Aşk yolunda her şey mübahtır

Bir ilişkiye evrilen online flörtler çoğunlukla benzer bir gidişat gösteriyor. Herkese açık bir forumda bir tanışma ya da facebookta arkadaş ekleme sonrasında, özel mail ve mesajlaşmalar başlıyor. Bunu fotoğraf alışverişi, whatsapp'a geçiş, telefonda birbirinin sesini duyma, mac'iniz varsa facetime ve sonunda dışarıda buluşma...

İlişkilerimizi artık en çok facebook, twitter, whatsapp, SMS üzerinden yürütüyoruz. Ya elimizde cep telefonu bir koltuğa uzanıyor ve Whatsapp’ı açıyoruz ya da bilgisayarın başına geçip facebookta yeni arkadaş arıyoruz.

Bu yazıyı yazmaya oturduğum cumartesi akşamında whatsapp’tan iki mesaj geldi ve ben şimdi merakla gidip onlara bakıp yanıt verecek ve ondan sonra oturacağım yazıma. İzninizle…

Geldim. Merak ettiniz tabii değil mi? Kim bana ne yazmış olabilir, ben ona ne yanıt vermiş olabilirim. Her şeyin göz önünde yürümesine alışmamıza ve bunu da artık neredeyse ister olmamıza rağmen, yine de bazı şeyleri kendimize saklamalıyız sanırım. Evet yazımıza devam edelim.

1980’lerde internet üzerinden haberleşmek soğuk ve gayriinsani gelirdi hepimize. Ama 1990’larda internet erişiminin yaygınlaşması ve internetin bir virus gibi bütün evlere ve işyerlerine girmesiyle, insanlar arasındaki duygusal paylaşımlar bu mecrada da yaşanmaya başlandı. En başta kesin bir şekilde reddeden, burun kıvıranlar bile bugün birçok şeyi konuşmak yerine yazarak paylaşıyor ötekiyle. Kitleler halinde internette aşık oluyor, bugüne kadar kimseyle paylaşmadığımız sırlarımızı paylaşıyor ve hatta siberseks yapıyoruz.

Kendisi yurtdışında, eşi İstanbul’da yaşayan bir danışanım anlatmıştı. Her ikisinin de evlerinde oldukları zamanlarda skype’ı açıyor, laptopun ekranını salona döndürüp günlük hayatlarına devam ediyorlar. Durmadan konuşmak değil yaptıkları. Biri örneğin günün yorgunluğuyla elinde uzaktan kumanda uyuklarken, diğeri kitabını okuyor ve bazen birbirlerine bir şeyler söylüyorlar. Tek eksik birbirlerine dokunamamaları…

Aşkı ve cinselliği yüzyüze değil de, internet üzerinen yaşamak başlangıçta uzmanlar tarafından patolojize edildi. Bu iletişim-özürlü ve yalnızlaşmış insanlar sanal dünyadaki sahte ilişkilerle, yarım yamalak kendilerini tatmin etmeye çalışıyorlardı uzman görüşüne göre. Bir anlamda bağımlılık düzeyinde ilişkiye ihtiyaç duyuyorlardı ve hayal dünyasına kaçmak dışında da ellerinden bir şey gelmiyordu.

21. yüzyılla birlikte hazzı, tutkuyu internet ve akıllı telefonlar yoluyla bulmaya ve yaşamaya çalışmak gittikçe daha normal görülmeye başladı ve bu konuda birçok araştırma da yapıldı. Artık yalnızca utangaç insanların baş vurduğu bir iletişim biçimi olmaktan çoktan çıkmıştı online ilişkiler. O nedenle ilişki terapistlerinin daha ilk seansta danışanlarına internet ve akıllı telefon alışkanlıklarını sormaları da gayet normal oldu.

Nette diğer taraftaki kişiyle ilgili ilk izlenimimiz, eğer facebook üzerinden iletişmiyorsak, yazılan metne bağlı veya ek olarak whatsapp’taki gibi sağ üst köşedeki küçücük resim ya da fotoğrafla sınırlı. Bedensel özelliklerinden bağımsız bir etkilenme söz konusu yani başlangıçta. Bir kişinin çekiciliği, nasıl iletişim kurduğuna, dostane mi, eğlenceli mi, hazır cevap mı, duyarlı mı, kendini anlatırken veya yanıt verirken ne kadar yetenekli olduğuna bağlı.

