Türk bayrağı altında PKK

Gözlerinizi güzelce ovuşturup tekrar bakın isterseniz. Yaşadıklarımız ve gördüklerimiz gerçektir.

Öcalan gibi Karayılan da anayasada ‘Türk milleti’ ifadesinin yer almasına bir itirazlarının olmadığını söyledi. Türklüğün tehlikede olduğu yaygarası, asılsız bir ihbar çıktı kısacası. Tıpkı, bölüneceğimiz paranoyası gibi. Kürtlük davası güdenlerin Türkiye’yi bölmek gibi bir dertlerinin olmadığı da sanırım artık anlaşıldı. Öcalan ve Karayılan bu kafadaysa kim, hangi karanlık amaçla Türkiye’den parça koparacak ki? Türklüğe kim, ne diye kastetsin ki?

Korkacak bir şey yokmuş velhasıl. Bizi yıllar yılı korkunç yalanlarla idare etmişler, paranoyalarla aldatmışlar, boş vehimlerle kandırmışlar. Öyle zehirlemişler ki PKK, Kandil’e Türk bayrağı assa yine de barışın geldiğine inanmaya cesaret edemeyecek bazılarımız. Oysa bunu hayal etmek imkânsız değil artık. Her ikisini de kastediyorum; PKK’yı, doğru düzgün yapılmış bir Türk milleti tanımında ve onun ortak bayrağı altında kendine yer bulurken düşünmek de barışın çok yakında dört başı mamur halde gelişini tasavvur etmek de güç değil.

Gözlerinizi güzelce ovuşturup tekrar bakın isterseniz. Yaşadıklarımız ve gördüklerimiz gerçektir. Korkunun beklediği o dağlar aşıldı. Olabildiğini gördük bir kere. Şimdi sormamız gereken soru şu: Madem konuşarak olabiliyordu, bugüne kadar neden olmadı ya da niye oldurmadılar?

PKK’nın sınır dışına çekilme kararının yankılarını izliyorum. Silahlı milahlı, çekilecekler mi çekilmeyecekler mi, ona bakın siz. Demek ki çekilmelerini sağlamak mümkünmüş. Olabiliyormuş bu, olmasını temin etme imkânı bunca senedir elimizin altında duruyormuş üstelik. Abdullah Öcalan’ın demesiyle olacaktıysa aradan geçen 14 yılda bunu denemek neden aklımıza gelmedi peki hiç?

Acaba diyorum, malum çeteler dışarıda olsaydı aklımıza getirtirler miydi bu formülü, bu günleri görür müydük yine? Yani Kandil kalkıp da çekileceğini ilan ediyor ve neredeyse düğün bayramla karşılayacağız bu kararı. Toplum psikolojisi bu eşiği çoktan aşmış görünüyor. Konuşarak, müzakere yoluyla işi sulha bağlamaya dünden razıymış sanki halk çoğunluğu. Kıyamet kopmadı da oradan biliyorum.

Öyleyse kimdi bize bu sorunu çözdürmeyenler? Kardeş kavgasını bitirmekten bizi, kim ya da kimler alıkoydu bunca sene? Öcalan, son 14 yılını İmralı Adası’nda, devletten habersiz nefes bile alıp veremediği bir hücrede geçirdi. Fikren de hep bugün durduğu yerdeydi ve hep konuşarak halletmeye hazırdı. Türkiye’yi bu imkândan yararlandırmayanlara soruyorun: Değer miydi bu kadar yıl kaybettirmeye?

Gelin şu soruya da dürüstçe bir cevap verelim. Malum çeteler serbest olsaydı konuşarak çözmek mümkün olur muydu bu meseleyi? Yoksa Türkiye, içten içe karıştırılan ODTÜ kampüsüne mi dönerdi bir anda?

En zordaki Bay Deki

PKK’nın çekilme kararını açıklaması, süreç karşıtlarını zorda bıraktı. MHP cenahı, en rahatı. Ağzıyla kuş dahi tutsa inanmayacaklar nasıl olsa PKK’nın silahı ve terörü bırakacağına, Türkiye’yi bölmekten vazgeçeceğine. Ancak medyadaki gizli karşıtlar hayli zorda. “Çekilecekler ama silahsız değil, silahlı çekilecekler” diyerek hâlâ sürece karşı çıkmalarını haklılaştıracak bir zihin bulandırma noktası arıyorlar. Allah kimseyi böyle müşkül hallere düşürmesin.

Ürettiği mazerete bakılırsa en zordaki süreç karşıtı ise Kemal Kılıçdaroğlu. Sevinecek fakat sevinemiyor, terse yattığı için üzülecek fakat onu da belli edemiyor. “Çekilmelerinden memnun oluruz elbette, bizim itirazımız sürecin hukuk dışı olmasına” diyerek ortalamaya çalışıyor. Ve gelmiş geçmiş en zordaki Bay Deki olmaya hak kazanıyor. Çoğu gitti azı kaldı, ha gayret!