Yeni Fransız milli takımı

Derdimiz maç muhabbeti yapmak değil ama taşları yerinden oynatan vahşi Paris saldırısının ardından gelin şu fotoğrafa biraz daha dikkatli bakalım. İçinde ırkçılık, bencillik ve vefa hikayeleri, belki biraz umut bulacağız.
Yeni Fransız milli takımı

Uygulama: Levent Yılmaz

Paris’teki Fransa Almanya maçı başlamadan hemen önce futbolcuların verdikleri toplu fotoğrafa bakan Fransızların bazılarının tablodan çok da memnun olmadığını biliyoruz. Fransa’da milli takıma ya da altyapı takımlarına “ırk kotası” uygulanması bile tartışıldı geçtiğimiz beş yıl içinde. Ülkenin bir kısmı Afrika kökenlilerin, Müslümanların, Martiniklilerin ve çeşitli coğrafyalardan gelen göçmenlerin artık kalıcı olduğunu, onları “özgür ve eşit kardeşleri” olarak görmeleri gerektiğini bir türlü kabul edemedi.

Elle dergisinin geçen ay siyasette kadın eksikliğini yansıtmak için başlattığı Photoshop destekli kampanyadan ilham aldık ve Fransa tarihinin en büyük terör saldırısının başlamasından 20 dakika önce milli takımın verdiği pozu, ırkçıların isteyebileceği hale getirdik. Hiçbir ırksal ibareyi göz önünde tutmadan, sadece futbolcuların geldikleri coğrafyalara bakarak karede sadece “Fransız Fransızları” bıraktık, takım dört kişi kaldı.

Şimdi orijinal fotoğrafa biraz daha dikkatli bakalım.

Arka sıra soldan sağa ikinci ve üçüncü oyuncular, Anthony Martial ve Raphael Varane, Karayiplerdeki Fransız toprağı Martinik kökenli. Yanlarındaki Paul Pogba, Gine kökenli. “Köklerimi hiç unutmadım” diyor ama doğduğu ülkenin formasını giymekten gurur duyduğunu söylüyor.

Ön sıranın başındaki Bacary Sagna, Senegal asıllı ve Müslüman.

Onun yanındaki Antoine Griezmann terör saldırılarına rağmen devam eden maçın 80’inci dakikasında çıktı, yerine giren Ben Afra’nın babası, 1973’te Fransa’ya Tunus’tan futbolcu olarak gelmiş.

Griezmann’ın yanındaki Patrice Evra, Senegal’in başkenti Dakar’da doğdu, Babası Gineli, annesi Cape Verdeli.

“Beyaz” Griezmann’ın kardeşi o sahada top oynarken kız kardeşi Bataclan’daki saldırıdan ucu ucuna kurtuldu. Hemen iki sağındaki Lassana Diarra’nın “ablam” dediği kuzeni ise kurtulamadı, teröristlerce öldürüldü. Diarra, daha önce bir röportajında zor zamanlarında Afrikalı köklerinin kendisine güç verdiğini söylemişti. Şimdi o güce daha da fazla ihtiyacı var.

En sağda oturan ve milli takım flamasını elinde tutan ise Blaise Matuidi. Babası Angolalı, Annesi Angola göçmeni bir Fransız.

Adını saydığımız oyuncular, aslında Fransa’daki göçmen oyucu kuşağının şanslı isimleri. Her yıl binlerce genç okulundan yurdundan futbolculuk umutlarıyla koparılıp Fransa’ya getiriliyor fakat içlerinden küçük bir kısmı başarılı oluyor. Geri kalanları ise ülkelerine geri döndüklerinde gidecek bir okul, yapacak bir iş bulmakta çok ama çok zorlanıyor.

Peki bütün bunları neden sıraladık? Daha Diarra’nın ve yakınlarını kaybeden binlerce kişinin yaraları sıcakken Polonyalı ve Slovak liderler yangına körükle gitti ve AB’nin Müslüman mülteci almak konusundaki tavrını saldırılarla ilişkilendirdi.

Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker saldırıları sığınmacıların değil suçluların gerçekleştirdiğini söyleyerek yanıtladı ama yeni Polonya Dışişleri Bakanı Witold Waszczykowsk ağzının payını almamış olacak ki savaştan kaçan insanlardan bir ordu oluşturup ülkelerine geri yollamayı önerdi.

Bu ırkçılığın, sadece kendi çıkarına bir mülteci akışını kabul eden bencilliğin tüm Avrupa’da kök saldığını, bundan sonra mültecilik meselelerinin derin değişiklere uğrayacağını öngörmek güç değil.

Şimdi sadece “Avrupalı Avrupalılar” değil, göçmenler de çevrelerini ve sosyal medya hesaplarını Fransız bayrağının üç rengine boyuyor. Oysa daha nisan ayında IŞİD hayranı Boko Haram’ın Kenya’da 148 kişiyi, Nijerya’da da yüzlerce kişiyi öldürmesinin ardından o bayrakları hiçbir yerde göremedik. Hatta sanırım çoğumuz Nijerya ya da Kenya bayraklarını tanımakta bile güçlük çekeriz.

NOT: Mesut Özil’li, Emre Can’lı, Podolski’li, İlkay Gündoğan’lı, Boateng’li Almanya milli takımı da göçmen oyuncular konusunda Fransız takımından çok farklı değil.

 

FRANSA

Fransa Katar dostluğu, saraylar, uçaklar

Fransız Devlet Başkanı François Hollande’ın G-20 zirvesi programını iptal etmesinden daha doğal bir şey olamaz. Üstelik, Hollande büyük bir nezaketle ülkesi teröristlerce vurulmuşken maliye ve dışişleri bakanlarını Türkiye’ye yolladı.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de terör saldırıları nedeniyle Fransa’ya yapacağı tarihi ziyareti ertelemişti. 

Ancak son dönemde Fransızların 24 savaş uçağı sattığı, önemli ekonomik ortakları Katar Başbakanı el-Tani programını iptal etmeyerek Pazar günü Paris’e uçtu. Sanırız, bekleyemeyecek kadar acil meseleleri var.

El-Tani üç günlü ziyaret sonunda Avusturya’ya uğrar mı bilinmez. Fransa daha geçen hafta, Viyana konsolosluğunun bulunduğu Neoklasik  saray Palais Clam-Gallas’yı kocaman bahçesiyle beraber, masrafları gerekçe göstererek Katar’a sattı.

Doğudan ya da güneyden gelenler, cepleri doluysa çok da sorun teşkil etmiyor gibi.