Üç Mehmet, biri solcu...

Yerel seçim kampanyalarını izliyorum. Özellikle de Ankara?yı, İstanbul?u... Bu kez, işler biraz karışık.

Yerel seçim kampanyalarını izliyorum.
Özellikle de Ankara’yı, İstanbul’u...
Bu kez, işler biraz karışık.
Siz de, farkında mısınız?
Tuhaf bir ‘siyasi kısırlık’ yaşanıyor.
Gelin, İstanbul’dan başlayalım.
Önce, SP’li Mehmet Bekaroğlu:
Jip kriterleriyle başlamıştı.
‘İki Emine’ diyerek, devam etti.
Şimdi sıkı durun...
Son gelişmeyi haber veriyorum:
Sermaye, haram ve yağmaya ‘sağcılık’, diyor.
Emek, hak ve özgürlükleri de, ‘solculuk’ta topluyor.
Hoşunuza gitmiştir.
Benim de, hoşuma gitti.
Belli ki, onun da hoşuna gitmiş, söyledikleri.
‘Müslüman solcu’ olmaya soyunuyor.
Hadi, başörtüsünün sınıfsal anlamını koyalım, bir kenara.
İslam’ın bu ‘kaba’ solcu yorumuna, ne demeli şimdi?
Sermaye, harama eşit midir?
Yağmaya, eşit midir?
Sayın Bekaroğlu:
Sermayesiz ve sınıfsız bir toplum istemek...
Kabul...
Bir çeşit ‘eski solculuk’, olabilir.
Ama bunun, Müslümanlıkla ne alakası var?
Haram sözcüğünün, orada işi ne?
***
Bir de, şöyle anlatmayı deneyelim:
Üç Mehmet, düşünün.
Biri, şoför olsun.
Diğeri, garson.
Bir diğeri de, Mehmet bey.
Nam-ı diğer, ‘Müslüman solcu’.
Müslüman solcu olanı, lüks arabanın arka sağ koltuğunda otururken...
Gariban şoför Mehmet, direksiyondaysa...
Müslüman solcu olanı, pahalı restoranda afiyetle yerken...
Fakir garson Mehmet, masasına yemek taşıyorsa...
Bu durum, hangi ‘jip kriterleri’ne girer?

Kılıçdaroğlu’nun ‘kurtarış siyaseti’
Biz, Kadir Topbaş’a şöyle esaslı bir rakip beklerken...
Elinde dosyalarla Kemal Kılıçdaroğlu, çıkıp geldi.
Daha İstanbul’a ne yapacağını anlatmadı.
Ama ne yapmayacağını söyledi.
Çalmayacak, çırpmayacak...
Tek iddiası, bu.
İyi de, onu herkes söyler.
İstanbul’u yönetmek için bu kadarı yeter mi?
Bir de, kıyafetiyle, duruşuyla, mesajlarıyla...
‘Oy deposu’ gördüğü varoşlara sesleniyor.
‘Ben de, yoksulluktan geliyorum’, diyor.
‘Yoksullukta eşitlenmeyi’ mi, vaad ediyor;
Yoksa, yoksulluktan kurtarmayı mı?
Ve nasıl?
Belli değil...
Biraz, Mehmet Bekaroğlu’na benzetiyorum.
Biraz da bana, bir zamanların Marksist katoliklerini hatırlatıyor.
Latin Amerika’nın ‘kurtarış kilisesi’ni...
Yoksul sınıflara, sömürgeci yönetimlerden ‘kurtuluş’ vaad eden, ‘selamet teolojisi’ni...
Vatikan, 20 yıl kadar evvel, ‘Hıristiyan öğretisi kılığına giren Marksizm’i reddetti.
Ne dedi, biliyor musunuz?
‘’Kurtarış teolojisi, birçok fikrin dışavurumudur’’.
Diyorum ki;
Bizdeki ‘kurtarış siyaseti’ de, her türlü popülizmin dışa vurumu olmasın?
Sanırsınız, Marks’ın izinden giden Latin rahiplerden, pazar vaazları dinliyoruz.
Size de, öyle gelmiyor mu?

MHP, Ankara’da ne istiyor?
AKParti’li Melih Gökçek diyor ki:
“MHP’yle polemiğe girmem;
Sağ oyları böldürtmem;
CHP’ye de verdirtmem.’’
CHP’li Murat Karayalçın, bu hesabı doğruluyor:
“MHP yükselir, ama kazanamaz;
Oyları da, sağı böler;
Bu iş, bana yarar.’’
Bu hesap ne kadar doğru, bilemem.
Ama daha önce denenip, sonuç alındığı kesin.
Hem Gökçek, hem de ezeli rakibi Karayalçın bunu söylüyor.
MHP’nin oy oranı için verilen rakamlarsa, muhtelif.
Yüzde 10 ila 20 arasında değişiyor.
Yalnız bu sefer, durum biraz farklı.
MHP, hesapları bozuyor.
Melih Gökçek’in karşısına yıpranmamış bir ismi, Mansur Yavaş’ı çıkardılar.
Karayalçın’ın karşısına demiyorum.
Çünkü, Gökçek’le yarışıyorlar.
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural;
Kah villasıydı, diyor.
Kâh, doğalgaz ihalesi.
Gökçek’in üstüne, gittikçe gidiyor.
Seçtikleri strateji, bana ilginç geldi.
Hedeflerini henüz anlamış değilim.
Ne istiyorlar?
En azından, şu kadarı açık:
Gökçek’in seçim stratejisi,
sağ oyları böldürtmemek.
Karayalçın’ınki, bölerek aradan sıyrılmak.
Peki, MHP’nin stratejisi nedir?
Ankara’yı kazanmak mı;
Yoksa Gökçek’e kaybettirmek mi?
Birincisi olsa, Gökçek’le değil, Karayalçın’la kapışmaları gerekirdi.
Gökçek’in hep yaptığı gibi...
‘Ortak istenmeyen’ Karayalçın’a karşı, sağı, Mansur Yavaş’ın arkasında toplamak...
Oysa Gökçek’i ‘istenmeyen’ ilan ettiler.
Sizce, hedef hangisi?
Kazanmak mı, kaybettirmek mi?