya gitmeye çalışıyor.

Savcılarımız kusura bakmasın ama yargıda mantalite değişikliği namına milim ilerleme yok. Hâlâ desteksiz zanlar, afaki kanaatler üzerine iddianameler kuruluyor, somut kanıta ulaşmadan kişilere ağır suç isnatlarında bulunuluyor.

Suçlanan kimsenin cinayetle bağından önce suçun varlığı ispat edilmeli, değil mi? Öyle ya, iddia edildiği gibi bir cinayet vakası var mı bakalım. Ama yok, önce suçlu huzura çağrılıp “Söyle bakalım, bu cinayeti nasıl işledin” diye sorguya çekiliyor.

Gelin de Hurşit Tolon’a hak vermeyin şimdi. Daha yetmedi mi gerçekten de?

Hülya Avşar’ın Deki’si

Âkil zevata, okumaları için bir kitap salık vermiştim dün. Öğüt yerine de geçecek bir çalışmaydı. Politik psikoloji uzmanı Vamık Volkan’ın yeni eseri. Direnç noktalarını aşmak ve topluma çözüm sevgisi aşılamak isteyenlerin işine yarayacak 10 numara bir elkitabı.

Heyete giren-giremeyen bütün âkil ve âkilelere, bu hikmetli bilgileri ellerinden düşürmemelerini önermiştim.

Çeşitli itirazlar geldi. Fakat biri kayda çok değerdi. Çözüm sürecinin propagandasını yapıp mütereddit kesimleri ikna etmeye çalışacakları için ‘Çözüm mücahitlerine öğütler’ demiştim başlıkta. Çözüm vaizleri veya hatipleri demeliymişim onlara.

Çözüm hatibi ya da çözüm vaizi demekle de bitmiyor yalnız işim. “Âkil insanlara öğüt verilmez, onlardan öğüt alınır” diye uyarıyor bir de. Âkil insanın başka akla ihtiyacı olmazmış.

Meşhur âkilelerden Hülya Avşar ağzıyla konuştuğu için günün Bay Deki’si, âkilden fazla âkilci okur oluyor bu durumda. Helal!..