Yetişin! Savaş fırsatı kaçıyor

Dünya Barış Günü'nde bir şans daha verilmesini istedikleri şey, kimyasal silahlarla yapılan bir katliam.

Bir hafta boyunca sağda, solda aylaklık ettim, fakat içimde hep bir suçluluk duygusu vardı.
Döndüm ki ne göreyim, kaçırdığım şey, alt tarafı bir barış zinciriymiş.
Savaşı kaçırmaktan korkmuştum, meğer o fırsat heba edilecekmiş zaten.
Aylaklık günlerimde, Avrupa basınından gözüme takılanlar olmuştu. Hayıflanmama sebep, biraz da onların ayrı telden çalmalarıymış.
Avrupalılar, Suriye’de savaş fırsatını kaçırmanın dünya barışına maliyetini sorguluyor. Düpedüz abesle iştigal ediyorlar.
Bizim necip matbuatın bir kısmı ise ‘barış istiyoruz’
tekerlemeleriyle meşgul.
Daha dün, “Dünya Barış Günü’nde, Amerika Suriye’ye saldırı hazırlığı yaparken halk, barışa bir şans daha verilmesi için sokaklardaydı. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde insanlar, polisin engellemelerine rağmen barış zinciri oluşturmak için el ele tutuştu” spotlarıyla çıkmadılar mı!
Dünya Barış Günü’nde bir şans daha verilmesini istedikleri şey, kimyasal silahlarla yapılan bir katliam.
Barış zinciriyle korumaya aldıkları şey, katil bir diktatör ve onun kendi halkını boğazlayan rejimi.
İzindeyken geri kalmaktan korktuğum buymuş, körü körüne birtaraftarlıkla karşıtlığın çekişmesi.
Hayır, Esad’a yahut kimyasal silahlarına taraftar olup olmamak bile değil.
Tayyip Erdoğan’a ve Ahmet Davutoğlu’na karşı olmak gibi daha ilkesel (!) bir yerden de bakmıyorlar. Öyle olsa gene iyi.
Bir üst seviyedeler; ‘savaş kötü, barış iyi’ seviyesi. Olup biteni bu derinliklerde anlamlandırıyorlar.
“Suriye’deki mezalime dünya müdahale etsin mi, etmesin mi?” diyorsunuz. “Savaş olmasın, barış olsun” şeklinde, çok yüksek bir siyasi analiz düzeyinden geliyor cevap.
‘Savaşa karşı, barıştan yana’ olmak, siyasi pozisyon olarak pazarlanabiliyor hâlâ.
Irak’ta savaş koalisyonuna girmemiş, sabık hırlaşmalarında Amerika’ya muhalif kalmış, Mali dahil kendi arka bahçesine bile BM’den destursuz dalmamış bu Fransa. Şimdi başına saksı mı düştü? BM’siz helaya gitmezken artık Amerika’dan önde gidiyor. Bir numaralı askeri müdahale yanlısı olup çıktı.
Irak savaşına sertçe itirazda hiç tereddüt geçirmemiş Almanlar da bocalıyor. Ekonomik üstünlüklerinin, askeri pısırıklıklarını daha fazla kapatıp kapatamayacağını mahcup bir tonla tartışmaya açıyorlar.
“Hitler kompleksinden kalma çekingenliğimizle nereye kadar, bu böyle gitmez” seslerinin yükselmesi yakındır.
Avrupalılar, meseleyi Esad’ın ve Suriye’nin geleceği olarak dahi koymuyorlar. Mesele, doğrudan Pax Americana’nın geleceği. Dünya düzeninin akıbeti, caydırıcılığı, sahiciliği.
Cameron’ın pisi pisine çuvallaması yüzünden İngiliz- Amerikan ikişkilerinin dönüm noktasına gelmesi, Fransa’nın küresel güç oyununa tam yol geri dönmesi, İngiltere’nin bu aptalca ayak sürçmesiyle oyundan düşmesi ve benzeri tartışmalar dahi alt başlıklarda kalıyor.
Ana başlık, Esad’ın barışa zorlanması.
Obama’yı ‘gönülsüz savaşçı’ diyerek yerenlerin derdi, savaşa bir fırsat verilmesi. Kana susadıkları için mi?