İlk tanışma sürecinde yazılanın görsel ve duysal olarak değerlendirilmesinin yapılamaması, yalnızca utangaçlar için bir kolaylık değil. Belli önyargılı değerlendirmelerin mümkün olmaması, dikkatin dilsel ifadeye odaklanmasına neden oluyor. Böylece burnu, kaşı, gözü, ayağındaki ayakkabı gibi bizi yanıltabilecek ayrıntılara takılmıyoruz. Farklı bir ifade tarzı, ilginç bir stili ya da yalnızca yazım kurallarına uyması bile ilgi çekmek ve olumlu bir etki bırakmakta önemli olabiliyor. Yazılı dil yetisi bir çekicilik kaynağına dönüşebiliyor böylece.

Sözlü iletişimde zaman baskısı varken ve söylediğimizi söylenmemiş yapmamız mümkün değilken, yazılı iletişimde göreceli olarak daha rahatız. Kendi yazdığımızı okur, beğenmezsek siler ya da düzeltebiliriz. Söylemek istediklerimizi daha iyi formüle etmek için zamanımız var. Çekingenliğimizi bir kenara çok daha rahat bırakabiliriz. Anonim kaldığımızda, örneğin bir müstear isimle sanal dünyada var olduğumuzda, daha rahat risk alır, kişisel bilgilerimizi çok daha rahat verir ve daha korkusuzca flört edebiliriz.

Tabii ki online iletişim duygusal hayal kırıklıklarına ve kandırmacalara da açık bir alandır. Ama insanlar artık 90’lı yılların başlarına göre çok daha dürüst ve açık var olabiliyorlar online dünyada. Yine de yaşta ve kiloda kimi estetik kaydırmalar söz konusu olabilir, ki bu kadarı da oluversin zaten. Sonuçta kimse offline bir karşılaşma olasılığını baştan kaybetmek istemiyor sonuçta.

Bir ilişkiye evrilen online flörtler çoğunlukla benzer bir gidişat gösteriyor. Herkese açık bir forumda bir tanışma ya da facebookta arkadaş ekleme sonrasında, özel mail ve mesajlaşmalar başlıyor. Bunu fotoğraf alışverişi, whatsapp’a geçiş, telefonda birbirinin sesini duyma, mac’iniz varsa facetime ve sonunda dışarıda buluşma.

Her iletişim mecrası değişikliği bir dönüm noktası gibi algılanıyor insanlar tarafından. Facebook’ta flört ettiğimiz kişi bakalım telefon numarasını verecek mi? Telefonda konuşurken de söyleyecek bir şeyimiz var mı birbirimize? Ses tonu, gülüşü hoşumuza gidecek mi? Bir medyadan diğerine geçiş teklifinin reddi ilişkinin de bitmesi anlamına geliyor çoğunlukla.

Sonuç olarak internet sayesinde başka türlü tanıma olanağı bulamayacağımız binlerce insana ulaşabilme şansına sahibiz. Anonim kalmanın ve fiziksel olarak belli bir mesafede olmanın koruyucu şemsiyesi, çok daha rahat ve bağlanma korkusu olmadan iletişim kurma şansı doğuruyor. Nihayete ermeyen ilişkiler çok daha az can yakıyor bu sayede.

Böyle uçucu, kaçması kolay flörtlerin heyecanlı olduğu kesin, ama tabii ki kokusuyla, teniyle, sıcaklığıyla karşımızda duran sevgilinin yerini tutması da mümkün değil. İnsanlar en nihayetinde internetteki yazılı flörtü daha sonra dokunabileceği, sarılabileceği bir sevgilinin hayaliyle yapıyor.

Facebook vb alanlarda başlayan ilişkileri değersiz, ahlaksız olarak yaftalamak ve küçümsemek sanırım doğru değil. Anne babaların uygun bulduğu biriyle evlenmek zorunda kalmaktan çok daha iyi değil mi her halükarda? Günümüz temposunda, günde sekiz saatten daha fazla çalışan ve birkaç saatini de trafikte geçiren insanlar yeni birileriyle nerede tanışacaklar da bir ilişki söz konusu olacak? Rahat koltuğunuza kucağınızda lap topunuz, yanınızda akıllı telefonunuzla yerleşip, kahvenizi veya bir kadeh kırmızı şarabınızı da eksik etmeden küçük zararsız flörtler etmenizde ne gibi bir sakınca olabilir? Kendimizi iyi hissetmekten başka.

Üstelik belki de o sohbetler, süperegonun rahatça bir kenara bırakıldığı online ilişkiler, hayal gücümüzü harekete geçirmemizi, baskıdan muaf bir dile sahip olmamızı ve eğer bu sözlü flört bir ilişkiye evrilirse çok daha özgürce sevişebilmemizi sağlar, kimbilir?