Hukuk, biraz hukuk!

Anayasa Mahkemesi hukuku keşfe çıkmış gibi görünüyor. Pazara kadar mı, mezara kadar mı göreceğiz.

Anayasa Mahkemesi ne yapıyor? Son kararlar, hükümeti kızdıran kararlar, “hukuk” gözetilerek üretilmiş gibi duruyor. Öyleyse “yüksek” mahkeme, hukuku keşfediyor diyebiliriz, görünüşe göre. Fakat sevinmek için yeterli mi? Aynı Anayasa mahkemesi, kentsel dönüşüm yasalarını, uygulama haksız mülk transferi ve kamu mülklerinin yağmasını tamamladı tamamlayacakken, o da kısmen “düzeltir”ken ne acele etmiş ne de adalet idesi peşinde hukuk üreticiliğine soyunmuştu. Dostlar karar verirken görsün diyordu örneğin o kararında en fazla.

Anayasa Mahkemesi'nden Adalet Bakanı maddesine iptal

Hükümet çok kızıyor. Kızıyor da işine çok iyi geldiği için 12 Eylül hukukunun hüküm sahiplerinin elini güçlü tutan her kurumunu müdafaa ve muhafaza ederken başına gelecekleri bilmiyor muydu? Bilmez olur mu hiç? Utanılması gereken yüzde 10 barajını savunurken, Terörle Mücadele Yasası’nın çuvala sığmayan mızraklarından bazılarını göstermelik olarak tıraşlayıp, kalanını koltuğunun altından ayırmazken, idare mahkemeleri kararlarını lüzumsuz ve kötü bir meyhane şarkısıymış gibi duymazdan gelirken, hangi hukukun mirasçısı olduğunu bilmemesi mümkün mü hiç? Çok kızmış gibi yaptığı paşaların hukuk üretme tarzını tevarüs etmişken?

Anayasa Mahkemesi kararı geriye doğru işlemiyor

Şimdi kızıyorsa aslında çok şımartılmış olduğundan: Nice hukuksuz, temel hak ihlali için büyük gedikler açan ya da mevcut gedikleri kapatılamaz hale getiren düzenlemelerini görmezden gelen mahkeme, şimdi tekerine küçük küçük taşlar koyuyor ya, “Aramıza kara kedi mi girdi” diye sorması ondan…

Anayasa Mahkemesi’nin hatırlamaya başladığı hukuk, pazara kadar mı, mezara kadar mı göreceğiz. Pazara, yani mevcut düşman kardeşler çekişmesi bitene kadar, mezara, yani “Adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun” şiarı ayakta kaldığı sürece… 

Anayasa Mahkemesi'nden Elektronik Haberleşme Kanunu'na kısmi iptal

Evet, Anayasa Mahkemesi’nin “hukuk” keşfe başlaması dikkate değer. Değer de sevinmek için yeter mi kim emin olabilir? İktidar, olağanüstü hukukun duble yollarını pervasızca döşerken, tek güvenilecek yerin Anayasa Mahkemesi’ymiş gibi kalması, iktidar partisi dışındaki siyasal partilerin tribün yapmaktan başka fonksiyon üretemiyor görünmesi, hayli ürkütücü değil mi? Hukukun zayıflığı değil çünkü sorunumuz, siyasetin zayıflığı aslında. Anayasa Mahkemesi’nin tezahürat yaratan her kararı, siyasi işleri mahkemelere gördürmeyi huy edinmiş sistemin zaaflarının zafer gibi sunmasından başka anlama zor gelir. Adaletsizliğin çölünde, “Hukuk, biraz hukuk” diye kıvrananları heyecanlandıran seraptan ötesi zor çıkar çünkü, siyaset de mahkemelere kalmışsa.

Güleriz ağlanacak halimize dedikleri bu olsa gerek.