Mildred ve Richard nasıl evlendi?

Loving Günü, ABD'de her yıl 12 Haziran'da kutlanıyor. Hatta Valentine's Day denen günden çok daha anlamlı. Peki Amerikalılar için bu günün anlamı neden bu kadar önemli?

ABD

Bakın Amerikan Anayasa Mahkemesi neyi mümkün kıldı:

Tanıştıklarında Mildred 11, aile dostlarının oğlu Richard ise 17 yaşındaydı. Milderd, 18 yaşına geldiğinde artık “sadece arkadaş” değillerdi. Mildred hamile kalmıştı, Washignton’da evlendiler. Yıl 1958’di. Fakat bir şeyi atlamışlardı: Kanunen evlenmeleri mümkün değildi.

Virginia eyaletinin Richmond kentindeki evlerine döndüklerinde “bir erkek ve bir kadın olarak birlikte yaşayarak ulusun huzuruna ve haysiyetine karşı” işledikleri suç gerekçesiyle tutuklandılar.

Virgina’dan ayrılmayı kabul ettikleri için hapis cezasından kurtuldular. Davalarını sürdürdüler. 12 Hazian 1967’de Anayasa mahkemesi kararıyla ve üç çocuklarıyla yaşama hakkını kazandılar.

Richmond, 1975’te alkollü bir sürücünün neden olduğu bir trafik kazasında öldü.

“Siyah” ve “beyaz” Virgina mahkemesi kararıyla değil, işte o zaman ayrıldı. Aynı kazada gözünü yitiren Milderd, 2008’e dek yaşadı.

Bu istisnai çiftin soyadı Loving. İçinde sevgi sözcüğü geçiyor. Loving Günü, ABD’de her yıl 12 Haziran’da kutlanıyor. Bu mesafeden bakınca şu Valentine’s Day denen günden çok daha anlamlı görünüyor.

ABD’de siyahlar ve beyazların evlenmesine izin veren mahkeme kararının ardından “ırklar arası evlilikler” hızla arttı. Bugün tanımlamanın kendisi bile absürt ve ayırımcı bir nitelik taşıyor.

Aynı Anayasa Mahkemesi, yıllar sonra yine haziran ayında, geçen hafta “aynı cinsiyetteki insanlar evlenebilir” dedi. Dolayısıyla Tanco ile Haslam, DeBoer ile Snyder ve Bourke ile Beshear evlenebilir diye not etti.

İki davanın hemen her adımı o kadar benzer ki.

ABD Başkanı Barack Obama, bir süre önce hayat arkadaşını kaybeden müşteki Jim Obergefell’i davadaki liderliği için tebrik etmek için aradı. Sanırız ayrımcılığın ve devletin her konuya karışmasının sakıncalarını tarihsel olarak en iyi bilenlerden biri olarak açtı o telefonu. Aklının bir kenarında yine bir hafta önce Güney’den gelen ırkçı saldırı vardı.

TUNUS

Yoksulluk kazandı, cihatçılar kazanıyor

Geçtiğimiz hafta Tunus’un Sousse kentinde yaşananları bir çırpıda ya da tek bir sebeple açıklamak mümkün değil. Ama birkaç küçük not düşmekte yarar var.

“Arap Baharı”nın başladığı ülke, 2011’de diktatör Zine Abidin Ben Ali’nin devrilmesinden sonra, tüm aksi çabalara rağmen İslami aşırılığın gelişeceği bir habitata dönüştü.

Selefiler giderek meşrulaştı, “şiddet yanlısı olmayan selefiler de var” söylemi yaygınlaştı.

Komşu Libya’daki kaos, Tunus’a silah ve cihatçı ihraç etti.

Suriye’ye Tunus’tan bugüne dek 3,000 kadar cihatçı savaşçının gittiği tahmin ediliyor. Bunların bir kısmı dönem dönem Libya’da da savaştı, bir kısmı yine ara sıra ülkeye dönüyor.

Daha önce el-Kaide yanlısı, hayranı olan pek çok genç IŞİD’in vahşi başarılarından etkilendi.

IŞİD, ülkedeki sempatizanlarına sürekli kendilerini iyi saklamalarını ve vakti geldiğinde Batılılara saldıracaklarını vaaz etti. Daha geçtiğimiz mart ayında Bardo Müzesi’ne düzenlenen ve 22 kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırı da bu “hücreleşmenin” bir örneği. Mevcut hükümet istihbarat konusunda o kadar zayıf ki o saldırının da azmettirenin el-Kaide mi yoksa IŞİD mi olduğu konusunda uzun süre emin olamadılar.

