Türkiye'nin 'incelikli' Kürt politikası

Francis Ricciardone, Türkiye'nin bazı biçimlerde, Kürtlerle çok incelikli bir şekilde çalıştığını söyledi.

ABD

ABD'nin bir önceki Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, NPR radyosunda çok net bir soruyu yanıtladı geçen hafta sonu.

Soru: ABD Kürtlere karşı Türkiye'yi mi tercih ediyor?

Cevap: Hayır, konu o kadar basit değil. Türkiye bir müttefik, sadece IŞİD'e değil, her iki ülkenin de ulusal güvenliğine karşı tüm diğer düşmanlarına karşı NATO müttefikimiz. Aslında Türkiye bazı biçimlerde, Kürtlerle çok incelikli (nuanced) bir şekilde çalışıyor.

Röportajı yapan Scott Simon, Ricciardone'den bu “incelikli” tanımını biraz daha açmasını istediğinde eski elçi, PKK'nın terörist bir örgüt olduğunu, PYD ile PKK ayrımına çok büyük önem verdiklerini ve Türk hükümetinin de bu ayrımı “pratik olarak kabul ettiğini” anlatıyor.

Konuşmasının bir bölümde, Türkiye'nin PKK ile yapılan görüşmelerini “barış süreci” değil, sadece “süreç” olarak tanımladığına dikkat çekiyor.

ABD'nin İncilik üssünün IŞİD karşıtı koalisyon tarafından kullanılmasına verilen iznin ardından PYD de dahil olmak üzere cihatçılara karşı savaşan tüm gruplara destek verileceğini üstüne basa basa söylediği bir haftanın ardından gelen Ricciardone iddiası, Türkiye'nin “PKK neyse PYD de odur” politikasına hiç ama hiç uymuyor.

YUNANİTSAN-TÜRKİYE

Korsanlar Ege Denizi'nde

Eğer AFP'nin birden çok kaynağa dayandırarak verdiği haber doğruysa, Türkiye'den Yunanistan'a gitmeye çalışan mültecilere Ege Denizi'nde ateş açılıyor. Çoğu, ateşin askeri gemilerden geldiğini söylüyor. Eğer ateş açan, bu konuya henüz bir yalanlama getirmeyen AB timleri, Türkiye ya da Yunanistan değilse, Ege'de de korsan gemileri kol geziyor demektir.
İfadelere göre mülteci teknelerine bordalayıp teknenin motorunu almaya çalışanlar olmuş. AFP, ateş açılan bir teknede mültecilerin korku içindeki hallerini gösteren bir videoyu gördüğünü de söylüyor. Suriyeli bir kadın, askeri görünümlü bir tekneden gelen, bilmediği bir dilde konuşan, yüzleri maskeli adamların teknelerine bindiğini, kendisinin üzerindeki kıyafetleri tamamen yırtarak para aradığını anlatıyor. Taraflar elim sende oyununu sürdüreceklerine bu ciddi iddiaları araştırsalar iyi olacak gibi görünüyor.

MALEZYA

İngiltere ayıp etti

İngiltere, Malezya'ya çok büyük ayıp ediyor. Kuala Lumpur'a ticaret konuşalım diye giden İngiltere Başbakanı David Cameron, aşikardır ki gizli bir gündemle geldiği ülkede Başbakan Necip Rezak'ın yüzüne siyasi rakiplerini hapse atma, şu yolsuzluk iddialarını ciddiye al, basını ezme, ticaretin adil dönmesini sağla dedi.

Halbuki daha yine geçen hafta kendisi hakkındaki 700 milyon doları iç etme davasına bakan savcıyı görevden alan Rezak'ın “haddini bilmeyen” ve muhtemelen karanlık odaklarla işbirliği içindeki İngiliz'e vereceği yanıt hazırdı:

“Partim, bu ülkenin halkı beni kendilerini yöneteyim diye seçti. Hal böyleyken, ben sadece halkıma hesap veririm, başka hiç kimseye değil,” diyerek ülkesinin onurunu cesurca savunabilirdi. Bunu Nisan ayında parlamentodan üç aşağı beş yukarı “paralel” diyebileceğimiz bir yapıya karşı mücadele etmek için daha da geniş ve hatta süper, inanır mısınız neredeyse sınırsız ve yine de ihtiyaç halinde genişletilmeye açık yetkiler talep ettiği konuşmada milletvekillerine söylemişti oysa.

Misafirine nezaket adına bu ukalalığı sineye çekti herhalde ama Cameron'un terbiyesizliği bununla da kalmadı. Ulusal güvenlik danışmanını, bize kalırsa sömürge valisini, eşcinsellik suçlamalarıyla içeri tıkılan eski başbakan yardımcısı Enver İbrahim'i ziyarete gönderdi. Herhalde adamın amacı İbrahim'e temiz fanila, gelincik sigarası götürmek değildi!

Yine sineye çekti Rezak. Fakat bu kadar sessiz kalırsa, allah muhafaza kökü dışarıda melaneti içeride bu hainler, Başbakanımızın da zamanında önemli akademik hizmetlerde bulunduğu dost ülke Malezya'yı iyice esir alacak.