Utanç adasından kilise katliamına

Charelston'daki kilisede dokuz kişiyi öldüren ırkçı saldırgan Roof, tarihi kentin karşısındaki Sullivan Adası'nda çekilen bir fotoğrafında kötücül gözlerle bize bakıyor. Burası, bugün Amerika'da yaşayan siyahi nüfusun yarısının atalarının kıtaya girmeden önce bekletildiği yer.

ABD

Bundan 25 yıl kadar önce "Ne düzgün bir anıt, ne bir plaket, çelenk, hatıra duvarı var burada” diye yazmıştı ünlü ABD’li yazar Toni Morrison. 

Daha sonra, 2008’de Toni Morrison Vakfı, Sullivan Adası’na küçük bir hatıra bankı koydurdu. Tabii ki bu minik jest pek çoklarına büyük bir hikayeyi anlatmaya yetmedi.
Sullivan Adası, 17. yüzyılda buradaki deniz fenerini bekleyen Kaptan Florence O’Sullivan’dan alıyor. O’Sullivan, 1671’de Charleston’daki İngiliz-İrlandalı kolonisini kurmak üzere gelen ilk geminin kaptanı. İngiliz Kuzey Amerikası kolonilerine Afrika’dan' gemilere doldurularak getirilen 400 bin siyahinin yüzde 40’ının bekletildiği istasyon, ilk liman. Başka bir deyişle, bugün ABD’de yaşayan siyah nüfusun atalarının yaklaşık yarısı bu adadan geçmiş.


21 yaşındaki Dylann Roof, zır cahil Amerikan ırkçılığının ürettiği son katil oldu. Avusturya yapımı Glock tabancasıyla “bastığı’ kilisede 9 siyahiyi öldürdü. ABD polisinin yakın dönem siciline bakacak olursak, saldırgan bir siyah olsaydı yakalanamadan öldürülürdü diyebiliriz.
FBI’ın ortaya çıkardığı bir internet sitesinde, Dylann’ın deli saçması manifestosu ile birlikte çok sayıda fotoğrafı var, fotoğrafların bir kısmında Dylann’ın elinde suç aleti var. Charleston’un karşısındaki Sullivan Adası’nda, aslında rasyonel bir beyazın utanç adası olarak görmesi gereken yerde çekilen bir karede ise ergen öfkesi dolu gözlerle kameraya bakıyor.
Üvey annesine göre Dylann hiç de ırkçı olmayan bir aileden yetişti. “Zeki çocuktu” diyor, Paige Mann. Dylann’ın babasından ona vurduğu için ayrılmış. ABD basınının bir kısmı Dylann’dan neredeye bir anti-kahraman çıkarmaya çalışırken bir ırkçı katilin anatomisi üzerine yazılan satır satır hikayede, meselenin kökeni Dylann’ın geçmişinde aranıyor.
Oysa konuya Toni Morrison’un işaret ettiği noktadan, yüzleşmeden başlamak lazım belki de. Yüzleşme önemlidir. Yüzleşmeden getirilen çözümler, iltihaplı yaraların üzerini kapatmaya çalışmaya benzer.
Katliamda ölenleri anmaya giden siyahlar ve beyazlar, kol kola verip ırkçılık karşıtlığının sembol şarkılarından anonim “We Shall Overcome’ı (Üstesinden Geleceğiz) söylediler. Delawere’deki bir konserde eski Beatles üyesi Paul McCartney, "The Long and Winding Road” şarkısını ölenlere adadı. Arkasından sahneye çıkan Morrisey, “Gangland” şarkısını söylerken arkasındaki video Amerikan polis şiddetini anlatıyordu. Güney ırkçılığıyla özdeşleşen Konfederasyon Bayrağı’nın eyalet yönetim binasından kaldırılması için internet kampanyası başlatıldı.
Son yıllarda artan üniformalı-üniformasız ırkçı cinayetlere bakılırsa çok daha fazlasına, sıkı bir yüzleşmeye ihtiyaçları var.

