Diyarbakır'ın derdi, Paris'in derdi

Pek çok Batılı ülke eğitimdeki enerjisini dünyanın başına bela olan cihatçılığı engellemeye yöneltmişken, biz "Türk'e bir şey olmaz" klişesiyle açıklanamayacak bir duyarsızlıkla tercihimizi kontrollü ya da kontrolsüz din içerikli eğitimin artırılmasından yana kullanıyoruz. Milli Eğitim'in gündemine ise radikalleşmeye karşı önlem almak gibi bir fikrin zerresi yok gibi.

İngiltere Eğitim Bakanı Nicky Morgan geçen hafta bürokratlarından "evde eğitim" sistemini gözden geçirmelerini istedi. Çünkü, bir hükümet yetkilisinin Independent'a söylediğine göre radikalleşen aileler çocuklarının zihinlerini "zehirle dolduruyor."

Bakanlık kadroları işe kaç çocuğun okulda değil evde eğitim gördüğünü tespit ederek başlayacak.

Morgan, kayıtdışı okuların ve "hafta sonu medreselerinin" kapatılmasını da istedi.

Bakanlık sözcüsü, bakanın "gördüğü her yerde radikalleşmeye karşı çıkmaya kararlı olduğunu" söyledi.

Ofsted (Eğitimde Standart Bürosu), aşırılaşmayı eğitim sisteminden söküp atmak için yeni müfettişler atadı. Ekip, "evde eğitim"in istismar edildiği vakaları da tespit edecek.

Konu özgürlükler üzerine bir tartışmaya dönüştü bile.

...

Fransa daha erken davranarak geçen yılın başında bu yönde bir kampanya başlattı. Okullarda laiklik eğitimin derinleştirilmesi için öğretmenleri eğiterek koyuldular işe. Bu eğitim yılının başından itibaren ilk ve ortaokullarda müfredata eklenen yeni derslerde ırkçılıkla, antisemitizmle ve başka ayrımcılık alanlarıyla ilgili bilgiler de veriliyor. Ama temel amaç, cihatçılığın okullarda kök salmasını engellemek. Din için insan öldürmeyi meşru gören fikirleri, daha gelişmeden durdurmak. Çalışmalara aileleri de dahil ediyorlar.

Yeni eğitim programı hapishanelere ve "kapalı eğitim programlarına" da yayılıyor.

Avrupa'nın pek çok başka ülkesi de okullarda radikalleşmenin önüne geçmeye çalışıyor.

...

Bizim Türkiye'de bu tür önlemlere ihtiyacımız yok.

İstanbul'un -ve başka birçok şehrin- sokakları, kim oldukları meçhul, kerametleri kendinden menkul hocaların gece sohbetleri afişleriyle dolmadı henüz.

Seçmeli olarak başlayan Kuran ve Hz. Muhammed'in Hayatı gibi dersler pek çok okulda zorunlu hale getirilmedi.

Dileyen vakf, Milli Eğitim müdürlüklerinden aldığı üst yazılar sayesinde istediği okula gidip dini içerikli ödüllü yarışmalar düzenlemiyor.

Okul öncesi eğitim, hatta kreş, yerini yatılı ya da gündüz programlı kuran kurslarına, cami avlusundaki "eğitim alanlarına" bırakmadı.

Apar topar bir sürü yatılı Kuran kursu açılmıyor. El kadar bebeler, elektrikle ısıtılan, koşulları uygunsuz kurslarda, dakikalarca açamadıkları kapıların önünde yanarak ve boğularak can vermiyor.

Bazı öğretmenler ailelerin kreş yerine çocuklarını gönderdikleri, çoğu zaman göndermek zorunda kaldıkları kursları "sübyan mektebi" diye tanımlamıyor.

Sayıları giderek artan, pek çok çocuğa başka bir eğitim şansı tanımayan imam hatip okulları öğrenci çekmek için devlet okullarından alışık olmadığımız türde reklamlara başvurmuyor.

Anaokuluna giderken bahçesinde define aradığım, Rumların 135 sene önce inşa ettiği, zamanında balıkçı eğitmek için de kullanılan okulun adı Erdek İmam Hatip Lisesi yapılmadı mesela.

Zaten bizde herhangi bir "radikalleşme" tehdidi söz konusu bile değil, IŞİD'in Türkiye'de örgütlenmek gibi bir tavrı yok. Okul koridorlarında IŞİD'in, I'sını, DAEŞ'in D'sini, cihat'ın C'sini duyamazsınız. Daha geçen hafta mahkemenin kabul ettiği 315 sayfalık IŞİD iddianamesinde örgütün Türkiye'de nasıl yapılandığı anlatılmadı.

Aksi halde Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, laikliğe karşı bayrak açmak gibi risk almaz, hiç de temkinli sayılamayacak şu sözleri sarf etmezdi:

"Fransız ihtilaliyle birlikte insanlık başka bir arayış içine girdi. Dinlerin dışında daha seküler bir dünya kurmayı tasarladı. Fakat sekülerizm dinlerden kaynaklanan şiddeti de geride bırakarak dünyayı topyekun bir savaşın içine soktu. İnsanlar da bilimsel keşiflerle atom bombasını düşünebildi. Kimyasal silahları üretti ve tarihteki savaşlarda ölen bütün insanların birkaç katını modern zamanlardaki savaşlarda kaybettik."

Hayır, din eğitiminin yoğunlaşmasıyla IŞİD arasında direkt bir bağ kurarak sapla samanı birbirine karıştırmıyorum. Altını çizmek istediğim şu: Pek çok ülke eğitimdeki enerjisini radikalleşmeyi, dünyanın başına bela olan cihatçılığı engellemeye yöneltmişken, biz "Türk'e bir şey olmaz" klişesiyle açıklanamayacak bir duyarsızlıkla tercihimizi kontrollü ya da kontrolsüz, resmi gayri resmi din içerikli eğitimin artırılmasından yana kullanıyoruz. Milli Eğitim'in gündemine ise radikalleşmeye karşı önlem almak gibi bir fikrin zerresi yok gibi.