scorecardresearch.com

Davutoğlu'nun 'ben' idraki

15/06/2010
Dışişleri Bakanı'nın diplomatik zafer hırsı üzerine konuşmanın vakti geldi.

Dışişleri Baka-nı’nın diplomatik zafer hırsı üzerine konuşmanın vakti geldi.
El attığı her işi, illa büyük bir başarı hikayesine çevirmek zorunda.
Manşet atar gibi takdim ediyor dosyalarını.
Her vesileyi zorluyor, her fotoğrafta boy gösterme ihtiyacı hissediyor.
Sonuç; gösteri odaklı bir dış politika.
Stratejik derinlik, stratejik endama bırakıyor yerini.
Son örnek, Türk-Arap İş Forumu’ndan.
“Yakında Kudüs başkent
olacak” demiş.
Ve hep birlikte gidip
Mescid-i Aksa’da namaz kılacağımızı söylemiş.
Arap dinleyicileri coşturmak için kafi.
Doğrusu, beni de heyecanlandırıyor bu sözler.
Ama çok sorunlu buluyorum.
Sözün kendisinde değil sorun, söyleyenin kimliğinde!
Ya o coşku ters dalgasını da üretirse...İkisi birlikte sel olup taşarsa...
Ya, ‘pan-İslamizm hortladı’ derlerse...
***
Dış politikanın popülizme tahammülü yoktur.
Kim ne veriyorsa, bir fazlasını veremezsiniz.
Her ‘one minute’ çıkışına ‘two minutes’ eklemek, her yangına benzin dökmek demektir.
Diplomatik başarı hırsı, bakarsınız diplomatik felakete sürüklemiş sizi.
Alın size bundan evvelki örnek;
El-Cezire televizyonunda bir Türkiye belgeseli yayınlanmış.
Sözümona, Türkiye’nin modern yüzünü tanıtacaklarmış.
Davutoğlu ve aile efradı görülmüş orada, bir de Pakistan’ı andıran arka sokak manzaraları.
Türkiye’yi, gerikalmış bir
3. dünya ülkesi şeklinde
gösteren o belgeselin mesuliyetini bakalım kim üstlenecek?
Merak ediyorum; acaba dışişlerinde self-promosyon
bütçesi mi var?
Masrafları hangi ödenekten ve ‘ben’ davası  uğruna mı karşılandı?
İran’la uranyum takası
anlaşması, aynı misal.
Davutoğlu’nun, imza törenindeki aşırı sevinç gösterisinin karşılığı, Güvenlik Konseyi’nde çekimser kalamamak oldu.
ABD ile ters düştük.
Bu işlerin hepsi, uhuletle suhuletle götürülemez miydi?
Yani şova dönüştürülmeden, yani fazla uçmadan, yani en son söylenecekler en başta sarf edilmeden, yani hayal ile vizyonu karıştırmadan...
***
Hakkını yemeyelim; hükümetin dış politikasını görülmemiş ölçüde başarılı buluyorum.
İran politikasını da, Filistin yaklaşımını da esasta destekleyenler arasındayım.
Gereksiz fazlalıklardan söz ediyorum.
İtirazım, fazladan söylenmiş sözlere, ayarı kaçmış kahramanlık hikayelerine, kıvamı tutturulamamış tavırlara...
Giderek kabaran ‘derin benlik’ idrakine...
‘Bir ben vardır bende, benden içeru’ edasına...
***
Davutoğlu’nun ‘stratejik derinlik’ öğretisi kadar revaçta bir çalışması daha var.
Başlığı, ‘Medeniyetlerin ben idraki.’
Tavsiye ederim, muhakkak temin edip okuyun.
Medeniyetlerin ‘ben’ idraklerini mukayeseli olarak tahlile tabi tutuyor.
Çok aydınlatıcı, istifade edeceksiniz.
Ben okudum şahsen ve işte çıkardığım netice; Medeniyetleri bilmem ama, Ahmet Davutoğlu’nun ‘ben’ idrakinde sorun görüyorum.
Gösteri merakı baldan tatlıdır nefse, anlarım.
Fakat derler ki, balın bile fazlası zehir...
‘Ben’ idrakindeki en ufak bir maraza, çok gaileler açar başa.
Davutoğlu’nun birikimini ve Türk dış siyasetine katkısını önemsiyorum elbette.
Lakin dost acı söyler.
Övgülerin çoğaldığı bir zamanda, acizane hatırlatmak geldi içimden.

