Tunus saldırısı Türk turizmini de vuruyor

Euromonitor'e göre Tunus'tan vazgeçen Avrupalı turistler Meksika, Karayipler ve Maldivler'e de gitmeyecekler ama sebep bu güneş-kum-deniz cennetlerinin tehlikeli olması değil, mesafe. Türkiye'ye gelmiyorlar çünkü zaten asıl sorunları güvenlik.

TUNUS

Rezervasyonlarını iptal ettiler, “olağanüstü hal” ilan edilen Tunus'a gitmiyorlar. Ama Türkiye'ye de gelmeyecekler. Kapasitesini zorlayan İspanya'ya, krizdeki Yunanistan'a ve daha geçen hafta 14 IŞİD militanının yakalandığı Bulgaristan'a gidecekler.
Ruble düşünce tatilsiz kalan Rus turistleri ikame etmeyecekler. Hoş, sayıca da ikame etmeye yetmezler.

Euromonitor'e göre Tunus'tan vazgeçen Avrupalı turistler Meksika, Karayipler ve Maldivler'e de gitmeyecekler ama sebep bu güneş-kum-deniz cennetlerinin tehlikeli olması değil, mesafe.

Türkiye'ye gelmiyorlar çünkü zaten asıl sorunları güvenlik.

TUROB Başkanı Timur Bayındır, Tunus'taki kumsal saldırısının Türkiye turizmi üzerindeki etkisinin Tunus'takinden dahi fazla olabileceğini söylüyor.

Tur Operatörleri Platformu Sözcüsü Cem Polatoğlu, AA'ya saldırıdan sonra Antalya'daki bazı otellerlerden çıkışlar yaşandığını anlatıyor.

“Birçok ülke Türkiye'yi riskli ülkeler sınıfına koydu, bu da bizi sarstı" diyor.

Avrupalı turistlerin tek kaygısı Tunus'taki saldırı değil, dünya televizyonlarında Türkiye yazısı şu günlerde masmavi denizin, harika kumsalların değil, harekat halinde tank görüntülerinin üzerinde duruyor.

Evin sırçaysa komşundaki soruna “krizden fırsat doğar” diye bakmayacaksın, bakamazsın.

Fırsat bir yana, en sevmediği şey “dalgalanma” olan bir sektör, bir bilinmezliğe ve büyük bir gelir kaybına karşı sert bir sınav verecek.

Türkiye, Tunus gibi turizme bağımlı bir ülke değil. Aşağı yukarı 800 milyar dolarlık ekonomi içinde turizm 34.4 milyar dolarlık bir gelir kalemi (2014). Yine de inşaattan gıdaya pek çok sektör üzerinde doğrudan etkisi var.

Marwen Jegham, birinci sınıf bir yazılımcı. Bir süre Türkiye'de çalıştıktan sonra ülkesi Tunus'a döndü. Saldırının 2011'deki devrimden bu yana yara sarmaya çalışan ülke ekonomisine yönelik üçüncü eylem olduğun anlatıyor.

“400,000 aile geçimini doğrudan bu sektörden sağlıyor, dolaylı olarak sektörde istihdam edilenleri sayarsanız, bu 1 milyon çalışan yapar. Gelecek yıl benim şirketimin gelirleri de düşecek çünkü müşterilerim arasında oteller var.”

Yetkililerden faillerin bulunması istiyor ama ülkede saldırıların politik cinayetlerle devam edeceğine dair söylentilerin döndüğünü de anlatıyor.

Biz şimdilik sırça turizm evimizde yara almadan seneyi atlatabilirsek mutlu olmalıyız.

Tunus saldırısından sonra rant beklemek yerine, sektör adına dersler çıkarmak, önlemler almak gerekiyor. Yoksa, konunun ciddi boyutlarına bakmak yerine savaştan kaçan evsiz barksız insanları turistik kasabalardan sürmenin ülkeye hiçbir şey kazandıracağı yok.

