Bu piyanist başka piyanist

Bombaların harabeye çevirdiği binaların arasında, çoluğu çocuğu etrafına toplayıp piyano çalan, etrafına neşe saçan adamları sadece II. Dünya Savaşı filmlerinden mi tanırsınız? Ayham'ın hikayesini dinleyin, fazlasını bulacaksınız.

SURİYE

Polonyalı Wladyslaw Szpilman, 1930’larda ülkesinin en tanınmış piyanistlerinden biriydi.

Ayham el Ahmed, çağdaş bir yetenek sayılmaz fakat Suriye’deki Filistinli kampı Yarmuk IŞİD tarafından tamamen ele geçirilmeden evvel, II. Dünya Savaşı’nı anımsatan harabelerin ortasında duvar piyanosunun tuşlarına basınca epey tanındı.

Gün geldi Yarmuk’a nasıl hapsolduklarını anlattı, gün geldi etrafına çocukları toplayıp neşesiyle onları güldürdü.
Szpilman da ülkesi Naziler tarafından işgal edince Varşova’nın gettolarında yaşamak zorunda kalmıştı.
Szpilman da kurtulmaya çalıştı, Ayham da.


Yönetmen Roman Polanski “Piyanist” Szpilman için dev bir film yaptı, film üç Oscar aldı.
Ayham’ı Youtube videolarıdan, ajans haberlerinden tanıdık.
Şimdi, Avrupa’nın yaşadığı mülteci krizinin yarattığı insan hareketliliğinin II. Dünya Savaşı dönemiyle karşılaştırıldığı şu günlerde, bir Yahudi ile bir Filistinlinin öyküsü nasıl da örtüşüyor.
IŞİD’çiler Ayham’ın piyanosunu Nisan ayında, doğum gününde yaktı. Piyanosunu karısı ve iki oğlunun bulunduğu Yalda’ya kaçırmak isterken, yolda yakalardılar onu. “Haram bu” dediler.
O zaman, AFP’ye, “O piyano sadece bir müzik aleti değildi. Bir arkadaşım ölmüş gibi oldum” dedi.
IŞİD’çiler, Youtube’daki videolarına dokunamadı, her gün birilerinin açlıktan ya da çatışmalardan öldüğü kamptakilere umut saçan genç adamın şarkıları bir daha, sonra bir daha dinlendi bütün dünyada.
Kendisiyse, cebinde parası olduğu halde bir yaşındaki bebeğine süt, büyük oğluna bisküvi alamadığında umutsuzluğa kapıldı.
Sonunda o da kervana katılmaya karar verdi, bombalarında altında kalan bir rotadan, Şam, Homs, Hama ve İdlib’den geçerek Türkiye’ye ulaştı. İzmir’de sokaklarda yatanları görünce, yolun hiç de kolay olmadığını gördü. Böcekli, fareli bir daire buldu. Kişi başı 1,250 dolar ödeyip, o botlardan birine atladı.
Geçtiğimiz hafta Facebook’a Midilli’ye doğru yola çıktığını yazarken Akdeniz’den yardım dilendi. Sonra Makedonya, Sırbistan, Zagreb… Şimdiki hayali Berlin sokaklarında çalmak. Yolculuk daha bitmedi. BBC’ye anlattığı kadarıyla, ailesini getirebileceği güvenli bir yer arıyor.
Avrupa, işte hayata bu kadar bağlı ama işte hayatları bu kadar tehlikede insanları kucaklamakta tereddüt ediyor.
Szpilman 2000’de, büyük acılar yaşamış bir adam olarak doğduğu ülkede öldü. Umarız, Ayham’ın zorlukları burada biter ve bir gün doğduğu toprağa döner.

Meraklısına…
https://www.youtube.com/watch?v=Ct0Sr1HeI58
https://www.youtube.com/watch?v=LgY58UQl2js
https://www.youtube.com/watch?v=ymweKAmoQ5c


FİLİSTİN
İtalyan usulü Filistinli futbolu

Genellemeler hoş değil ama Filistinliler inatçı insanlar. Durum futbol sahasında da böyle. Üstelik bu inada serdengeçti bir İtalyan da balıklama atlarsa, ortaya Filistin’in en çetin takımı çıkıyor.


El-Ahli el-Halil, sıradan bir ekipti. Oyunculuk kariyerini İtalya, Fransa ve İsviçre’de geçiren, ardından Bulgaristan, Kamerun ve Kongo’da hocalık yapan Tuscany’li Stefano Cusin, zaten üç kuruş yardım parasıyla dönen takıma dokuz ay önce hoca oldu.
Ailesini hiç uluslararası okul bulunmayan Batı Şeria’ya getirmeyi düşünmedi bile. O da oyuncuları gibi kapalı yolları by-pass etmesi öğrendi. Burada İtalyan yemeği de yoktu.
Arapça bilmiyor ama “kıpırda,” “daha hızlı,” “hadi” diyebiliyor.
Politik konuşmaya da hiç niyeti yok fakat AP’ye oyuncuları için şöyle demiş:
“Her gün kavga etmek zorundalar, bunu sahaya da taşıyorlar. Bu takımlar 90 dakika boyunca vazgeçmez.”
“Futbol oynarken öfkeli birine ihtiyaç duyarsınız. Filistinliler de kavga etmesini biliyorlar çünkü her gün İsrail’e karşı kavga etmek zorundalar.“
Yardımcısı Davide Tentoni ise Filistinlilerin oyunu “biraz çocuk gibi, temiz” oynadığını anlatıyor.
11 Eylül’de Filistin Süper Kupası’nı aldılar. Bu yılki dördüncü kupaları. Cusin, El Halil’de bir kahraman gibi. “Çocukluğumdan beri büyük takımları yenen küçük takımları sevdim” diyor.
İsrail ise hala bu inatçı Filistinlilere futbolda da zorluklar çıkarıyor.

RUSYA
Putin’in şarabı

ABD ile Rusya arasındaki Suriye atışması iyice kızıştı. ABD, Rusların Beşar Esad’a savaş uçağı göndermesinden şikayetçi, Ruslar ABD’nin işine karışmasından.
Telefon diplomasisine Türkiye’de dahil oldu. Sonuç: Rusya ile Suriye konusunda anlaşamıyoruz. Üstelik Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya ziyareti öncesinde. Plan değişmezse Erdoğan Çarşamba günü Moskova’da ülkenin en büyük camisini mevkidaşı Vladimir Putin ile birlikte açacak.


Putin’in başını ağrıtan ve Türkiye’nin de tavır aldığı konulardan biri Kırım. Belki liderler vesileyle bu konuyu da görüşür. Daha dün Kırım Tatarları yolları kapayıp işgalin sona ermesini istedi. Peki Putin bu arada nasıl stres atıyor?
Geçen hafta eski İtalyan Başbakanı Silvio Berlusconi’yi yanına aldı. Kont Mikhail Vorontsov’un Katerina zamanında Kırım’a getirdiği, 1775 tarihli Jeres de la Frontera şarabını tattı. Şişesi 280 bin lira. Afiyet olsun.