Ve huzurlarınızda Demirel...

Demek ki, bu son fırsatı kaçırmak istememiş. Vaktin gelip de geçmekte olduğuna, demek ki o da inanmış.

Demek ki, bu son fırsatı kaçırmak istememiş.
Vaktin gelip de geçmekte olduğuna, demek ki o da inanmış.
Bu hesabı, artık kapatmak istiyor.
Kendi vicdan mahkemesinde,
28 Şubat müdafaasını vermeye çıkmış.
Dün, bu davada gün bir’dir.
Bütün heybetiyle Vatan gazetesinde arz-ı endam edip...
Uzun uzun konuşmuş, Semra&Bilal Çetin çiftine.
Meğer onun da ne çok ihtiyacı varmış...
Ki, günlerce, sayfalar dolusu anlatmış.
***
Her ne kadar bu mahkeme, benim mahşer günüme rastlamamışsa da...
En ehveninden bile olsa, benim ahiret suallerim yüzüne vurulmamışsa da...
28 Şubat’ın kudretli faili, hala meçhul de kalsa...
Madem ki mübaşirliğine soyundum bir kez;
Kabul, diyorum; bu da kabul.
Ve fakat...
Büyük jüriyi göreve çağırıyorum.
Ve şahitleri...Ve kâtipleri...
Bu mahrem celsede gelin yerlerimizi alalım, diyorum.
İşbu davada son söz, yüce heyetinize aittir; ma’şeri vicdana...
***
Şayet münasip bulursanız, bir de hak kabilinden maruzatım var.
Ben de bu mahrem davanın sır katiplerinden olmaya talibim.
Süleyman Demirel, sanık sandalyesine oturduğuna göre...
İşte ben de katip divanına geçiyorum.
Celse açıldı...
Zabıtlar, büyük jürinin önünde okunmaya başladı.
Birlikte kulak verelim, şimdi.
Ve, hep birlikte temenni edelim ki; bu iş temyize uzamasın.
***
Hani ilk gün, pek umut vermese de...
İkinci günü de bir bekleyelim.
Bakalım...belki sonradan açılır.
Hem, acele işe de şeytan karışır, derler...

Kürtçe mevlid, neye benzer?
Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın Kürtçe mevlid kasetiyle başladı, her şey.
Muazzam bir baskı altındayım.
Diyorlar ki:
Kaset olayı tamam...
Şeyhe de, seyyide de tamam, diyelim.
Hadi mevlidi de anladık.
Fakat, söyler misin bize:
Kürtçe mevlid nedir; mevlithan kim?
Diyorum ki; nasıl desem...
Central Park’ta oturan ama’ya,
Eisntein’ın izafiyet teorisini anlatmaya benzer, bu.
O ne kadar anlarsa, kuğu kuşunun renginden...
Boynunun eğriliğinden...
O kadar anlaşılır, bu iş.
Tam da, olmayacak galiba derken...
İmdadıma TRT Şeş yetişti de, kurtuldum.
Pazar gecesi, Mevlid Kandili’ydi.
Mevlithanlar, Diyarbakır Ulu Cami’de banttan Kürtçe kıraat eyledi.
Ki onun aslı, Süleyman Çelebi’nin Vesiletü’n-Necat adlı mesnevi şiiridir.
Kurtuluş Vesilesi, demek...
Bestelenmiş üç yüz kadar beyitten müteşekkil...
Peygamberin mucizevi doğumunu anlatır.
Altı asırlık mazisi var.
Halk arasında mevlit ya da mevlüt de denir.
Okuyana da mevlithan.
Rahmetli Kani Karaca dersem, mesela...
Onun, Kürtçe okuyanını düşünün.
Ulu Cami’deki mevlithan, Odur işte.
Kürtçe mevlid de, Türkçe’sinin bir tür aranjmanı...
Makamlarına, nazirelerine, kasidelerine girmiyorum, artık.
Bilmem, el yordamıyla dirsekteki eğriliği  fark ettirebildim mi?