Babaya isyan!

Türk halkı büyümeye karar verdi, ergenlik çağının tipik tepkisi mızıldanmayı bir kenara bıraktı ve sesini yükseltti.

Sonunda Türk halkı da büyümeye, erişkinliğe adım atmaya karar verdi.
Dün geceyi (Cuma) Taksim’de değil de evde Twitter’dan neler yaşandığını şaşkınlıkla okuyarak geçirdiğimi utanarak itiraf etmeliyim. Utanarak diyorum, çünkü ben orada değildim. Şaşırdığım ise tabii ki devletin tepkisi değil, halkın bu kez yüksek sesle hayır demeye cesaret etmiş olmasıydı.
“Evet, isyan!” dedi bu kez çocuk, elinden tek gelen babasına itaat etmek ve tek hedefi ileride itaat etmesini beklediği kendisi gibi çocuklar yetiştirmek olan bu halk. Ben her zamanki gibi, çevreye duyarlı üç beş insanın orada toplanacağına, polisin ‘rutin müdahalesi’ sonrası insanların ‘dağılacağına’ ve bu durumun hiçbir yerde haber olmadan ya da gazetelerin haber sitelerine girdikten çok kısa bir süre sonra yukarıdan gelecek ‘rica’yla sayfadan çıkarılacağına ve hayatımıza kaldığımız yerden devam edeceğimize emindim.
Yanıldım.
Murat Belge Berlin Duvarı yıkılırken Berlin’de olduğunu anlatmıştı bir yazısında. Yanlış anımsamıyorsam duvar yıkılırken o ve arkadaşları bir Türk restoranında oturmuş Marksizm üzerine tartışıyorlarmış. Ben de evde oturmuş elimde biram sosyal medyadan olanları izledim.
Ama bu sabah (Cumartesi) yazımı bitirip evden çıkmak için sabırsızlanıyorum.
Freud en önemli eserlerinden biri olan Totem ve Tabu’da kabile topluluklarında çocukların babalarına isyanını anlatır. Baba kabiledeki bütün kadınları kendine saklıyordur. Buna isyan eden çocuklar birlik olup babayı öldürürler ve iktidarı ele geçirirler. Bir anlamda özgürlüğe, hayatlarının kontrolünü ellerine almaya, uygarlaşmaya doğru atılan ilk adımdır bu isyan.Türk halkı da bunu yaşıyor İstanbul’da başlayan ve diğer şehirlere yayılmaya başlayan isyanında.
Alman ZDF televizyonu, “barbar dediğimiz Türkler doğa için savaşıyor” diye yayın yapıyor. Tabii ki Freud’un Totem ve Tabu’suna bir atıf değil bu. Ama isyan etmeyi beceremeyen Türkün uygar dünyadan bakıldığında nasıl görüldüğünün basit ve net bir anlatımı. Ergenliğe girmemiş çocuk barbardır. Anlaşılmaz bir şekilde bağırıp çağırır, sağa sola saldırır. Sonra ne yaptığına kendi de şaşırır ve susar. Ama artık Türk halkı büyümeye karar verdi, ergenlik çağının tipik tepkisi mızıldanmayı bir kenara bıraktı ve sesini yükseltti.
Freud aynı kitapta, çocukların sıkışmışlığın verdiği cesaretle yaptıklarından suçluluk duyup korkuya kapıldıklarını da yazar. Ergenlik çağı babaya edilen isyan, kendi kimliğini bulma çabası yolunda baş kaldırma ve bunu yaparken de duyulan korku dolu suçluluk duygusu demektir. Anne-baba ergenin yetişkin olmasına izin vermedikçe artan suçluluk duygusuyla geri çekilir ve iç içelik dediğimiz şemanın kıskacında gelişmemiş benliğiyle mutsuzluğa mahkûm olur. Düne kadar Türk halkının da yaşadığı buydu toplumsal olarak. Kendi istek ve ihtiyaçlarını alçak sesle ifade etmeye çalışırken işittiği azarlardan sinip oturmak. Oysa şimdi onbinler yasak olanı yapıyor ve Boğaz Köprüsünü yürüyerek geçip Gezi Parkı’ndaki ağaçlara, ‘ihtiyacı olan gaza’ doğru koşuyor. Ben de yazımı editörüme mail’leyip çıkmaya hazırlanıyorum, dilimde “ey kanıma çakıllar karıştıran isyan!” dizesi.
Bu isyan basit bir tepki değildir, Gezi Parkı’ndaki ağaçların gövdelerine sarılan insanların korumaya çalıştığı kendi kökleri ve gelecekteki uygarlaşmış hayatlarıdır.