Geçmiş olsun!

Geçen haftadan beri kullandığım bu başlık, sadece 2001 yılında ekranlardan yansıyan bazı meselelerle ilgili değildi, kişisel bir anlamı da vardı, kendi kendime söylüyordum: Geçmiş olsun!..

Geçen haftadan beri kullandığım bu başlık, sadece 2001 yılında ekranlardan yansıyan bazı meselelerle ilgili değildi, kişisel bir anlamı da vardı, kendi kendime söylüyordum: Geçmiş olsun!..
Radikal'de 12 Aralık 2000 günü, sessiz sedasız, âdet olduğu halde birinci sayfadan duyurulmadan başladığım Medya Meydanı yazılarına, bugün yine sessiz sedasız son veriyorum! Bir yıl bir ay boyunca, haftada dört gün, açıkçası kendimi sığdırmakta çok zorlandığım bu kenar köşede, mesafeye, zaviyeye ve seviyeye ihtimam göstererek, ekranlardaki resmin bütününe dair fikirler geliştirmeye, tek bir yapımdan, kişiden bahsederken bile genel eğilimlere dikkat çekmeye, bölük pörçük izlenimler yerine 'çerçeve' oluşturabilecek tespitler aktarmaya çalıştım. Ama, televizyon üzerine yazmak, mesleki mecburiyet icabı seyrettiğiniz bazı programlar yüzünden, beyninizin, yüreğinizin ve midenizin sınırlarını epey zorlamayı gerektiriyor. Herkes gibi benim de bir 'istiap haddim' var!
Elbette bugün 'popüler kültür'ün esas alanı ekranlar olduğu için, uzak durmak mümkün değil, hele sinemayla uğraşan birisi zaten takip etmeli, yani bundan sonra da televizyon seyredeceğim, ama hiç değilse, yazarken haksızlık etmeyeyim diye bir programın bütününe bakmak için kendimi zorlamayacağım!
Üstelik, ne yalan söyleyeyim, ekrandaki gündelik ayrıntılar üzerine harcıâlem notlar düşmekle yetinmek bana göre değil, ama 'umumi manzara' üzerine 'çerçeve' çizmeye çalışmanın da sınırı var, hele Türk televizyonculuğu artık 'dinamik' bir alan olmaktan çıktığı için, bir yerden sonra ekrandakilere bağlı olarak kendi kendini tekrar etmeye başlamak işten değil. Bu açıdan da, naçiz sinema yazarı kulunuz, artık televizyon üzerine yazmayı bırakma vaktinin geldiğine karar vermiştir!
Umarım, bugüne dek yazdıklarım, niyetimin uzağına düşmemiştir.
Hoşçakalın...