Üstü Ankara, altı Bağdat

Halatın iki ucundan birini biz tutuyorduk, diğerini Irak'ın Kürtleri ile Şiileri. Karşılıklı şarza girip duruyorduk.

Halatın iki ucundan birini biz tutuyorduk, diğerini Irak’ın Kürtleri ile Şiileri.
Karşılıklı şarza girip duruyorduk.
Tehdit teatileri, ‘aşiret’ yakıştırmaları, aşağılamalar, acıtıcı laflar, göz korkutmalarla bugünlere geldik.
O zamanlar, gerilimin tarafıydık.
Dilimizi, bakışımızı değiştirdik.
Şimdi üstündeyiz.
Başbakan’la Bağdat’a inince, iklimin nasıl değiştiğini hemen fark ediyorsunuz.
Yenilenen tezkereye, yeni sınırötesi harekatlar ihtimaline, aramızdaki su ihtilafına rağmen, hava bu kez çok farklı.
Yıkıcı rekabet, yerini tüm tarafların kazançlı çıktığı ‘kazan-kazan’ esaslı işbirliğine bırakmış.
Demek ki, olabiliyormuş.
***
Kaotik süreçleri, konvansiyonel yöntem ve araçlarla yönetmek zordur.
Klasik güç rekabeti, zor kullanmaya dayanır.
Rakibi korkutmak, caydırmak, pes ettirmek, teslim olmaya zorlamak...
Bunu denedik ve kaybettik.
Hep ters sonuçlar üretti.
Ne zamanki, gerilim dalgalarının içinde değil, üzerinde yüzmeye başladık...
Ne zamanki, kaba kuvvete dayanan yaklaşımlardan uzaklaştık.
İşte o zaman, talihimiz geri döndü, başarmaya şimdi çok yakınız.
***
Iraklı Kürtlerle nereden nereye geldik?
Bundan 10 yıl kadar önce Washington’da bile, Barzani ailesiyle köşe bucak kapışma halindeydik.
Amerikan Üniversitesi’nde parayla Kürt kürsüsü kuracaklar diye, ayaklandığımız günlerden...
Kendi üniversitelerimizde Kürdoloji enstitüleri açtığımız günlere geldik.
Kuzey Irak Kürtleri’ne sorunlu bakışımız, uzun yıllar Irak’la ilişkilerimizi komple rehin almıştı.
PKK’nın, karargâhını Bekaa’dan Kandil’e taşıması, ilişkimizi daha da kötüleştirdi.
Biz de, peşmerge idaresine karşı Türkmen kartını oynadık.
Tıpkı Amerikan Üniversitesi’ne karşı, parasını bastırıp Georgetown’da Türkiye Çalışmaları Programı başlattığımız gibi.
Sıfır toplamlı bu oyunlardan ne biz kazandık, ne de karşımızdakilerin kazanmasına izin verdik.
Muhatabımız karşısındaki ezici üstünlüğümüze, cüssemizin iriliğine bakmadan rekabete girmek, bize hiç yaramadı.
Deneyince görük ki; işbirliği yaptığımızda ise, en çok kazanan biz oluyoruz.
Hangisi daha akıllıca?
Nihayet, denge oyunlarını öğreniyoruz.
***
Başbakan Erdoğan, klişe tabirle Bağdat’a çıkarma yaptı.
Beraberinde 9 bakan, bürokratlar, gazeteciler ve işadamlarından müteşekkil kalabalık bir heyetle...
İkili görüşmeler, Başbakan Maliki ile Cumhurbaşkanı Talabani’nin onuruna verdikleri yemekler ve ortak bakanlar kurulu toplantısı aynı güne sığdı.
Aramızdaki o kalın psikolojik duvarlar, derin güvensizlik hissi, çene tutamamaktan kaynaklanan lüzumsuz diplomatik bunalımlar...
Hepsi ne çabuk geride kalmış!
Henüz aşmamız gereken büyük bir sorunumuz hâlâ var; PKK’nın Irak topraklarındaki varlığı...
Ama artık aramızda bir gerilim hattı yok.
Çünkü biz halatın bir tarafından tutup, dengimiz olmayanları çekiştirmekten vazgeçtik.
Gerilimin üzerine çıktık.
Asayiş sorunları ve istikrarsızlıkla boğuşan Irak, Türkiye’nin düzen sağlayıcı rolüne çok muhtaç.
Bu da, işbirliği pozisyonlarımızı tayin ediyor.
Üstü Türkiye, altı Irak olan bir vücut olmaya doğru gidiyoruz.