http://www.radikal.com.tr/1002657100265721

YORUMLAR
(21 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

Bizim gibi olmayan bir adam: Davutoğlu - mkorkmazer

Bu makale eski ancak Meclis'te kullanıldığı için tekrar bakan olabilir benim gibi diyerek görüşlerimi belirtiyorum: -Bakan Davutoğlu gelmiş geçmiş Dışişleri Bakanları arasında en insani olanlarındandır. -Kibirli olmak bir tarafa, çevresine karşı ilgili ve son derece mütavazidir. -Başında bulunduğu kurumu sahiplenmiştir. Kendisini kısa zamanda sevdirmiş ve saydırmıştır. -Türkiye'ye ve Türk milletine inanmıştır. Tarihi bilerek bugüne inançla bakmaktadır. Bilgi ve yüreğiyle cesaretiyle birleşen bu inanç samimi olağanüstü bir gayret şeklinde tecelli etmektedir. Bu nadir bulunan bir özelliktir. Liderliktir. İstisnaidir. O nedenle Davutoğlu Davutoğlu'dur. Pısırık, nötr, ürkek, aşırı temkinli, hatta her daim tarafsızlık adı altında kendine ve sorunlarına odaklı, savunmacı, kısaca küçük dış politikaya alışmış bizler için onun bu enerjisi gayreti EVET bazen korkutucu gelmektedir. Evet dış politikası Türkiyenin kapasitesini potansiyelini zorlamakta sınırına getirip dayamaktadır. Hata demiyorum ama kazalar kısmi başarısızlıklar da olmaktadır. Ancak geneli itibariyle 1000 yıllık bağımsız bir devlet ve tarihe sahip bir ülke için bu mümkündür doğrudur sonuna kadar uygulanır ekonomi ve istikrarla desteklenirse kalıcılık ve başarı kazanabilir. -Kaza ve başarısızlıklar, hatta skandalar İngiltere, Fransa ve ABD dış politikasında da vardır. Bu onları ve siyasetlerini küçültmez küçültmedi, başarıslıkları ve kazaları sorgulamak yüzleşmek travma haline getirmeden ders alarak yola devam etmektir önemli olan. -72 milyonluk 10 bin Dolarlık milli gelire sahip bir ülkenin bölgesel güç küresel güç olma, uçan kuştan haberdar olarak proaktif politika izleme, ön alma, liderlik yapma kapasitesi sınırlıdır muhakkak. Ancak, bunu besleyen bir tarih ve devlet geleneği ile, ortadoğu bölgesinde, islam dünyasında, Orta Asya ve Kafkasyada hatta Afrika'da ezik, bezgin, umutsuz kitleler ve ülkeler, yeni ve taze bir güç heyecan ve liderlik beklentisini Türkiye'nin Davutoğlu'nun doldurması umudunu besliyorlar. Duyulan bu boşluk, arzulanan umut Türkiye'ye ilave bir manivale imkanı veriyor, atılan adımlar, seslendirilen görüşler, cesur ve dik duruşlar bölge halklarında yankı buluyor, umut doğuruyor. Ortaya konulan arzın bir talebi oluyor. Bazı bölge devlet ve yönetimlerinde ise içten içe biraz kaygı kıskançlık yaratıyor. -BBC'ye bakın CNN'e El Cezire'ye hepsi "Bölgesel süper güç Türkiye"den bahsediyor. Davutoğlu adı geçtiğinde herkes kulak kabartıyor. Terörle darbeyle depremle anılan ülkemiz bugün başkalarının sorunlarının konuşulduğu haberlerde taraf evet Taraf olarak ve öncü olarak anılıyor. -ABD'nin kuklası olursanız size yardım yaparlar. Ama hep kukla olarak kalırsınız. ABD ile müttefik olursanız sizi korurlar ama kendinize dayanmazsınız, bağımlı olursunuz. ABD ile dostane medeni ilişkiler kurar kişiliğiniz ve itibarınızla davranırsanız saygısını kazanırsınız. Sizi idare etmeye kalkmaz sizi dikkate almaya başlar. ABD ile düşman olursanız sizi şeytan yaparlar. İran gibi. Davutoğlu düşman değil olmak da istemez. İsraille de düşman olmak istemedi istemez. -İran oylamasında yanlış da yapmış olabilir doğru da, ama şahsiyetli ve tutarlı davrandığımızı bir kukla olmadığımızı herkes görmüştür. -9 Türkü öldüren ve bu işten cezasız sıyrılmaya bakan bir devlet karşısında eğer Türkiye bir Lübnan bir Suriye gibi davranır bunu sineye çekerse, onurumuz tamir edilemez bir yara alacaktır. O onurun sorumluluğunu Davutoğlu iliklerine kadar hissetmektedir.İsrail'e gereken dersi verecektir. Vatandaşlarımızın kanları yerde kalsın diyen varsa kendini çok iyi sorgulamalıdır. -Kişisel olarak bakıldığında Davutoğlu evet işini çok seviyor, düşündüğünü yapıyor bundan mutlu da oluyor ama bu yaptıklarını milleti için, sorumluluk duydusuyla hep yapılamıyor neden diye sorguladığı şeyleri hayata geçirme tarihe geçme fırsatını geçirmiş olmanın heyecanıyla yapıyor. Bu heyecan elin titremesi kendinden geçme coşku olarak değil beyin hücrelerini feda ederek, gece ve gündüzü birbirine katarak nefes nefese hayatını tehlikeye atarak biyolojisini aklının emrine vererek kendini ortaya çıkarıyor. Bütün bunlar bu emek çaba akıl ve bilgi yazara ve diğerlerine gösteriş kibir enaniyet gibi geliyorsa, yanlış olan yanılan biziz o değil.

