Vaat ettiğiniz yalancı cehennem

Dün, gene konuşuyordunuz. Diyordunuz ki, "Bu işler, kendiliğinden olmaz. Düğmeye bastı birileri."

Dün, gene konuşuyordunuz.
Diyordunuz ki, “Bu işler, kendiliğinden olmaz. Düğmeye bastı birileri.”
Türlü türlü imalarda bulunuyordunuz.
Açılım projesinin, ilk kez, Kürt-Türk diye bizi bölmeye başladığını söylüyordunuz.
Adım adım Türkiye’yi ayrıştırmakmış, hedef.
Tehlikeli bir yola girmişiz.
Çatlaklar, sanat dünyamıza bile sirayet etmiş.
Bu da size dert olmuş, güya çare arıyormuşsunuz.
‘Durduk yerde nereden çıktı şimdi bunlar?’ der gibi bir haliniz vardı.
‘Kürt de Kürt’ deyip, aramıza nifak sokuyorlarmış.
Oysa o adı ağzımıza almadan, kardeş kardeş yaşıyormuşuz, mutlu mesut...
Üstelik, bu açılım sürecinde, terör örgütünden de silah bırakması istenmiyormuş zaten.
Öyle diyordunuz, basın toplantınızda.
Uzun uzun dinledim sizi.
‘Galiba, düğmeye basmış birileri’ dedim.
***
Mahfuz tutuyorum adınızı.
Çünkü şahsınızı değil, söylediklerinizi, siyasetinizi konuşmak istiyorum. 
Bakın, ne yapıyorsunuz?
Çözümsüzlüğü, en iyi çözüm olarak sunuyorsunuz.
En kötüsü, en dehşetlisi, en haini, en bölücüsü de çözüm istemek oluyor.
Böyle tasvir ediyorsunuz.
Bize, yalancı bir cehennem vaat ediyorsunuz.
Hem yalandan, hem de cehennem, vaad ettiğiniz...
Hem de, gözlerimizin içine baka baka...
Hem de, biz o cennetin sahtesine bile bu kadar hasretken...
Bence söylediklerinizi çözdürüp, kâğıt üstünde bir kez daha bakın.
Bakın bakalım, size nasıl görünecek?
Ne kadarı doğru, ne kadarı yalan?...
Ne kadarı cennet, ne kadarı cehennem anlattıklarınızın?
***
Komplocuyuz ya, her taşın altında mutlaka bir şeytan arıyoruz.
Demokratik açılım mı gündemde?...
Altından Amerika, İsrail... Ama illa ki bir şeytan çıkarmak zorundayız.
Yoksa, rahat etmeyecek içimiz.
Günah keçilerimiz olmadan yaşayamayız  biz.
Daha korkunç olan nedir, biliyor musunuz?
Çoğu zaman o şeytani keçileri, kendimiz, işkembe-i kübradan uyduruyoruz.
Taammüden hem de...
Kendi yalanımızın peşinden gidiyoruz sonra da.
İşimize geldiği gibi oynuyoruz gerçekle.
Yalan üzerine kurduğumuz bu sahte hayattan, ne fayda umuyoruz peki?
***
Siz, mutlu musunuz?
Razı mısınız,
bu gidişattan?
Bunca ölümden, acıdan, kin ve nefretten?
Hadi, alenen bu soruya doğru cevap veremiyorsunuz, diyelim.
Kendinize doğrusunu söyleyebiliyor musunuz?
Yalan söylemekten daha kötüsü, onu sürdürmektir.
Yalandan kurduğumuz, sahtesi bile değil cennetin.
“Madem cehennemdir yaşadığımız, bari doğrusu için yanalım” demiyor musunuz hiç?
Doğru ya, siz hiç yanmıyorsunuz aslında.
Kapıda nöbet tutan zebaniyi oynuyorsunuz.
Cehennem ateşine canla başla odun taşımanız, demek ki bundandır.