Miloseviç, Esad... Bu tarz Rusya'nın

Ruslar 1999'un 11 Haziran günü Yugoslavya'da NATO'ya öyle bir oyun oynadı ki İngiliz general III. Dünya Savaşı çıkacak sandı. Şimdi Moskova benzer bir oyun peşinde...

SURİYE

Bu tarz Suriye'de de Rusya'nın

Tarih elbette tekerrürden ibaret değildir, çok daha komplekstir ama yıllar önce yaşananlar bugüne dair çok şey söyleyebilir.

Kosova katliamlarının ardından gelen Yugoslavya bombardımanı, 11 Haziran 1999'da sona erdi ve Kosova'ya NATO kuvvetleri ve Rusya'nın katıldığı ortak bir barış gücünün yerleştirmesine karar verildi. Rusya, başından beri kendisi için stratejik önemi olan Yugoslavya'nın bombalanmasına karşı çıkmıştı, Slobodan Miloseviç'i geçiş dönemi için masaya oturmaya ikna etmişti ve barış gücüne gönderdiği askerlerin de NATO'dan bağımsız hareket etmesini istiyordu.

Yine 11 Haziran günü, Rusya Bosna'daki barış gücündeki 30 zırhlı aracını ve 250 kadar askerini Priştine Havalimanı'na gönderdi. Araçların üzerindeki SFOR yazıları, el yordamıyla Kosova Barış Gücü'nü sembolize eden KFOR'a çevrilmişti. NATO uçaklarının Priştine'ye inmesi artık çok riskliydi.

NATO, büyük krizlerinden birini yaşıyordu ve askeri açıdan utanç verici bir konuma düşmüştü. Üstelik aylar süren bombardıman ve diplomasinin ardından gelen anlaşma çöpe gidebilirdi.

NATO'nun ABD'li komutanı Wesley Clark, genel sekreter Javier Solana'nın da kendisini desteklediğini söyleyerek NATO askerlerine pistin bloke edilmesini, müdahaleye hazır olunmasını emretti. Sahadaki KFOR komutanı İngiliz Mike Jackson ise emre karşı çıkarak “Sen istiyorsun diye III. Dünya Savaşı'nı başlatacak değilim” dedi.

Ruslar bir aydan kısa süre içinde sonuç aldı, NATO'dan bağımsız olarak parçalanmakta olan ülkeye yerleşti.

Rusların Suriye'deki son dönem hamlelerine baktığımızda o bir günlük askeri diplomasiden çok daha müdahaleci br tavır görüyoruz. Hangi kartları açık, hangileri kapalı oynayacaklarına kendileri karar veriyor. Müzakere ederken mücadele etme geleneklerinin etkin örneklerini sergiliyorlar.

Ordusu ABD'nin desteğine muhtaç olan Irak'ı bile Bağdat'ın güvenliği konusunda kendileriyle, İran'la ve Suriye'yle birlikte hareket etmeye ikna ettiler. ABD'nin stratejik ortaklarından İsrail, Ruslara hareket sahası tanımaya razı oldu. Ajandalarında IŞİD karşıtı koalisyona katılmayı ABD ile tartışmak da var, Karadeniz'deki savaş gemilerini tatbikat bahanesiyle Doğu Akdeniz'e yollayarak gövde gösterisinde bulunmak da. Suriye, Rus uçaklarını açık açık kullanıyor. ABD'yi yalanladıkları açıklamalarını “dış işlerinden bir direktör”e yaptıracak kadar diplomatik ve stratejikler.

Fehim Taştekin'in geçen hafta Radikal'de gayet kristal bir biçimde ifade ettiği gibi, “ABD, Rusya'nın Suriye'ye konuşlanmasına karşı uluslararası toplumu koşullandırmakta zorlanıyor. Tek çıkış yolu çatışmayı önlemek için işbirliği yapmak.”

İnsanın aklına tarihin derinliklerinden bir Devekuşu Kabare repliği geliyor: “Bakanlar çekilsin, başbakan(lar) geldi.”

Büyüklerin tamamen sahaya inmesinin ardından komşulardaki savaşın olumsuzluklarını omuzunda taşıyan Türkiye'ye belli ki yeni politikalar gerekiyor. Son zamanlarda Esad'ın geleceğiyle ilgili olarak sarfedilen çelişik sözlerin dil sürçmelerinin de yeni bir politika arayışından kaynaklandığı düşünülebilir.

Bu yeni politika üretilirken birincil kaygının ülke ve komşular için barış olduğundan da bir türlü emin olamıyoruz.

YUNANİSTAN

Canları için değil, canları istediği için

Bir kare fotoğraf. Midilli Adası'ndan. Mülteciler yüzüyor. Bu kez canları için değil, canları istediği için yüzüyorlar. Kimisinin üzerinde hayatlarını bağladıkları yelekler, can simitleri. Türkiye'den yola çıkıp ölüm korkusu içinde aştıkları denizde bu kez terapi arıyorlar. Birazdan karşı kıyılardan bir bot daha yola çıkacak. Taşıdığı yolcular onlar kadar bile şanslı olmayacak.

IRAK

Dicle kıyısında barış şarkıları

Bağdat kurulduğunda adı Dar al Salam, yani barış şehriydi. Malum, barış bu toprağa epeydir çok uzak. Mesela Barış Günü burada hiç kutlamamış. Ta ki dört yıl önce Noof Assi adlı genç kadın, yeter diyene kadar.

“Başta herkes şaka sanıyor, bizi ciddiye almıyordu” diyor, NRP'ye.

Geçen hafta da Dicle Irmağı'nın kıyısına stantlar kuruldu, ortak sofralarda yemekler yendi, resimler yapıldı, rengarenk eşarplar satıldı, rock konserleri düzenlendi. Bu yılki temaları sekterliğe karşı çeşitlilik. Başta birkaç yüz kişinin katıldığı festival bu kez 500 gönüllü tarafından organize edildi.

Festival alanının hemen dışındaki caddede kontrol noktaları, dikenli teller ve IŞİD'le savaşta ölen askerlerin yüzlerinin göründüğü büyük panolar var. Silahların gölgesinde bir festival bu. Silahlara veda zamanını bekliyor.