Yargının kışkırmama hakkı

Kılıçdaroğlu, 'Nezih ve nazik bir soruşturma nasıl yürütülür' sorusuna bunları örnek vermektense özel yargıyı iktidarla zıtlaşmaya zorluyor.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, dünkü grup konuşmasında, kışkırtmak için elinden geleni yaptı.
“Siyasi otoriteden talimat alanlara savcı denmez. Onlar olsa olsa kapıkullarıdır” mı demedi, Başbakan’ın iki dudağına baktıklarını mı söylemedi, iktidarın sopası olduklarını mı iddia etmedi?
“Konuşursan sabahın 6’sında gelirim, seni tutuklatırım, aylarca içeriye atarım. Bu mahkemeler, böyle mahkemeler” diye kestirip attı.
Sözlerinde, yürüyen özel yargı süreçleriyle ilgili benim de katıldığım kimi haklı eleştiriler yok değildi.
Ama doğrusu ile yanlışını ayırmadan hepsini aynı kefeye koyarak ciddi haksızlık etti.
Görevini layıkıyla yapmaya çalışan, sorumluluklarını müdrik savcı ve hâkimleri de yok yere töhmet altında bırakmış, nahak yere suçlamış oldu çünkü. 

Toptancı bakış
Kılıçdaroğlu toptancılığının en sorunlu yanı ise vahim miktarda tahrik unsuru içermesi. Vicdanı hür savcı ve hâkimleri, sırf iktidardan etkilenmediklerini ispat için hukuka ters işler yapmaya, gereksiz inatlaşmalara çağırıyor zımnen.
İktidara müzahir olmak yanlışsa muhalefete müzahir olmak da yanlış.
Fakat “Suimisal emsal olmaz” diye istediğiniz kadar söyleyin; olumsuzlukları esas alıp müspet örnekleri hiçe sayıyor Kılıçdaroğlu.
Önünde 28 Şubat soruşturması var. “Bakın, hukuk böyle de icra edilebilir, özel yetkiler bu şekilde de kullanılabilir” diyebilecekken demiyor.
Yargının doğru hiçbir tasarrufunu ağza almıyor. Siyasi bir tercih olarak, silme olumsuz örnekler üzerinden gidiyor.
28 Şubat soruşturması, hakkaniyetli davrandığını ve adalet aradığını göstermesi için iyi bir fırsattı oysa.
Şık uygulamalara imza atıyor bu savcılar. Seri hareket ediyorlar, diğer soruşturmalarda tepki çeken yöntemlerden kaçınıyorlar, hataları tekrar etmiyorlar.
Fakat, Kılıçdaroğlu genellemeciliğinin hışmına uğramaktan kurtulamıyor onlar da.
28 Şubat soruşturmasına bakan özel yargı çevresi, siyasetin içeriksiz polemiklerinden, kısır ağız dalaşlarından uzak durmaya çalışıyor. Kışkırtanların kışkırtmalarına gelmek istemiyorlar. Ama kışkırmama hakları ellerinden alınıyor neredeyse. 

İhzaren celp
Gözaltı dışında ‘ihzaren celp’ diye bir imkân daha varmış, sabahın köründe şafak baskınları şart değilmiş, şüphelileri kameralara teşhir etmek zaruretten kaynaklanmıyormuş, rezil edercesine alıp götürmek yasal zorunluluktan ileri gelmiyormuş vesaire.
Ankara’daki savcılar sayesinde uygulamalı bir şekilde gördük ki şüpheliler, emniyette günlerce bekletilmeden de mevcutlu olarak getirtilebiliyorlarmış ifadeye.
Kılıçdaroğlu, “Nezih ve nazik bir soruşturma nasıl yürütülür” sorusuna bunları örnek vermektense özel yargıyı iktidarla zıtlaşmaya zorluyor. Kışkırmama şansı tanımıyor onlara, damarlarına basıp yanlış yapmaya itiyor.
Yargının, takdir göreceği yerde de tenkide maruz kalması, ne yapsa yaranamaması reva mıdır?