Şerefsizlerin ininde fişleme yaparken...

Viskinin şerefle ters orantılı olduğunu öğrenince İskoç hakkı, İskoç dili, İskoç gururu falan diyen bir partiye oy verenleri fişlemeye karar verdim.
Şerefsizlerin ininde fişleme yaparken...

İSKOÇYA

Geçen bahar, viski ile şeref arasında bir bağ olduğunu daha bilmiyordum. Bir hata ettim ve belki de dünyanın en güzel viskilerinin yapıldığı Islay adasına doğru yola çıktım. Ana adadan Islay'a bizi getiren vapurdan indiğimizde kalacağımız yere giden bir otobüs bulamadık. Pazarları çalışmıyormuş şerefsizler! Bir gün öncesinin gazetelerini adaya dağıtan yaşlı, çok yaşlı adam, 'biraz gazete taşırsanız sizi bırakırım' dedi. Şerefsiz işte! Ter içinde kaldım. Kalacağımız evde bizi bir İskoç çift karşıladı. Şeref durumları iyi. Viski işine bulaşmamışlar, şerefleriyle pansiyonculuk yapıyorlar.

Adada iki bin kişi ya var ya yok. Eskiden deniz kıyısında bi karakol varmış, 'iş yapmıyor' diye kapamışlar. Şimdi dört polis sırayla devriye gezip ahaliye 'Bir ihtiyacınız var mı?' diye soruyorlar. Geçen sene yılbaşında bir sokak lambası kırılmış. Failini bulamamışlar. Bir önceki yaz da bir turist cep telefonunu çaldırdığını sanmış, ama daha sonra telefon bulunmuş. Son yıllarda olan vukuatlar bundan ibaret.

Ada kuşların göç rotası üzerinde olmasa gece çıt çıkmayacak. Bu viski, içince nara attırmıyor herhalde.

Sabah soluğu ünlü bir içki fabrikasının kapısında aldık. Şimdi isim verip bu şerefsiz markanın reklamını yapmayayım ama şu Ken Loach'un "Meleklerin Payı" filminde kullanılan fabrika burası. Kapıda arama tarama, kimlik sorma beklerdim. 'Hoşgeldiniz' dediler hasisçe... Bizim şirket binalarına benzemiyor, epey eski, sade. Sonra kısa boylu, gençliği tarlalardan turba kömürü kazımakla geçtiğinden avuçları kocaman olmuş, koyu aksanlı, güler yüzlü bir ihtiyar yanımıza geldi. Adı Iain McArthur. 45 yıldır burada çalışırmış, dünyanın dört bir yanındaki su kıyılarında viskiyi götüren zengin şerefsizler, kendisini ismen tanırmış. 'Vakit tamam' dedi, şerefsizliğin hadesine, mahzene gittik. Eskiden ziyarete gelenlere bol bol viski verirlermiş ama devlet bu şerefsizlerin insanları sarhoş edip yollara salmasına engel olmuş. Biraz kadeh tokuştururuz, politikadan falan bahsederiz diyordum ama geveze ihtiyar bir fırt veriyor, bir saat anlatıyor. En son dedi ki, "Seneye fabrikanın 200. yılını kutlayacağız, bu 51 yıllık fıçıyı da o zaman patlatacağız. Ama uzun yoldan gelmişsin, al sen de bir yudum." Önce, "Önümüz seçim, alamam" falan dedim ama ısrar edince kıramadım.

Sonra başka fabrikalara gittik. Ne zormuş bu viski. Kömürü ayrı bela, hububatı ayrı. Anladım ki bu viski meselesinin zenginlikle bir alakası yok burada. Yoktan var ediyorlar adeta. Bütün ada bileğinin hakkıyla geçiniyor. İşin tuhafı, yerli halk pek viski içmiyor. Bir yorgunluk birası atıp erkenden devriliveriyorlar.