Ufuk meselesi - akbura

Elbette Davutoğlu da her düşünür gibi eleştirilmez değildir. Lakin acı olan, Davutoğlunun sınırlarımızı aşan hatta küresel ölçekli adaletin sağlanması yolunda verdiği mücadele ve "medeniyetler çatışması" teorisine karşı geliştirdiği karşı teori ile tarihe geçmekle kalmayarak insanlğa eşitlik ve huzur getirecek çalışmalar içindeyken Akif Beki gibi dar ufuklu ve sığ kapasiteli kişiler tarafından eleştirilmesidir. Acı olan budur.

Bu yazıyı okuyanlar şunu da okudu. - furuzan

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=19.06.2010&y=HakanAlbayrak

ENVER PAŞA - zuhtusavas

Sayın Davudoğlunun tutum ve davranışları 20.Y.Y. başlarındaki Enver Paşanın kilerle benzerlik taşımaktadır.Enver paşa kafkaslara yönelmişken Davudoğlu ise buna ortadoğuyuda katmış ancak Enver paşanın yaptıklarını tekrarlayarak 21 Y.Y.başındada TARİH yine tekrar edecek mi? 2.Evver Paşa mı? Doğuyor.

Ya sus kendini iyice rezil etme... - ramazan ışık

Akif Beki ve Ahmet Davutoğlu danışmanlıkları döneminde bende partide görevliydim. bu yazıya o kadar güldüm ve sonrasında öyle sinirlendimki anlatamam. Yahu sen kim Davutoğlu kim? Sen ne bilgi birikimin, derinliğin ve kariyerin varki çıkmış birde eleştiriyorsun. Şuna açılça bu adamı kıskanıyorum, başbakanın onu takdir etmesi zoruma gidiyor, yıldızının parlaması ağrıma gidiyor fesatlıktan içerliyorum desende herkes daha rahat anlasa ve kendini bu kadar rezil etmesen. Birkere sen o everest kadar uzun ve okyanus kadar geniş kibrin ile Davutoğlunun eline su dökmeyi dahi hak edemezsin. Kendine gel bilinçaltında yatan kıskançlıkları anlamadığın bilmediğin konualarda analiz yaparak dışa vurma...

Akif BEKİ - SAYDA

Yazının her kelimesine katılıyorum.Kalemine sağlık.Bazen ışık kör eder insanın gözünü ve yanlızca kendini görürsün bir parça karanlığa muhtaç durundasındır.Seninde dediğin gibi bazen gerçek dostların acı sözlerine ihtiyaç duyarız.

kıskançlıkla söylenmiş ifadeler bunlar mütaalaya gerek dahi yok. - balyancho

konfiçyüsün çok güzel bir sözü vardır "karanlığa küfredeceğine bir mum da sen yak" ahmet davutoğlu her hamesini karanlığa dair bir mum daha yakmaya adamışken.. sen ne yaptın akif beki? çözüm adına ne yaptın? karanlığa mum namına ne etkin oldu? lütfen icraatın kadar konuş yoksa çok komik duruyor gerçekten.