Suudi aşkına

İngiltere Başbakanı, Suudilerle arasının bozulmaması için her türlü eleştiriye göğüs geriyor. İngiltere işi petrol kralığyla gizli bir anlaşma yapıp BM'de koltuk almaya kadar götürdü...

İNGİLTERE

Kişisel hayatında pek de müsrif biri olarak bilinmeyen İngiltere Başbakanı David Cameron'un başı geçen hafta açıklanan yurtdışı gezi harcamaları nedeniyle belaya girdi. Medya, Cameron'un ve kendisine eşlik eden dört kişinin Ocak ayında ölen Suudi Kralı Abdullah'ın cenazesi için 100 bin sterlin harcamasını sorguluyor ve bu meblağ ile geçtiğimiz Kasım ayında, G-20 zirvesi için Avustralya'ya yapılan gezide harcanan 13.290 sterini karşılaştırıyor.
Krala son vazife için yapılan charter uçuşa harcanan para abartılı mı değil mi tam olarak bilemiyoruz ama şeffaflık güzel şey.
Bu, Cameron'un Suudi Arabistan hatırına ilk kez şimşeklerini üzerine çekişi değil.


Bu ay başında televizyonda yüzüne şu soruldu: 14 yaşında olmasına rağmen bir eyleme katıldığı için tutuklanan ve idama mahkum edilen Ali Muhammed al-Nimr 'in cezasının uygulanmamasını Suudi yetkililerden bizzat istediniz mi istemediniz mi?
Başbakan bunu şahsen yapmadığını, sadece bu konuda temaslar olduğun söyleyince yine eleştirilere maruz kaldı.
Şeffaflık güzel ama hikaye bununla da bitmiyor.
İngiltere'nin ve Suudi Arabistan'ın Birleşmiş Milletler'deki insan hakları koltuklarını kazanmak için gizli bir anlaşma yaptığı da ortaya çıktı.
Demek ki söz konusu Suudi monarşisi olunca şeffaflığa çok yer kalmıyor.
Cameron, Suudilerle aralarını bozamayacağını çünkü oradan ulasal güvenliklerine dair çok önemli istihbarat akışı sağlandığını, hatta İngiltere'deki bir patlamanın bu sayede engellendiğini söyleyerek pozisyonunu savunuyor. Bir ülkenin güvenliğinin kritik hatlarından birini Suudi Arabistan'la iyi ilişkilere bağlamış olması, pek de güvenli olmasa gerek.
Üstelik ülkende muhalefet sana “Diktatörle yatağa girme, bak bunlar bizim vatandaşlarımızı bile kırbaç cezasına çekiyor, ufacık çocukları asıyor” derken.
Uluslararası fotoğrafta ise Rusya'nın pek de demokrat olduğunu söyleyemeyeceğimiz lideri Vladimir Putin'i Suriye'nin başında bulunmak için tek gerekçesi babasının da zamanında zorla ülkeyi yönetmiş olması olan Beşar Esad gibi bir 'monark'a kırmızı halı serdiği için eleştiren ülkeler, diğer Ortadoğu monarklarıyla kendilerinin kurdukları ilişkiler nedeniyle gülünç duruma düşüyor.
Putin geçen hafta ılımlı terörist ılımlı olmayan terörist diye bir ayrım güdemeyiz dedi.
Acaba ılımlı diktatör, ılımlı olmayan diktatör gibi bir ayrım mümkün mü?

KANADA
Babam sağ olsun

Geçen hafta “ne kadar da yakışıklı, bir o kadar liberal” Justin Trudeau'nun seçilmesiyle Kuzey Amerika ile ilgili yeni soru işaretleri ortaya çıktı.
Elbette politikada her koyun kendi bacağından asılır, özellikle demokrasilerde kendi başarısıyla basamakları çıkar ama tablo da şu:
Justin Trudeau, eski başbakan Pierre Trudeau'nun oğlu.


ABD'de Demorkatların önde giden adayı Hillary Clinton, eski başkanın eşi.
Cumhuriyetçilerin en önden ikinci sırada görünen adayı Jeb Bush, eski başkanın kardeşi, daha eskisinin oğlu.
Birileri bir zamanlar büyük bir laf etmişti: Kimle kavga ediyorsan ona benzersin.
Politikacıların aile bireylerinden bağımsız çabalarını küçümsemeyelim ama babadan oğula iktidarın gelenek olduğu Ortadoğu'yu fazla kurcalamak acaba Kuzey Amerika'ya iyi gelmiyor mu?
Guardian gazetesi, durumu art arda gelen Bond filmlerine benzetmiş. Oyuncular değişiyor ama hikaye pek de farklı değil.
Acaba yeni gelecek kuşak Batılı liderleri, oğullarını kızlarını gelecek kaygısıyla fotoğraf karelerine çağırırken mi göreceğiz? Yoksa, Endonezya'da bir dönem uygulanan siyasete akraba limiti kuralını mı tartışmaya başlayacağız?

ABD
FBI 'liste var ama tutuklayamayız' dememiş

İnsan Hakları Gözlem örgütünün Amerikan ulusal istihbarat örgütüne karşı sert bir eleştirisi var. “FBI, kanunlara uyan yurttaşlardan terörist yaratıyor olabilir.”
Ama nasıl?
Ülkede IŞİD'e karşı gizli görevde çalışan ajanların sayısı giderek artıyor. “Potansiyel suçlular”a yaklaşmak için her yolu deniyorlar. Geçen Nisan ayında, mesela, John Booker'ı IŞİD adına Kansas'taki bir askeri üsse saldırı düzenleyeceği şüphesiyle gözaltına aldılar. Sonradan ortaya çıktı ki 20 yaşındaki adamla yarım senedir temas halindeydiler. Ona şehitlik videosunu yaparken yardım ettiler, bomba hazırlamaya yarayan malzemelerin listesini verdiler, hatta eline sahte bir patlayıcı cihazı bile tutuşturdular.
FBI Başkanı James Comey ise bu tür operasyonların geçtiğimiz yaz çok iyi sonuçlar verdiğini söyleyerek kendisini savunuyor.
Hukuk dışı hiçbir yöntem meşru değil ama bu FBI herhalde elinde intihar saldırganlarının listesi olsaydı boş durmazdı. Çünkü muhtemel bir saldırının ardından hesap vermek gibi bir sorumluluğu var.