'Zulüm edebiyatı' ve Patrik

'Kendimi Türkiye'de çarmıha gerilmiş gibi hissediyorum" diyor, Patrik Bartholomeos. 'Ama çarmıha gerilseler de burada kalmayı tercih ettiklerini' bilhassa vurguluyor.

‘Kendimi Türkiye’de çarmıha gerilmiş gibi hissediyorum” diyor, Patrik Bartholomeos.
‘Ama çarmıha gerilseler de burada kalmayı tercih ettiklerini’ bilhassa vurguluyor.
“Çünkü” diye açıklıyor; “İncil’de, İsa’ya yalnızca inanmamız değil, aynı zamanda onun için acı çekmemiz gerektiği yazıyor.” 
Bir an için anlamaya çalıştım, Fener Rum Partiği’nin hissiyatını.
‘Quo Vadis?’ menkıbesini çağrıştıran bir ruh hali sezdim.
Roma’dan kaçarken yolda İsa’ya rastlayan Aziz Peter’in yerine mi koyuyordu kendini?
***
Hepimizin kendini bulduğu destanlar vardır.
Okudukça kabarır duygularımız, ürperir, diken diken olur tüylerimiz...
Kahramanlarımızla özdeşlik kurar, tarihin karanlık sokaklarında ruhani bir yolculuğa çıkarız onlarla.
Aynı acıları tekrar yaşar, aynı serdengeçti hülyalara dalarız.
Onların yerine koyup kendimizi, çarmıha gerilmiş gibi hissettiğimiz de olur.
Sanırım Bartholomeos, benzer bir dolduruşa getirmiş kendini.
Amerikan CBS kanalının ‘60 Dakika’ programına konuşurken, aklından neler geçirdiği o kadar belli ki...
Çekim sırasında, hemen oracıkta... Roma’ya gitmiş Patrik, havarilerden Aziz Peter olmuş, İmparator Neron’un çıldırtan zulmünü görmüş, kaçarken yolda İsa peygambere rastlamış...
‘Quo Vadis, Domine!?’ diye sormuş ona, ‘Efendimiz! Nereye gidiyorsun?’...
İsa’nın cevabı öyle çarpıcı, öyle dramatik olmuş ki... “Roma’ya yeniden çarmıha gerilmeye gidiyorum” demiş İsa, “Çünkü sen, benim kurtaracağım insanları bırakıp kaçıyorsun.”
Tıpkı Aziz Peter gibi sarsılmış Patrik... İşte o anda karar vermiş kalmaya, çarmıha gerilme pahasına ‘kutsal azınlığın’  başına dönmeye...
***
Menkıbenin kaynağı, Yeni Ahit kitaplarında gönderme yapılan bir rivayettir.
Aziz Peter, döndükten sonra öldürülür Roma’da...
Yüzyıl kadar önce, Nobel ödüllü Leh yazar Henryk Sienkiewicz, bu menkıbeyi destanlaştıran romanını kaleme almıştı; ‘Quo Vadis?’...
Patrik Bartholomeos, mülakât vermek yerine, ‘Nereye Gidiyorsun?’ romanından insanın içine işleyen pasajlar okuyor sanki.
Can çekişiyor hayali çarmıhlarda, görülmemiş işkencelere maruz kalıyor, dayanılmaz ıstıraplara düçar oluyor, ‘Reva mıdır?’ diye soruyor, sorguluyor... Sonra, insanoğlu adına ‘ilk günah’ın kefaretini peşin ödeyen çarmıhtaki İsa’yı getiriyor gözlerinin önüne... Havarileri düşünüyor, Peter’in İsa’ya yaklaşan fedakarlığını ve diğer kurbanları... Azınlıktaki cemaatine nasıl sahip çıkacak?
Coşuyor...
Ama burası Roma değil, tarih 2 bin yıl öncesi değil, baştaki ‘zalim Neron’ değil, konuştuğumuz mevzu bir roman değil, Fener Rum Patriği de Aziz Peter değil...
Değil de değil yani...
Gel de bunu Patrik’e anlat!
***
Seçilmiş zaferleri, seçilmiş travmaları anlatan destanların, bizden evvelkilerin başına gelenleri tevatür yollu hikâye eden menkıbelerin, gerçek-üstü ‘mit’lerin dünyasında yaşamak böyledir!
Gerçeklikten kopuşa sürükler insanı, fena yanıltır...
‘Zulüm edebiyatı’nın etkisinden kurtulamazsanız, gerçekle hayal iç içe geçmeye başlar...Yel değirmenlerine karşı savaşan Don Kişot derekesine düşürür, hayaletlere yumruk sallatır, gölgelerle kavga ettirir insanı...
‘Mübalağa sanatı yapayım’ derken, derdinizi anlatamaz, irrasyonel bir alana savrulursunuz.
Haklıyken haksız duruma düştüğünüzle kalırsınız, başka da bir işe yaramaz.
***
Bugünlerde birçoğumuz, ellerimizde kendi destanlarımız, kendi menkıbelerimizle aynı şeyi yapmıyor muyuz?
Duygularımızı kabartacak ne bulsak, kendi kendimize veriyoruz coşkuyu.
Peki ya sonuç?...
Bugün içinde bulunduğumuz gerçeklere, koşullarımızı iyileştirmeye, daha iyi bir hayat kurmamıza faydası var mı?