Bu buzdolabından bize de lazım

Bask'ın 30 bin nüfuslu küçük kasabası ekonomik krizde nasıl dayanışılacağının dersini veriyor.

İSPANYA
Galdakao küçük bir Bask kasabası. 30 bin nüfus, bir kaldırımın üzerine bir buzdolabı yerleştirmiş. Her gün artan yemeklerini, fazla geldiğini düşündükleri sebze ve meyveleri, peynirleri bu dolaba koyuyorlar. İhtiyacı olan da gelip alıyor.
Dolap fikri ekonomik kriz zamanı ortaya çıkmış. Projeyi geliştiren, dünyanın dört bir yanını gezerek çeşitli yardım projelerinde çalışan Alvaro Saiz.


Dolap parası, elektrik masrafı, sağlık koşulları vs. derken toplam 5.000 euro harcamışlar.
Çiğ et, balık ve yumunta dolaba girmiyor. Her yemek bırakan üzerine küçük bir etiket yapıştırıp o günün tarihini yazıyor.
Kasabadaki restoranlar da gece artan yemekleri dolaba bırakıyor.
Zaten sayısız yoksulun yaşadığı, şimdiyse binlerce mülteciye ev sahipliği yapan kentlerimizin sokaklarında bu dolaplardan olsa, zor durumdaki insanlara biraz olsun katkı sağlamaz mı?
Yoksa korkar mıyız, aman sokak mülteci dolacak diye?
Tıpkı o büyük mü büyük bir hızlı yemek zinciri gibi...
Hatırlarsınız, on gün önce Fransa'da özür dilediler çünkü çalışanlarının indirimli aldıkları ürünleri dükkanlarının önündeki “serserilere” vermelerini yasaklayan bir iç yazışmaları ortalığa döküldü.
E, restoran var, restoran var...

Yürüyorlar
MAKEDONYA
Yürüyorlar. Ellerinde valizleri, bebekleri, naylon poşetleriyle yürüyorlar. Makedon polisinin gazına cobuna rağmen yürüyorlar. Balkanları yarıp geçmek için yürüyorlar. Macaristan'ın sınıra gerdiği dikenli tellere doğru yürüyorlar.


Yol bilmediklerinden, bir yolları olsun diye demiryolunu takip ederek yürüyorlar.
Makedonya onlarla baş edemeyeceğini anlayınca bazılarını kendi eliyle Sırbistan sınırına taşıdı. Günlerdir yürüyorlar, dün gece de yürüyorlardı, daha da yürüyecekler. “Dünyanını yarısı kızıl çağla, yarısı kan irin” olduğu sürece devam edecekler. Kendilerini plastik botlara, motorsuz teknelere ata ata gelecekler. Işığı Avrupa'da gördükleri için hep Avrupa'ya doğru yürüyecekler, kırıla kırıla. Olmadı, Manş Denizi'ni bir kere daha, sonra bir kere daha yürüyerek geçmeye kalkacaklar, İngiliz'in ülkesi daha ışıklı diye.
Savaş sürdükçe, varlık paylaşılmadıkça yürüyecekler.
Kim bombalanmayan bir kentte yaşamayı, karnını doyurmak için çalışmayı bizden daha az hak ettiklerini söyleyebilir ki?
Gelenlerin sayısı 100 binlerle anlatılırken, AB 20,000 kişilik kamp planlarının arkasına sığınıyor. Manş sorunun çözmek için İngiltere 11.2 milyon dolar gibi gülünç bir para ayırabiliyor ki bunun fazlasını bir yılda kazanan futbolcular var.
Oysa dert şaka yapılamayacak kadar büyük.
Bakın, yurdundan olan 7.6 milyon Suriyeliye ek olarak neler var:
Geçtiğimiz mart ayından bu yana yarım milyon Yemenli, kendi ülkesi içinde yurtsuz kaldı.
Nisan ayından bu yana 100,000 Burundili komşu ülkelere geçti.
Almanya bu yıl toplam 800.000 mülteci bekliyor.
1,930 kişi sadece bu yıl denizden İtalya'ya gitmeye çalışırken öldü.
Avrupa kapılarında durdurulan mülteci sayısı geçen yıl 123,500'dü, bu yıl şimdiden 340,000 oldu.
Burada sadece birer rakam olarak gördüğümüz insanlar ve daha fazlası, yürümeye devam edecek.

Seks kölesiler ama vergi getiriyorlar!
KIBRIS
Sexy Lady, Harem, Lipstick... Bunlar Kuzey Kıbrıs'taki bazı kulüplerin ismi.
AFP, geçen hafta sonu birer fuhuş ve insan kaçakçılığı merkezi olan benzer 50 yerde nasıl insanlık dramları yaşandığına dair kapsamlı bir dosya yayınladı.


Kıbrıslı milletvekili Doğuş Derya, Orta Asya, Moldova, Fas ve Ukrayna pasaportlu kadınların buralarda seks kölesi olarak çalıştırıldıklarını, çoğunun para almadıklarını söylüyor.
Daha önce kaçmaya tuzaktan kaçmak için bir hastanenin dördüncü katından atlayarak ayağını kıran bir kadının öyküsünün gazetelere yansımasının ardından bir sosyal paylaşım sitesinde şöyle yazmıştı:
“Ancak üzerinde esas durulması gereken nokta hem seks köleliğinin hem de yoksulluktan kaynaklı fuhuşun maalesef sadece gece kulüplerinde gerçekleşmediğidir. Gece kulüpleri buz dağının görünen yüzüdür ve cinsel sömürü çarkının kayıt altındaki kısmıdır.”
Ajans, her ay kanunen HIV testi yaptırmak zorunda olan, ancak nedense para karşılığı seks yaptıkları devletçe kabul edilmeyen kadınların gittiği hastaneye de uğramış ama kadınların yanındaki bazı adamlar konuşmalarına izin vermemiş.
Kadından Yaşama Destek Derneği'nden avukat Mine Atlı, kadınların yardım isteyebileceği bir telefon destek hattı açıldığını ama çoğu mağdurun bu numarayı aramaya çekindiğini çünkü hattın devlete de bağlı olmasından korktuğunu anlatıyor.
Daha önceki vakalarda polise ulaşmayı başaran kadınlar da fahişelikle suçlanınca ceza almamak için şikayetlerini geri çekmek zorunda kalmış. Böylece insan kaçakçılarının işi tıkır tıkır işler olmuş.
ABD Dışişleri Bakanlığı daha temmuzda sorura dikkat çeken bir rapor yayınladı.
Kuzey Kıbrıs'ın İçişleri Bakanı Aziz Gürpınar AFP'ye konsomatris çalıştıran “kabere”lerin yılda 2.5 milyon dolar kadar gelir getirdiğini, kadınların istismar edilmesine karşı tüm önemlerin alındığını yazmış.
İddialar arasında kulüplerin devlete kadın başına yıllık 2.000 dolar ödediği de var.
Güney Kıbrıs, 2008'deki bir vize uygulamasıyla sorunu epey azaltmış fakat ABD raporlarına göre oradaki sorun da sürüyor.