Yargı mı büyüktür, millet mi?

Yargı, anayasamıza göre millet adına yetki kullanan 3 erkten biri. Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir; Ve millet, bu hakkı yetkili organlar eliyle kullanır.

Yargı, anayasamıza göre millet adına yetki kullanan 3 erkten biri.
Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir;
Ve millet, bu hakkı yetkili organlar eliyle kullanır.
Buraya kadar her şey normal.
Tuhaflık, bundan sonra başlıyor.
3 erkten yasama ve yürütme, zaten oylarıyla milletten temsil yetkisi alıyor.
Geriye kalıyor, yargı kurumumuz.
Yargı, millete bağlı mı peki?
***
Yargıyı, ‘halka rağmenciliğin son kalesi’ gibi görenler olduğunu biliyoruz.
Bu yüzden bazı hâkim ve savcılar, hukuk değil, ‘dava’ adamı havasındalar.
Statükonun serhat beyleriymiş gibi misyon ifa ediyorlar.
Sık sık medyada boy göstermeleri de tesadüf olmasa gerek.
Elimde somut bir istatistiki çalışma yok ama, podyuma çıkan mankenler kadar yüksektir popülariteleri...
Bilinirlik ölçümlemesi yapılsa, ekran starlarıyla havada karada yarışacakları kesin.
Aklıma çok basit bir soru geliyor.
Fark ediyorum ki, basit olduğu için bugüne kadar sorulmamış bir soru.
Başka hangi ülkede yargıç ve savcılar, bu kadar ön planda duruyor?
Modern zamanlarda eşi benzeri olmayan bir örnek, bizimkisi...
‘Hâkimler devleti’ ya da ‘juristokrasi’ türünden kavramlar, günümüzde sadece teorik çalışmaların ve tarihin konusu iken...
Bir tek bizde, pratik alanına geçebiliyor, uygulamalı örnekleri veriliyor.
Emsal teşkil edecek bizden başka ne çağdaş bir otokrasi, ne de demokrasi mevcut.
***
Hâkim ve savcıların seslerini, mahkeme salonları dışında neden duyuyoruz?
Neden bu kadar çok, neden bu kadar yüksek sesle konuşuyorlar?
Anladık; onlar bakansa, başbakansa, cumhurbaşkanıysa eğer...
Siz de hâkimsiniz, savcısınız, mahkeme başkanısınız.
Fakat bu, sizi aynı şey yapar mı; eşit konumlandırmaya yeter mi?
Onların memleket meseleleri hakkında konuşması, atıp tutması, sizin de atıp tutmanıza mazeret teşkil eder mi?
Eldeki son mevziyi kahramanca müdafaa ediyorsanız...
Bütün mevzilerin sahibi millettir.
Sizin de adına karar verdiğiniz millet.
Bizim sistemde ‘kuvvetler ayrılığı’ esas olsa da...
Bu ilke, herhangi bir kuvvetin milletten ayrılığına işaret etmez.
O zaman, size sorum şudur;
Yargı, milletten ayrı mıdır; halktan bağımsız mıdır?
Eğer ‘değildir’ diyorsanız, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker’in dün söyledikleri nedir?
İşte adli yılbaşı konuşmasının özetini veriyorum size;
* Adalet bakanı ve müsteşarı, HSYK’da yer almasın.
* Yasama ve yürütme organları, zinhar, kurula hiçbir üye seçmesin.
* Türkçe meali: Meclis ve Cumhurbaşkanı’ndan onaylı hiç kimse, bu kurulun kapısından içeri girmesin.)  
* Yargı Reformu Stratejisi Taslağı, bu açıdan yargı bağımsızlığına aykırıdır, düzeltilsin.
* Ve yargının bağımsızlığı, her şeyden büyüktür; demokratik meşruiyetten bile... Bu böyle bilinsin.
***
Biliyoruz;
Önüne ‘bağımsız’ sıfatını koymadan adını ağza almaktan men edildiğimiz kurumdur, yargı.
Yargının bağımsızlığı ya da bağımsız yargı...
Kendisinden ancak bu kutsal tamlamalarla söz edilebilir.
Katı bir dogma, muhkem bir nas gibi...
Bu hükmü tartışmaya açmak dahi, günah-ı kebair denen büyük kötülüklerden birini işlemektir.
Sözün özü, yargı temsilcileri, halkla aralarında bir bağ kurulsun istemiyor...
Ama kararlarını millet adına vermekten de vazgeçmiyorlar.
Milletin değişim taleplerine ise, sonuna kadar direnecekler.
Onların meselesi budur.
Gerisi, bizim memleket meselemizdir.