Velhasıl, döndüm. Birkaç ay sonra seçim oldu, bir baktım bu şerefsizler oylarını gül gibi İngiliz partisi varken tutup İskoç hakkı, İskoç dili, İskoç gururu falan diyen bir partiye vermişler. Hem sadece Islay mı, bütün İskoçya! Ben de geçen hafta viskinin şerefle ters orantılı olduğunu öğrenince hepsini fişlemeye karar verdim. Şimdilik elimde 54 kişilik falan bir liste var, garsonları, inşaat işçilerini falan dahil etsem de öyle üç bini bulamadım. Ama başbakanları David Cameron bir gelsin, tutuşturacağım eline.

 

ABD

Siyah bedenler tuhaf meyveler gibi sallanıyor

 

Geçen hafta, dünya gazeteleri 18 yaşındaki siyah Michael Brown'un polis tarafından vurularak öldürülmesinden tam bir yıl sonra, küçük bir işçi kasabası olan Ferguson'un nasıl değiştiğini anlatan haberlerle doluydu.

Şimdi kasabanın siyah bir polis şefi, siyah bir belediye reisi ve siyah bir yargıcı var. Cinayetten önce tamamı beyazdı. Herkes “iletişim”den, yeni yeni filizlenen “karşılıklı anlayış”tan söz ediyor. Kimilerine göre reformlar yüzeysel. Ama gerçek şu ki buradan Black Lives Matter – Siyah Hayatlar Önemlidir adlı bir örgüt ülkenin geneline yayıldı.

Gelin görün ki Fergusonlular geçen haftasonundaki anma törenlerine hazırlanırken Christian Taylor isimli Amerikan futbolu oyuncusu yine polis tarafından vurularak öldürüldü. Daha geçen ay Samuel DuBose isimli 43 yaşındaki siyah adam, Cincinnati'de beyaz bir polis tarafından ön plakası olmadığı için durdurularak başından vuruldu, o da öldü. Aslına bakarsanız, Washington Times'ın tuttuğu kayda göre sadece bu yıl 24 silahsız siyah polis tarafından vurularak öldürüldü. Her dokuz güne bir cinayet düşer. Demek ki Başkan Obama'nın cenazelerin ardından kilisede ilahi söylemesi yetmiyor. Black Lives Matter'ın yapacak çok işi var. Billie Holiday'in “Tuhaf Meyve” şarkısında ağlaya ağlaya anlattığı katliamda olduğu gibi, siyah bedenler, güney rüzgarlarında sallanmaya devam ediyor.

 



ENDONEZYA

Dokunmayın devlet başkanıma

 

Endonezya çok havalı bir hafta geçirdi. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Rus Bakan Sergei Lavrov, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu... Dünyanın sorunu Doğu Asya Zirvesi'nde konuşuldu.

Daha bir hafta önce de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı ağırlayan Devlet Başkanı Joko Widodo'nun değmeyin keyfine. Eh, dünya liderliği de böylece perçinlenmişken, küçük bir isteği var halkından: Öyle Facebook'ta, Twitter'da, gazetelerde, dergilerden arkamdan atıp tutmayın, yoksa hapsi boylarsınız. Geçen sene yolsuzlukla mücadele ve reform vaadiyle seçilen Widodo, 2006 yılında kaldırılan hakaret yasasını geri getirmek istiyor. Yasanın 36 yıl Suharto diktatörlüğü altında inleyen ülke için sembolik anlamı büyük. Suharto, yasayı kullanarak, özellikle de Aceh'te, Doğu Timor'da kan gövdeyi götürürken sesini çıkaranların tepesine binmek için kullandı. 2012 yılında dönemin devlet başkanı Susilo Bambang Yudhoyono da yasayı geri getirmek istemişti ama sınırları muğlak yasa tepkiler sonucu yasa kaldırıldı.

Kimse kimseye hakaret etmesin tabii ama bu ay oya sunulacak yasa, diktatörlük yıllarından kalma tonuyla ülkenin üzerine şimdiden kara bulut gibi çöktü. Widodo'ya yakın adamlar ise yasanın devlet başkanını adabıyla eleştirenleri korumaya yönelik olduğunu söylüyor.

Erdoğan'ın ziyareti sırasında iki ülke bazı ekonomik mevzularda ve terörle mücadelede işbirliği yapmak konusunda el sıkıştı. Yazılanlara bakılırsa devlet başkanlığı makamının hakaretten nasıl korunacağı konusu açılmamış.