ARJANTİN

Toprak ve onur için

“Birçok tanrımız var. Tabiat tanrısı, su tanrısı, hava tanrısı... Ama artık o tanrılarla paylaştığımız topraklarımız yok. Tanrılarımızı almışlardı. Şimdi de elimizde kalan bir avuç toprağı alıyorlar.”

“Katil değiliz, kabahatli değiliz. Yolsuzluk yapmadık. Sadece haklarımızı ve başkan tarafından kabul edilmeyi istiyoruz.”

Bu sözler, gayet “dünyevi” bir bilgeye, Arjantin'in yerli kabilelerinden Kom'un lideri Félix Díaz'a ait.

The Guardian'ın aktardığına göre, Formosa eyaletinden Pilagá, Wichi ve Nivaclé kabileleriyle birlikte, Buenos Aires'in göbeğinde kurdukları çadırlarda beş aydır eylem yapıyorlar. 2007 yılında el konan 2042 hektar arazilerini geri istiyorlar fakat meseleleri sadece toprak değil. 1983'e kadar süren Arjantin diktatörlüğünün işkencehanelerinden geçmiş Nobel Barış Ödülü sahibi sanatçı ve yazar Adolfo Pérez Esquivel'in de dediği gibi yerli halklar “ırkçılık, ayrımcılık ve şiddete maruz kalıyor.”

Ülkede kayıtlı yerli sayısı 1 milyon kadar. Gerçek rakamın ise daha yüksek olduğu belirtiliyor.

Deresi, ağacı, toprağı ve havası tehdit altında bir ülkeden bakıldığında Arjantin'deki Kom ve diğer yerli kabileler, dostane bir ilgiyi hak ediyor.

Aslında hikaye 19. yüzyıl sonunda beyaz adamın gelip yerlilerin hayat kaynağı kereste ağaçlarını keserek yerlerine pamuk tarlası ekmesine ve yerlileri de ucuz işgücü olarak kullanmaya başlamasına kadar gidiyor. Şimdi ise ağaçların düşmanı petrol ve gaz aramaları ve ticari değeri yüksek soya. Sularımız zehirlendi, tehdit edildik diyorlar.

44 yıldır yerlilerle birlikte olan bir rahip, lider Díaz'ın atalarının kültürü ve ruhaniliğini üzerinde taşıdığını, bunu mutlak bir şiddet karşıtlığıyla birleştirdiğin anlatıyor. “Çok büyük düşmanlara karşı savaşan büyük bir adam o” diyor.

Karşısındakilerden biri “eski solcu” diye bilinen Başkan Cristina Fernández de Kirchner. Yöntemleri Meksika'nın yine toprak için yola çıkan Zapatistalarına ya da pek çok Latin Amerika gerilla örgütüne hiç benzemiyor. Ama onların da toprak kadar önemli talepleri, muhattap alınmak, yok sayılmamak.

NİJERYA

Kariyerini unut, mutfağa gir

Kocan yemek yaptı. Sen de ağzını açıp o yemeği yedin? Nasıl bir kadınsın sen?

Hanımefendi, sen ne yaptın da kocan seni böyle dövdü? Neden adamı tahrik ettin?

Evlenmeden önce hamile kalırsan işe yaramazsın. Evlendikten sonra hamile kalmazsan işe yaramazsın.

Tecavüzün travmasını tek başına atlatmak zorundasın çünkü tecavüzcün ailenin saygıdeğer bir üyesi.

Kendi cüzdanından çıkardığın parayla garsona bahşiş veriyorsun, garson yanındaki erkeğe teşekkür ediyor.

CV'ni unut, mutfağa gir.

Her şey Nijerya'nın başkenti Abuja'da 15 kadın ve erkekten oluşan bir kitap kulübünde feminist yazar Chimamanda Ngozi Adichie'nin geçen yıl yazdığı bir kitapçığın tartışılmasıyla başladı. Sonra tartışmayı #BeingFemaleInNigeria – Nijerya'da kadın olmak hashtag'iyle twitter'a taşımaya karar verdiler. Beklemedikleri kadar büyük bir geri dönüş aldılar. Yukarıdakiler, aldıkları onbinlerce geri dönüşten bazıları. Tepkiler ne kadar da “evrensel.”