Ulusalcıları ilk kez anladım

111 kişi toplanıp imza atıyor. CHP'nin ulusalcılarına, onları ayaklandıracak kadar rahatsızlık veriyorlar.

Barış için önce demokrasi’ diyenlerin barıştan ne istediğini siz anladınız mı? Niye paniklediklerini filan... Güya barış yanlısıymış gibi destek bildirileri yayımlayıp barışa köstek olmalarını, suret-i haktan görünerek çözüm sürecine önşartlar getirmelerini vesaire çözebildiniz mi?

Demokrasiyle barış arasında illa hiyerarşik bir üstünlük kuracaklar. Zorları nedir, ne murat ettikleri belli midir?

Ben o bildiriye karşı çıkan CHP’nin ulusalcı kanadını bile anlıyorum. Ki Nur Serter ile Süheyl Batum duysa inanmazdı buna.

AK Parti iktidarıyla ideolojik meselesi olan daha kimleri anlamıyorum ki?

“Gökdelen gökdelen yükselen ışıltılı şehirlerimiz yoktu. Ama mütevazı gecekondularda kurulan çilingir sofralarımız vardı” diyenleri mi istersiniz?

“Tenceremiz kaynamıyordu, ocağımız tütmüyordu belki ama bir şerefimiz, bir şahsiyetimiz vardı” diyeni mi?

“3 boyutlu ekranlarımız yoktu. Ama ne seyredeceğimize karışan eden de yoktu” diyenleri mi istersiniz?

“Seçenekler, mönümüz zengin değildi ama hayatımızın kumandası bizim elimizdeydi” diyeni mi?

“Şaşaadan uzaktı yaşantımız, hatta garip gurebaydık biraz da. Ama özgürdük en azından” diyenleri mi istersiniz?

“Her sokakta büyüleyici bir AVM’miz yoktu. Her mahallede bir milyonerimiz, her evde bir marka düşkünümüz yoktu. Ama lüks hayat hırsıyla da kirlenmemiştik, kredi kartlarına yüklenmemiştik, üç kuruşluk hayallerimiz vardı, ucuz meraklarımız. Kendi halimizde öyle düşük maliyetli, mutlu mesut takılıp gidiyorduk işte” diyeni mi?

“Ekonomik bağımsızlığımız yoktu. Merkez Bankası’nda 135 milyar dolar rezervimiz, borsada yukarı doğru hareket eden eğrilerimiz yoktu. Kişi başına 3 bin dolar milli gelirimiz ya var ya yoktu.

Ama IMF’ye el açıp oradan gelen milyar dolarlarla borç hawrç geçiniyorduk, kemer filan sıkarak idare ediyorduk yani” diyeni mi?

“Çulsuzduk, enflasyon canavarının pençesinde kıvranıyorduk, borcumuzun faizini ödemek için el kapısı aşındırıp tefecilerden bile para dileniyorduk.

Ama emperyalizme karşı aslanlar gibi ayaktaydık, tam bağımsızlıkçıydık. Başımız dik, alnımız aktı, Kıbrıs’ta tavizsiz yurtseverlerdik” diyenleri mi?

“Paramız puldu, sözümüzün beş para değeri yoktu, pasaportumuzun itibarı yerlerde sürünüyordu. Ama iyi-kötü bir havamız vardı be arkadaş” diyeni mi?

“Uçağa binmek uzaya gitmek kadar uzaktı bize. Ya en alttaydık istiflenmiş halde ya en üstte birinci mevkide. Bir kaymak tabakamız vardı, bir de sefalet içindeki fakir fukaramız, ortası olmazdı.

Ama hasretle yolunu gözlediğimiz kara trenlerimiz, tellerine kuşlar konan telgraf direklerimiz, köy edebiyatından uyarlanan Yeşilçam filmlerimiz, paslı demir ağlarımız, Onuncu Yıl Marşımız ve kendimize mahsus bir gururumuz vardı” diyenleri mi?

Katılmasam da hepsini anlıyorum, anlayabiliyorum, olmadı anlamaya çalışıyorum.

Fakat bir tek, sanki biri gelince öbürü gidecekmiş gibi yapıp ‘barış mı demokrasi mi’ diye kafa bulandıranlara akıl sır erdiremiyorum.

Piyasaya sürdükleri bu abes denklemi, bu acayip yutturmacayı kavrayamıyorum.

111 kişi toplanıp imza atıyor. CHP’nin ulusalcılarına, onları ayaklandıracak kadar rahatsızlık veriyorlar. Normal şartlarda hoşlanmam lazımdı, hatta büyük bir sempatiyle destek vermem.

Ne ki barışla demokrasi arasında ikilik yaratmaktan muratları nedir, çıkaramıyorum.

İkisinden birini niye tercih etmek zorundayız? Birinin karşısına diğerini koymadan ikisini de birden isteyemeyişimizin sebebini siz bildiniz mi?