Ve Tunus, Avrupa’nın tüm pohpohlamalarına rağmen yoksul bir ülke. Yaklaşık 10 milyonluk nüfusun 2 milyon kadarı tarifi güç bir yokluk içinde. Ekonomileri büyük oranda turizme bağlı ama yıllık turist sayıları da Türkiye’nin altıda biri kadar.

Şimdi bikinili-şortlu yabancılar sahillerden çekildiğine göre yoksulluğun artacağını da göz önünde tutarsak, ülkenin giderek daha da karanlığa gömüleceğini öngörmek güç değil.

Tunus’un bir önceki cumhurbaşkanı, insan hakları savunucusu Moncef Marzuki ile 30 Mayıs 2013 sabahı, yani Gezi ayaklanmasının ilk günü bir röportaj yapmıştık. O saatlerde Gezi henüz Arap Baharı ile karşılaştırılmıyordu. Tunus ise başkanlık sistemi-parlamenter sistem tartışması içindeydi.

“Eğer Tunus yoksullukla savaşını kaybederse, devrim kaybeder” demişti Marzuki.

“İş yaratmamız gerek” demişti.

Tunus yılda 80,000 üniversite öğrencisi mezun eden bir ülke. Eğitim olanakları açısından Arap dünyasının en iyileri arasında sayılıyor. Fakat işsizlik oranı yüzde 20’lerde seyrediyor.

Eski cumhurbaşkanı, güvenlik meselesinden söz ederken, “Konunun İslami bir yüzü olabilir ama bunun ardında sosyal sorunlarımız var” diyordu.

Şiddet yanlılarını ise “küçük bir azınlık” olarak tanımlıyordu. Bakın iki yılda küçükler ne kadar büyüdü!

Küçük bir not: Medya Tunus’taki, Kuveyt’teki, ABD’deki Fransa’daki, katillerin profillerini incik cıncık ederek sunmaya devam ettikçe, o “azınlıktan” çok daha fazla “katil” çıkacak. Tunus’un artık yaşamayan bir manyağın değil, koca bir ülkenin profiline ihtiyacı var.

DANİMARKA

Alacağın olsun Danimarka

Danimarka Türkiye’ye hemen hemen hiçbir açıdan benzemez ama aritmetik dünyanın her yerinde aynı şekilde işler.

Sosyal demokrat lider Helle Thorning-Schmidt, seçimlerde birinci geldi fakat bir koalisyon şansı görmediğinden ve partisinin oylarının düşmesi nedeniyle istifa etti.

Lars Lokke Rasmussen

Danimarka Halk Partisi (DDP) ikinci parti seçildi ama üçüncü parti merkez sağ Venstre ile sandık öncesi seçmene verdiği emekliye zam ve sağlık kredisi sözleri konusunda anlaşamadı. Göçmen karşıtı Venstre lideri Lars Lokke Rasmussen dün azınlık hükümeti kurdu.

Partilerin ilkeleri ve pozisyonları netti, her şey 10 gün içinde oldu.

Rasmussen daha ilk demecinde, “İşbirliği içinde çalışması gereken bir azınlık hükümeti olduğumuz çok iyi biliyoruz” dedi.

Şimdi Rasmussen tüm istediklerini hemen uygulayabilir mi? Hayır, her bir kanun için kendisinden de küçük iki partiye danışmak zorunda. Olmadı, büyük partileri ikna etmesi gerekiyor.

Hiçbir üst akla, alt beyne, ağabeye, arabulucuya ihtiyaç duymadan, şeffaf bir biçimde ve herkesin seçim öncesi ilkeleri ışığında hallettiler konuyu. Bundan sonra da konuşa konuşa halletmeye çalışacaklar.

Hükümet Danimarka’ya istikrarsızlık getirir mi? Göreceğiz.

Bu arada, dün seçimin galip-mağlubu sosyal demokratlarda kongre vardı, istifa eden Thorning-Schmidt’in yerine yeni başkanlarını seçmek için. Dediğimiz gibi, her şey 10 gün içinde oldu, arada da dört gün hafta sonu tatili var.