Ulusalcılık elden gidiyor

Dün AB ve Amerikan karşıtlığı ile Kürt düşmanlığı iş görüyordu, bugün tersi işlerine geliyor.

Ergenekon’un da ideolojisi olan ulusalcılıktan söz ediyorum. Eyvah diyorum, çünkü iş ciddiye bindi.

Uluslararası PEN’in Başkanı John Ralston Saul, uyandırdı beni. Kalabalık bir heyetle, Oda TV davasının dünkü duruşmasını izlemeye gelmiş. İlgilerinin sebebi olarak “Türkiye’ye müdahale etmek için doğru bir andı” diyor. Açlık grevlerini de ifade özgürlüğünün bir parçası sayıyor. Bizim ulusalcılarımız, tam bağımsızlıkçı ve anti-emperyalistti eskiden.

Ulusalcılığı oluşturan yüksek fikirler manzumesi şöyleydi:

İçişlerimize her türlü dış müdahaleye karşıydılar.

Emperyal Amerika’dan günahları kadar hazzetmez, misyoner Avrupa Birliği’ne topyekûn hücum halindeydiler. Bizi Hıristiyanlaştırıp sömüreceği, bölüp parçalayacağı için Batı karşıtıydılar temelli.

‘Vatana ihanet’

Kürt hareketini içimize sokulan yabancı parmağı olarak görür, Meclis’teki uzantısına bile katlanamaz, ‘silahlanmak yerine siyasallaşma’ ihtimalini dahi vatana ihanetle eş tutarlardı. Bölücülüğün siyasallaşması, terör belasından daha tehlikeliydi onlar için.

Emperyalizmin içimizi karıştırmayı, birlik ve bütünlüğümüzü bozmayı amaçlayan kirli ellerinden başka bir şey değildi uluslararası insan hakları örgütleri.

‘Kızıl elma koalisyonu’ da dedikleri ucubeyi meydana getiren fikriyattı ulusalcılık.

Bu fikriyatta, beni ziyadesiyle mesrur ve memnun eyleyen bir değişim yaşandı. O da şudur:

Artık AB ile barışık, karşılıklı bağımlılık prensibine inanan, uluslararası örgütlerle iş tutmakta asla beis görmeyen, AB ve Amerikan kurumlarını açıkça Türkiye’nin yargısına müdahaleye davet edebilen, AİHM’ye iç hukuk yollarının üstünde bir güvence olarak bakan, hükümetin dışarıdan baskı görmesi için çabalayan, teşne olanları hariçten gazel okumaya kışkırtıp teşvik eden, sırf iktidar köşeye sıkışsın diye Türkiye karşıtlarını daha da kızıştırıp cesaretlendiren, enternasyonalizmin bütün imkânlarından sonuna kadar yararlanan, dünyayla iç içe geçmekten acayip mutlu, küresel cemaatlere karışmaktan fazlasıyla mesut, Kürt ulusalcılığını destekler hale gelen ve mesela açlık grevindekilerle derin bir empati geliştirmeyi başaran, KCK tutuklularına da sempatiyle yaklaşabilen bir ulusalcılık doğuyor.

Metamorfoz geçirdi

Ulusalcılığımızın kimyası bozulmuyor, hayır. Ya ne oluyor; metamorfoz geçiriyor, dönüşüyor, başkalaşıyor.

Çünkü tek derdi AK Parti’yi iktidardan etmekti, gerisi bahaneydi. Dün AB ve Amerikan karşıtlığı ile Kürt Düşmanlığı iş görüyordu, bugün tersi işlerine geliyor.

Önceleri, ‘Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktu, dünya Türk’e düşmandı’. Sonra ulusalcılarımız içerideki güçlükleri aşmak için dünyayı keşfetti, zarureten uluslararası toplumla tanıştı ve ikisiyle de barıştı. Olay bu.

Anti-emperyalizmden emperyalizmle işbirliğine, tam bağımsızlıkçılıktan karşılıklı bağımlılığa, ulusalcılıktan enternasyonalistliğe, küreselleşme karşıtlığından küreselleşmenin nimetlerinden faydalanmaya geçiyorlar şimdi.
Zinhar şikâyet etmiyorum, elden giden ulusalcılık olsun.

Yaşasın sınır tanımayan değerler, yaşasın insanlığın müşterek hak, hukuk, hürriyet ve demokrasi mücadelesi!