Merkel'in listesi

Eğer mülteci akınları AB kapısına dayanmadan engellenmezse bugüne dek çok onurlu bir politik risk alan Merkel, kapıdan kimin geçebileceğine dair listeler yapmak zorunda kalabilir.

ALMANYA

Çantasında AB’nin mülteci planıyla İstanbul’a gelen Angela Merkel, karşısında Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun çantasındaki listeyi buldu. Binbir zorlukla arkasında durduğu mülteci planı bahasına da dört maddelik şu listeye destek vermeyi kabul ediverdi: 

AB görüşmelerinde yeni fazlar açılması, vize serbestisi, mülteciler için iktisadi yardım, Türk liderlerin AB zirvelerine katılımı.
Öncelikle bunun bir U dönüşü olduğunu söyleyebiliriz:
Merkel, Türkiye’nin AB üyeliğinin sıkı bir savunucu değil. Daha bu ayın 9’undan alıntılayalım; bir talkshow programında konuşuyor:
“AB üyeliğine her zaman karşı oldum, Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu biliyor, hala da öyleyim.” (Reuters)
Sonra, 15 Ekim’de, yani İstanbul’a gelmesine üç gün kala yaptığı konuşma:
"Mülteci hareketlerini Türkiye’yle birlikte çalışmadan organize edemeyiz ya da azaltamayız.” (Reuters)
Ve Türkiye’de:
AB görüşmeleri “umut vaat ediyor.” (Reuters)
Şimdi Türkiye için Güney Kıbrıs desteği arayacak.


Alman dış politikası, hele Merkel’in idaresinde, keskin U dönüşleriyle meşhur değil. Ama ülkenin içine kadar sızan dış politika hamlelerinin (Yunanistan ve mültecilere destek gibi) partisinin içerideki desteğini ne denli etkileyeceğini anlatmak için de harika Almanca konuşan Davutoğlu’ndan daha iyi bir isim bulması zordu.
Merkel, Türkiye’ye şöyle bir ortamın içinden geldi:
Daha dumanı tüten bir anket, Merkel’in partisi Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU)’ya desteğin yüzde 38, yani 2013 Eylül’ündeki seçimden bu yana en düşük seviyede olduğunu söylüyor.
Almanların neredeyse yarısı, ülkenin kapılarını savaştan kaçan insanlara açmasının yanlış olduğunu söylüyor. Politikayı destekleyenlerin oranı ise yüzde 39.
Mülteci alımı karşıtı sağcı AfD de liberal FDP de yükselişte.
Bavyera’daki kardeş partileri CSU bile mülteci politikasına veryansın ederek gemiden atlama derdinde.
İçerideki rahatsızlık, mültecileri destekleyen Köln belediye başkan adayı Henriette Reker’in bir kendini bilmez tarafından bıçaklanmasıyla tezahür etti en son.
Şimdi Merkel Türkiye’nin listesini niye kabul etti diye düşünürken, iç politikanın onu bu denli “rahat” mülteci almamaya zorladığını da görmek gerek. Eğer mülteci akınları AB kapısına dayanmadan engellenmezse bugüne dek çok onurlu bir politik risk alan Merkel, kapıdan kimin geçebileceğine dair listeler yapmak zorunda kalabilir.
Bu kez yeterince uzun kalamadı Merkel ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a neredeyse bir nezaket ziyareti süresi ayırdı. Belki de Kasım’daki G-20 zirvesinde konuyu daha enine boyuna tartışırlar. Özellikle de Türkiye’deki seçimlerin sonucunu gördükten sonra. Belki Merkel’in de mültecilerin nasıl ağırlanacağı konusunda Türkiye’ye anlatacakları vardır.

ABD
CIA için tazminat zamanı

Zanzibarlı Süleyman Abdullah balıkçılık yapıyor. Güler yüzü büyük bir acıyı saklıyor. Suyla işkence etmişler ona. Şimdi denizde huzur arıyor. Ara sıra aklına CIA tarafından işkenceye çekildiği o günler geliyor. “O zamanlar uyuyamıyorum, yemek yiyemiyorum, koku alamıyorum” diyor.


O karanlık anlarda yüksek sesle müzik çalarlarmış. Süleyman, Bob Marley dinleyerek unutmaya çalışıyor.
2003 yılında Somalili bir savaş ağası tarafından “yakalanmış” ve CIA'ye teslim edilmiş. Hakkında bir suçlama olmadığı halde 5 yıl ABD tarafından göz altında tutuluş. İşkence bittiğinde eline tutuşturdukları kağıt da onun masum olduğunu, el Kaide ile bir bağının bulunmadığını söylüyor.
“Öğrenilmiş çaresizlik” işkence programını hazırlayan psikologlar James Mitchel ve Bruce Jessen'in teorik zeminin oluşturuyor. Aslında daha önce sadece köpekler üzerine yapılan “öğrenilmiş çaresizlik” deneylerini ilk kez insan üzerinde uygulayan isimler olarak biliniyorlar. Üstelik bu iş için 81 milyon dolar para almışlar. Bazı seanslara bizzat katılmışlar.
Yaptıkları basitçe şu: İnsanları aç ve uykusuz bıraktıktan sonra büyükçe bir koli ebadındaki hücrelerinden alıp bir muşambaya yatırıyorlar, üzerilerine, özellikle yüzlerine soğuk su döküyorlar. Sonra muşambaya sarıp boğulma hissi yaratıyorlar. Soğuktan tir tir titrerken sorguya çekiyorlar.
119 kişinin günlerce bu özel muameleye maruz kaldığı tahmin ediliyor. Geçen hafta bu insanlar, iki psikologa dava açtılar. O kirli 81 milyon, NAZI deneylerini andıran işkenceyi tasarlayan ikilinin cebinde kalmaz umarız.

MISIR
Sisi’nin seçim şamatası

Mısırlılar nihayet 2011’den bu yana yapılan ilk parlamento seçimleri için sandığa gitti, gidiyor. İşi o kadar ağırdan alıyorlar ki aşamalı seçim Aralık başında tamamlanacak. Görünen o ki el Sisi’nin iktidarı paylaşacağı değil, onun gücünü perçinleyen bir parlamento oluşacak.


Gözlemciler, Müslüman Kardeşler de dahil olmak üzere muhalefetin yer almadığı seçimlere ister istemez kaygıyla yaklaşıyor. Üstelik, ilk demokratik seçimlerin yapıldığı 2011 yılındaki heyecandan da eser yok. Ortadaki 596 sandalye için yarışan 5.000’in üzerinde aday, el Sisi’ye bağlılıklarını anlatmakla meşgul.
Mısır’da milli irade yerini el Sisi’ye şükran bildirme seansına bırakmış durumda.