KATAR

Hosteslere mafyatik kölelik

Katar, Dünya Kupası için yapılan statlardaki işçi hakları konusunda köşeye sıkışmışken ülkeye haklı bir darbe de Uluslarası Çalışma Örgütü’nden (ILO) geldi. ILO, Qatar Airways’e ağır bir fırça attı. Hamileliğin hostesleri işten çıkarmanın yasal gerekçesi olarak gösterilmesine son verilmesini istedi.
Daha önce hosteslerin şirketten izin almadan evlenmeleri dahi yasaktı.
Halen, hosteslerin aile bireyleri dışındaki erkekler tarafından işe bırakılması ya da işten alınması yasak.


Katar’ın art niyetlilikle suçladığı Uluslararası Taşımacılık İşçileri Konfederasyonu (ITF) ise havayolu ile ilgili olarak çok daha ciddi iddiaları gündeme getiriyor. Tanıklıklardan yola çıkarak hazırladıkları raporlara bakarsanız, şirketin CEO’su Akbar Al Baker’e, yapılmayan ödemelerle ilgili kafa tutan bir kabin görevlisi, "iyi bir ders alması için" beş gün cezaevinde tutulmuş. Tabii, Al Baker bunu reddediyor. Konuyu haberleştiren The Guardian'a da tepkili.
Yine tanıklara göre küçük hatalar ve gecikmelerin işten atılma ve ülkeden ihraçla cezalandırılması bir kültür haline gelmiş.
"Küçük hatalara” üniformalı fotoğraflarını sosyal medyada paylaşmak ya da üniformadan görünmeyen bölgelere de olsa dövme yaptırmak da dahil.
Üstelik iki yıldan az süre çalıştıktan sonra işten atılanlar bir de şirkete tazminat ödüyor.
Bir başka cezalandırma biçimi ise “kafala” sistemi. Bu sistem uyarınca işten atılanlar, ki ülkede genelde yabancılar çalışıyor, çoğunlukla ülkede başka bir iş bulamıyorlar ve ülkeden ayrılmaları da atıldıkları şirketten alacakları izin belgesine bağlı.
ITF yetkilisi, Gabriel Mocho Rodríguez, ülkeden ayrılmayı başaranların başlarından geçenleri gözyaşları içinde anlattıklarını, yaşadıkları korkunun ise halen devam ettiğini söylüyor.
Kabin görevlileri, dünyanın pek çok yerinde zor koşullar altında çalışıyor. Ancak ILO’nun ve ITF’in kayıt altına aldıkları, daha ziyade kölelik koşullarına işaret ediyor.

ABD
Kara Şimşek gibi arabalar geliyor

Amerikan Motorlu Taşıtlar İdaresi, Associated Press’in baskısıyla, insansız araç protitiplerini California sokaklarında gezdiren şirketlerin kaza istatistiklarini açıkladı. Durum hiç de fena görünmüyor. Toplam sekiz şirketin 82 aracı, California’da dolaşıyor. Bunlardan 53’ü Google’a ait. 1.8 milyon mille de en çok yolu Google araçları yapmış. Şirketin de eklediği bilgilere göre, 2010-2014 döneminde Google araçları 11 kaza yapmış. Amerikan yasasına göre, sürücüler 750 dolardan daha maliyetli kazaları bildirmek zorunda. Google, tamiratı kendimiz yaptığımız için şimdiye kadar hiç bildirimde bulunmadık diyor. Şimdilik kendi kendine giden "Kitt”lerin başında acil durumlara karşı sürücüler de var.

İNGİLTERE
Clarkson geri vites yapmıyor

Sıcak biftek bulamadığı için BBC’deki yapımcısıyla kavga eden ve ardından efsanevi Top Gear programına son verilen, komik, ama bazen komiklik uğruna "politik doğruluk” sınırını kaçıran, yaratıcı programcı Jeremy Clarkson, birkaç hafta sonra yeni bir programa başlayacak. Muhtemel yayıncılar ITV, Netflix ve Amazon. Haber, Clarkson’un “Biz ettik, sen etme, geri dön” diyen BBC’yi geri çevirmesinin hemen ardından geldi.