Davutoğlu Arakanlıları unuttu mu?

Diplomasi trafiğinde neler dönüyor bilinmez ama Türkiye'nin, özellikle de Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun ölümle burun buruna kalan Rohingyalara, yani Arakanlılara dair günlerdir kamusal alanda hiçbir şey söylememesi şaşırtıcı. Müslüman göçmenlerle pinpon topu gibi oynayan ülkelerin de Müslüman oluşunun bu sessizlikte bir etkisi olabilir mi?

ASYA

Göçmenler sıkıcıdır. 

Kurulu tezgahı bozdukları için can sıkarlar.

Can sıkarlar çünkü politik krizlere vesile olurlar.

Can sıkarlar çünkü yiyecekleri iki lokma ekmeğin parasıyla yapılacak yatırımlara mani olurlar. Şu kurtarma operasyonları ne kadar pahalıya mal olur, bilemezsiniz.

Can sıkarlar, çünkü insan eti ağırdır. Misafirlikte iyice ağırlaşır.

Göçmen haberleri birbirine çok benzer, o yüzden de sıkıcıdırlar. Rakamlar değişir ama hikayeler hep aynıdır. Açlık, susuzluk, hastalık, vatansızlık, dil bilmezlik falan filan. Belki krizlerin başlangıç anlarında medya ilgisine layık görülürler ama zamanla unutulurlar. Kriz Avrupa)ya değil, uzaktaki Asya ülkelerine uzanıyorsa daha çabuk unutulurlar.

Göçmenler sıkıcıdır ve ilk can sıktıklarında ne din kardeşliğinin, ne komşuluğun, ne soydaşlığın bir manası kalır.

Müslüman ağırlıklı nüfus sahibi iki büyük ülke ve bir yoksul Tayland, binlerce Rohingya müslümanıyla ve Bangladeşliyle pinpon topu gibi oynuyor günlerdir.

Tayland ekmek su verip, köhne teknelerini tamir edip açık denizde terk edilmiş masumlara, “Benim param yok, Malezya şu tarafta” diyor.

Oysa kriz, Tayland’ın Andaman Denizi’nde insan kaçakçılarına düzenlediği baskınlarla başlamış, kaçakçılar da göçmenleri teknelerde terk edip ortadan kaybolmuştu.

Malezya, daha tekneler görünür görünmez yollarını kesiyor.

Endonezya şansı yaver gidip karaya çıkmayı başaranı denize geri iteliyor.

Kimileri ulaşabildikleri ıssız adalarda aç bilaç halde bulunuyor.

Sonunda üç ülke bir araya gelip konuşmaya karar verdi ama insanları kurtaracak bir çözüm çıkacak gibi görünmüyor. Hepsi birbirini ve hep birlikte Myanmar’ı suçluyor.

Onların konuşmaya vakti var, göçmenlerin yok. Bir kısmı insan kaçakçılarının terk ettiği derme çatma teknelerde, denizin ortasında dolanıp duruyor, yerleri bile bulunamadı daha. Bir kısmı günlerce aç kaldı.

Güney Asya’nın kağıttan kaplan büyük ülkeleri ne işaret parmağını sallayan ABD’yi dinledi, ne göçmenler konusunda kendilerinden çok da masum olmayan Avrupa ülkelerini.

Acaba üç yıl önce, dışişleri bakanıyken Arakan’a giden, uzak ülke müslümanı Rohingya halkını “Selamünaleyküm" diye selamlayıp bağrına basan Başbakan Ahmet Davutoğlu bir şeyler söylese dinlerler miydi?

En azından seçim meydanlarında, konuşmasının akışına uygun olarak okkalısından birer "ey Endonezya, ey Malezya" patlatsa?

Üç sene önce yanında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ve kızı Sümeyye Erdoğan olduğu halde gittiği Arakan’da gözyaşları sel olmuştu. Budist ağırlıklı Myanmar’ın kıyısında sığıntı bir hayat yaşayan Rohingyalar, “Bize yardım edin” diyordu.

