Yalan söylemenin cezası

Darbe girişimi, millete yalan söylemekten daha büyük bir suç mudur? Bence değil...

Darbe girişimi, millete yalan söylemekten daha büyük bir suç mudur?
Bence değil...
Üç eski kuvvet komutanı, darbe soruşturması kapsamında ifade verecek.
2004’ün yüksek komuta heyetindeki emekli paşalar Aytaç Yalman, Özden Örnek ve İbrahim Fırtına’dan söz ediyorum.
Onlara, dostane bir hatırlatma yapmak istiyorum.
Darbeye teşebbüs, ordu içinde cunta faaliyeti yürütmek anayasal düzene karşı suç işlemektir.
Ama savcıya, hâkime yalan söylemek, mahkemeyi yanıltmak, kamuoyunu aldatmak çok daha vahim bir suç...
İnsanın yaşı ya da sağlığıyla ilgili masum, beyaz yalanlar bile, eğer bir davanın sonucuna etki edecekse cürüm irtikabına girer.
Gerisini artık siz düşünün...
Adaletin tecellisine engel olmak, darbe yapılanmasına gitmekten, tertiplerin içinde bizzat yer almaktan ya da en hafifiyle buna seyirci kalmaktan daha beterdir.
Unutmayın ki; sessiz kalmak bile, suça zımnen ortak yapar sizi.
***
Hadi, daha açık konuşalım...
Ecnebi hukukunda, yalan yere yemin etmenin, mahkemeyi yanıltıcı beyan ve ifade vermenin adı, ‘Perjury’dir.
ABD yasalarına göre bu suç, 5 yıla kadar hapisle cezalandırılır.
İngiltere’de ise cezası, 7 yıl hapse kadar uzar.
Başkan Clinton’ın Monica Lewinsky davasında başını ağrıtan asıl suçlama, buydu mesela.
Sırf bu sebeple, az kalsın başkanlıktan azlediliyordu.
Temsilciler Meclisi’nden geçen karar Senato’da takılınca, bu yüz kızartıcı suçlamadan sıyrılabilmişti Clinton.
Uzattım biliyorum ama, ehemmiyetine binaen örneklendirmenin yararlı olacağına inanıyorum.
İngiltere’de birçok siyasetçi ve ünlünün, aynı suçtan mahkûm edildiğini de hatırdan çıkarmayalım.
***
Bu dostane uyarıyı neden gerekli gördüğüme gelince...
Çünkü, gerçeğin hâlâ bizden saklandığına inanmak için çok fazla makul şüphe sebebimiz var ortada.
Çünkü gerçeklerin ortaya çıkmasını önlemek, bu davada yüksek bir ihtimaldir.
Hatta davanın özüyle doğrudan ilgilidir.
Bu davanın içinde, kamuoyunu yönlendirmek uğruna planların yapıldığı, kanlı tertiplere girişildiği iddiaları yer alıyor.
Postallı kurtarıcılara ihtiyaç yaratmak için, korkutulmuşuz, tedhiş kampanyalarının hedefi olmuşuz.
Tezviratlar yapılmış, gerçekler taammüden gizlenmiş bizden, kara propagandalar yürütülmüş...
Yalan rüzgârları estirilmiş...
Böyle diyor iddianame...
Uyduruk tehlikelerin gerçek olduğuna inandırmak için bizi, silahlar, bombalar, envai çeşit mühimmat toprağa gömülmüş... İddia o ki, cinayetler dahi işlenmiş...
Silahlar, cephanelikler, planlanmış suikastler... Bütün bunlar, yeterince korkunç...
Fakat yine söylüyorum, en korkunç iddia, amacın bizi kandırmak olmasıdır.
***
Dürüstlük, böyle zamanlarda taşınamaz bir psikolojik yüke dönüşür omuzlarımızda.
Gerçekle yalan arasında gel-gitler yaşamaya başlarız.
Ola ki, karışık duygular içinde yanlış yollara tevessül edebiliriz diye söylüyorum.
Zarar göreceğinizi düşündüğünüz zamanlarda bile, dürüstlükten asla vazgeçmeyin.
Asıl o zaman kazanırsınız...
Orta mektep ingilizce dersinde öğretilen ilk yabancı deyimlerden biridir;
Şöyle der:
‘Honesty is the best policy’.
Yani, ‘En iyi siyaset, dürüstlüktür’.
***
Bu davada, yalanla imtihanımız devam ediyor.
Şimdi sıra sizde... Komutanlık döneminiz hakkında tanıklığınıza başvurulacak...
Ben şahsen yalana tenezzül etmeyeceğinize inanma eğilimindeyim.
Eminim ki sizler de savcılara, gerçeği ama sadece gerçeği söyleyeceğinize namus ve şerefiniz üzerine rahatlıkla yemin edersiniz.
Sonuçta beyan esastır, aksi doğrulandığında ise...
Perjury... Yalan, affedilmez bir cürümdür;başka hiç bir suçla kıyas edilemez.
Savcılık makamında bir an bile tereddüt geçirirseniz şayet, vicdanınıza sorun, o size doğruyu söyleyecektir.
Ben olsam, yalan söylemekten mahkûm olmaktansa, darbe teşebbüsünden ceza almayı bin kere yeğlerim.