Yüzüne dokunamayan medya

Münevver Karabulut cinayeti, medyatik düzenimizi belki temellerinden sarsmadı... Ama yüzündeki maskeyi fena düşürdü.

Münevver Karabulut cinayeti, medyatik düzenimizi belki temellerinden sarsmadı...
Ama yüzündeki maskeyi fena düşürdü.
Altından da çıka çıka bir hologram çıktı.
Kendi yüzüne dokunamayan sanal bir ucube, lazer ışığından bir heykel...
O korkunç cinayetten sürükleyici bir hikâye çıkaran, bu soğukkanlı hologramdı.
Altı ay boyunca bir gerilim dizisi halinde o senaryoyu bize izleten de...
Kızının başı kesilmiş bir babayı, bu hikâyenin baş kahramanı yapan da...
Ekran ekran dolaştıran da...
Ve nihayet, hikâyeye yakışacak trajik bir son hazırlayan da...
Baba Süreyya Karabulut, şimdi aynı hologramın kurbanı oldu.
Kızının kan parası olarak, zanlının ailesinden 3 milyon Euro istemekle suçlanıyor.
Hikâye tüketildi, demektir.
Sonlarına geliyoruz.
Malum hologram, yakında kendini başka bir stüdyoya ışınlar yine...
Başka bir vahşete karşı mağdurun yanında yer alır önce...
Sonra da kahramanlaştırdığı mağdurun sahtekârlığını ortaya çıkarır, rezil rüsva eder.
Ardından da öğütecek yeni hikâyelerin peşine düşer.
Hologramların hayatı böyledir.
Maliyet yok, vicdan yok, azap yok...
Ayna karşısında mahçup olacak bir yüz bile yok.
İşler kızıştığında, sıkıntıya da gelmezler.
Sıkışıklıktan ferahlığa, ışınlatır geçerler kendilerini.
***
Aslımız kaçırılıp, gizli bir yere saklanmış.
Nerede olduğunu biz de bilmiyoruz.
Söylememişler...
Ortalıkta suretlerimiz dolaşıyor.
Holografik bir gerçeklikte yaşıyoruz.
Dokununca dağılan ışıktan yapılmış sanki yüzlerimiz.
Kendi ellerimizle bile dokunamıyoruz...
Asılların yokluğunda, suretlerimize kalmış dünya.
Her şeyimiz  bir TV stüdyosunda cereyan ediyor.
Canlı yayında tartışır gibi konuşuyoruz.
Seyrederken bile, oraya lazerle ışınlanmış suretlerden ibaretiz.
Aslımıza ne oldu peki?
Bu sahte ışık gösterisine nereden düştük?
Çağın gerçeği olarak kabullenip, geçmeyelim bence.
Diyelim ki Süreyya Karabulut, kötü bir baba çıktı.
Diyelim ki zanlı Cem Gariboğlu, acımasız bir katil.
Peki bu holografik medya düzeni, çok mu iyi?
Çok daha mı merhametli?
Gelin de inandırın, siz beni.