Davutoğlu ilerleyen dönemde de Arakanlıların durumlarını iyileştirilmesi için adımlar attı, diğer müslüman ülkeleri zorladı, yardım gönderdi.

Gelin görün ki günlerdir kendisinden bu akut insanlık kriziyle ilgili bir ses duyamıyoruz.

Geçen hafta Uşak’ta konuşurken, "Biz Gazze'deki çocuğun gözyaşına, Arakan'daki müslümanın acısına aşığız” dedi, dün Maltepe’de benzer bir ifade kullandı ama konuşmanın "biz ve dünya müslümanları" bölümünde ara cümle olarak kaldı Arakanlılar. Bu aralar, Üsküp’te açılacak cami daha popüler sanki.

Oysa 1.5 milyonun üzerinde mülteciye kapılarını açan bir ülke olarak Türkiye’nin bu konuda söz söylemeye fazlasıyla hakkı var.
Arakanlılar hala aynı Arakanlılar. Mağdur ve güçsüz. 2012'deki mezhep çatışmalarının ardından iyice köşeye sıkışmış durumdalar.

Ancak bu kez karşılarında Myanmarlılar değil, kendilerini ölüme terk eden Müslüman ülkeler var. Biri İslamcı tahayyüllerin örnek ülkesi Endonezya, diğeri Davutoğlu’nun dünya görüşünün şekillenmesinde önemli yer tuttuğunu bildiğimiz, genç bir akademisyenken görev yaptığı, geleceğin diplomatlarını yetiştirdiği Malezya.

İkisi de Türkiye’nin yatırım çekmeye çalıştığı, yer yer çektiği ülkeler. Türkiye’nin ekonomik haritasında Myanmar’dan çok daha hassas bir yere sahipler.

Bırakın Davutoğlu’nu, konuya yakınlığıyla bilinen, daha önce Arakan’a yardım kampanyaları düzenleyen İHH bile sesini çıkarmadı.

Davutoğlu'nun konuşmaları içirn:

https://www.youtube.com/watch?v=wT_iIlvZs4g
https://www.youtube.com/watch?v=bM0tw_gxFB8

 

İNGİLTERE

Benzemez kimse sana

Subjektif bir bakışla Türkiye’de en çok sevilen İngiltere takımı Liverpool’un stadında büyük bir veda vardı hafta sonu. Adına türküler yakılan Steven Gerrard, Kırmızıların büyülü Anfield Stadyumu’nda son maçına çıktı. Seneye ABD’de, LA Galaxy’de oynayacak.

Vedası bile güzeldi. Guardian gazetesi, maçın başında ve devre arasında hayatı boyunca kırmızı giyen adam için Anfield’ın sesi George Sephton’ın çaldığı şarkıların listesini yayınladı:

David Bowie’den Heroes, yani kahramanlar.

Stranglers’dan No More Heroes, mealen son mohikan.

Supertramp’tan Breakfast in America, yani “macera dolu Amerika."

Mighty Wah!’tan Come Back, aşağı yukarı “ne olur geri dön."

Echo & the Bunnymen’den Nothing Lasts Forever, bize kalırsa “nasıl olsa her şeyin zamanla sonu yok mu?”

Sinead O’Connor’dan Nothing Compares 2 U, bildiğiniz “benzemez kimse sana."

KWS’den Please Don’t Go, Türkçesi, “gitme sana muhtacım."

Gerrard’ın Liverpool’un “eski değil eskimeyen dostu” olarak kalacağına şüphe yok.


EKVADOR

Bir günde 674.250 ağaç

Ekvador tuhaf rekorların ülkesi. Bu kez de tek bir günde 674.250 ağaç dikerek Guinness rekorlar kitabına girdiler. 44.883 kişi 2.000 hektarlık alan üzerine ekti ağaçları ve rekoru Filipinlerden ülkeye getirdi.

Güney Amerika ülkesi, bir günde en çok pet şişe geri dönüşümü rekorunu da elinde tutuyor.