Askıdaki hukuk, filistin askısındaki demokrasi

Cumhurbaşkanının görev süresini bilmiyoruz. Tutukluların yakınlarını ziyaret hakkı olup olmadığını bilmiyoruz. Yakınlarının, avukatlarının mahkumları ziyaret hakkı olup olmadığını bilmiyoruz. Buna da hukuk devleti diyoruz.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresi kaç yıl? Beş? Yedi?
Cevap önemli değil. Hiç değil.
Önemli olan bunu bilmiyor oluşumuz! Osmanlılar da sultanların görev süresini bilmezlerdi, Allah ne kadar ömür verdiyse. Fakat, Allah’ın verdiği ömür kadar tahtta kalma, bir hukuk ilkesiydi. Yani sultanların durumu daha hukukiydi. Cumhurbaşkanı’nın görev süresini bilmeyen ülke “hukuk devleti”nden bahsedemez. Hukuk askıdadır.
Cumhurbaşkanı’nın görev süresini niye bilmiyoruz? Süreç, Anayasa Mahkemesi’nin ünlü 367 kararıyla, toplantı yeter sayısının, karar yeter sayısından fazla olması gerektiği sonucuna varan kararıyla başladı. Ağır bir “hukuksuzluk”, seçim-referandum süreçleriyle savuşturulmaya çalışıldı. 367 kararını veren ve uzlaşmasızlığı esas alan aklın tasfiyesi sağlanacağı söylemine yaslanılarak, hukuksuz denilen hamleye aynı akılla cevap verildi. Niye? Çünkü gerektiğinde kendi hukukunu askıya almak, hukukun kendi ayağına değil, muhalefetin ayağına dolanmasını sağlamak, egemen aklın her zaman ana tercihidir; ona “egemen” denilmesinin nedeni bu zaten. 

** 

İnsanlar kaç yıl tutuklu kalabilir? Bilmiyoruz.
Cevap önemli değil. Hiç değil.
Önemli olan bunu bilmiyor oluşumuz. Ceza hukuku sisteminin tartışmaya asgari ve yoruma sıfır yer bırakacak şekilde düzenlenmesi gerekirken, en temel kurumlarından birinin, tutukluluğun süresini bilmiyor oluşumuz, yine “hukuk devleti”nden bahsedilemeyeceği anlamına gelir. Yani, hukuk askıda. 

** 

Tutukluların hakları neler? Bunu da bilmiyoruz. Tutuklusuna göre değişiyor! Bu hafta içinde CHP’nin eski genel başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a geçmiş olsuna gitti. Adabı muaşerete uygun her şey. Fotoğraf güzel, sohbet güzel. Fakat bir tuhaflık var: Baykal, Başbakan’dan bir ricada bulunuyor: Cezaevindeki bir tutuklunun (Mehmet Haberal) hasta yatağındaki annesini ziyaret etmesini sağlamasının memlekete de yararlı bir iş olacağını söylüyor. Sıcak bir mesaj olur, ortam yumuşar, filan. Başbakan, Adalet Bakanı ile konuşacağını söylüyor. Bazı gazeteler, bu yönde talimat verdiğini de yazdı. E konuk ricası kırılmaz, değil mi?
Şimdi! Bir tutuklu, ölüm döşeğindeki annesini ya da başka bir akrabasını ya da dostunu, sevdiğini ziyaret edebilir mi, edemez mi? Normumuz nedir? Edebiliyorsa ricacı olmak da neyin nesi? Edemiyorsa ha keza. Bu iki büyük devlet adamı bunu konuşurken ne konuştuklarını bilmiyor olamazlar. İkisinin de bildiği şey, konuşulmayan şey: Hukuk askıda. Belirsizlik ana yönetim tarzı. “Hukuk devleti” denilen yerlerde, tutukluların, mahkumların hakları, onlar için ricacı olabilecek hatırlı insanların varlığına bağlı olabilir mi hiç? Hukuk askıdaysa olur. 

** 

Mahkumların hakları neler? Bunu da aslında bilmiyoruz.
Bir mahkûm (Abdullah Öcalan) yaklaşık beş aydır avukatları ve yakınlarıyla görüştürülmüyor. Koster bozuk. Herkes susuyor. Bir hukuk devletinde, bir mahkûmun kimlerle, ne zaman, nasıl görüştürülebileceği kurallara bağlıdır. Sevilen mahkûm, sevilmeyen mahkûm ayrımı hukuki bir ayrım değildir. Devletin yakın zamana kadar oturup konuştuğu, mektuplaştığı bir mahkûmun birden bire tecrit altına alınması nasıl mümkün olur? Basit. Hukuk askıdadır. 

** 

Türkiye Cumhuriyeti, bir olağanüstü hal rejimi olarak kuruldu, öyle yaşadı, öyle yaşıyor. İktidara gelen herkes, oy tabanı ne olursa olsun, meydanlardaki söylemleri ne olursa olsun, kendilerini kendi ilan ettikleri hukukla hiçbir zaman bağlı hissetmediler. “Hukuk” ilanı da, “Hukuk”un askıya alınması da bir egemenlik işlemi, işlevidir. İdam edilmişler için gözyaşı dökmek, Dersim’den özür dilediğini söylemek askıdaki hukuku ve yürürlükteki olağanüstü hal uygulamalarını örtmeye yetmez. Hukuk, demokrasi, duygulardan değil, eylem ve işlemlerden teşhis edilir; tesisi de aynı yolla olur. 

** 

“Ergenekon” tutuklusu ya da mahkûmuna yapılanlara sadece ulusalcılar, sosyalist tutuklu ya da mahkûmlara yapılanlar sadece sosyalistler, İslamcı tutuklu ya da mahkûmlara yapılanlar sadece İslamcılar, Kürt/PKK/KCK’li tutuklu ya da mahkûmlara yapılanlar sadece Kürt/PKK/KCK’liler ve onları haklı görenler karşı çıkıyorsa, “hukuk devleti” de, gasp ettiği hakları devletten geri alma, yani demokrasi de uzak bir ufukta demektir. İkisi de devletlerin ihsanı değil, mücadelelerin kazanımlarıdır.