Yılmaz Güney değil Woody Allen olacaktı

Mizah ustası Yılmaz Erdoğan'ı da isim benzerliği ve sinemacılıktan Yılmaz Güney'le kıyaslıyoruz. O ise yerli versiyon Woody Allen olacaktı belki, ne malum?

Bizim kuşaktan bir meslektaş, Yılmaz Erdoğan’ı yerecek. Bir başka isim üzerinden yapmak istiyor bunu. Aklına rol model olarak kim gelsin dersiniz? Bittabi Yılmaz Güney!
Şöyle diyor arkadaş: “Aslında Yılmaz Güney olacaktı ama iktidar şakşakçısı oldu.”
Yılmaz Erdoğan’ın nasıl şimşekleri üzerine çektiğini biliyorsunuz.
“Aydınlarımız belki bütün dünyayı bilir, bütün diğer milletleri tanır ama kendimizi bilmeyiz” diyen Mustafa Kemal’in sözüne geldi. Yerli sinemamızın cihandaki her inanca vâkıf, her zevke aşina olduğunu fakat bir tek kendi değerlerine uzak, kendi halkına yabancı kaldığını söyledi.
Büyük bir gaflette bulunmuş, çok büyük bir günah işlemiş oldu böylece.
Geç mi kaldı, daha önce nerelerdeydi, neden şimdi uyandı, ayrı bahis.
Ezan sesine sağır, çan sesine hayran filmlerimizi eleştirdiği, yerli sinemanın bu topraklardan kopuk geliştiğini sırf içeriden itiraf ettiği için öfkeye müstahak olabilir mi Yılmaz Erdoğan? Bu da değil meselem.
Bir ara CHP’de aktif siyasete de bulaşmış, Kemalist geçinen bir arkadaşın ezan muhabbetine alerjik reaksiyon göstermesindeki çarpıklığı da geçtim. O da değil hakkında beni yazmaya sevk eden.
Arkadaşın fikirlerine katılmasam da entelektüel duruşunu severim. Ayrıca asıl maksadımı gölgeleyebilir kişiselleştirmek. Onun için adını vermiyorum.
Tartışmaya müdahil oldum. Çünkü tipik bir geçmişçilik, geçmişsevicilik örneği bizim arkadaş.
Rol model denince aklına ya Deniz Gezmiş yahut da Yılmaz Güney geliyor.
İdeal eğitim, çağdaş müfredat denince aklına Köy Enstitüleri geliyor.
İşçiye, köylüye sınıf atlatmak yerine yoksulluk bilinci kazandırmayı ilerici edebiyat, 70’lerin devrimci şiddet hareketlerini de sınıfsal mücadele zannediyor hâlâ.
Hayali geçmişte, ütopyası geçmişte, rol modeli geçmişte. Hülasası, bu arkadaşın sevip özlediği her şey, daha iyisi mümkün olmayan bir geçmişte.
Tüm belirtilere bakıp yaşının geçkin olduğuna hükmedebilirsiniz. Söyledim ya, aslında bizim kuşaktandır.
Parlak bir beyin, fakat hep geçmişten konuşuyor. Buluğ çağına bile denk gelmeyen eski güzel günleri anıyor mütemadiyen. O günleri idealize ediyor kafasında, o günleri yüceltip yere göğe sığdıramıyor.
Zihni daima geçmişe gömülü, farklı bir gelecek hayal edemiyor.
Düşünün ki Yılmaz Erdoğan’ı hicvedecek; attığı taş yine geçmişten.
Ufuk çizgisi Yılmaz Güney’le sınırlı, ötesine geçemiyor. Sinema sanatında varsa da yoksa da en mükemmeli o, üstüne kimseyi tanımıyor arkadaş.
Redd-i miras fikrine dayanan cumhuriyet, ne kadar fütürist bir projeydiyse yetiştirdiği Kemalist kuşaklar da o kadar gelecekçilikten uzak, o kadar geçmişsevici.
Tarih kitaplarını rafa kaldırtalım, çocuklarımızı sadece Jules Verne okutarak, Steven Spielberg izleterek, V for Vendetta devrimciliği zerk ederek büyütelim demiyorum.
Ama geçmişçilikle zehirlediğimiz genç dimağlara biraz bilimkurgu merakı, bir parça gelecekçilik de aşılasak fena mı olurdu?
Emsal almak için dahi yerli bir numune veremiyoruz bu türde.
Mizah ustası Yılmaz Erdoğan’ı da isim benzerliği ve sinemacılıktan Yılmaz Güney’le kıyaslıyoruz.
O ise yerli versiyon
Woody Allen olacaktı belki, ne malum?